Sözlüklere giren “Kafkaesk Durum” ilk olarak nasıl ortaya çıktı – Michael Löwy

Kafka’nın eserinin “dindışı aydınlatma” gücü kuşkusuz ki bu eserin yirminci yüzyıl kültürü üzerindeki olağandışı etkisinin nedenlerinden biridir. George Steiner, her zamanki keskin görüşüyle, Dava üzerine –ama aslında Kafka’nın diğer yazıları için de geçerli olan– bir yorumunda şunu saptamıştı:

devamını oku>

“Bu seninle son söyleşimiz…” Bahtiyar Ol Nazım – Vera Tulyakova

Geçen sefer, mezarının yanı başındaki mavi bankta seninle oturmuş sessizce fısıldaşırken önümüzden yaşlı bir kadın çalımla geçmişti. Bana biraz küçümser bir bakış atıp yoluna devam etmişti. Birden onun kuvvetli sesini duymuştum: “Yeryüzünde bir kadın yaşıyordu. Sonra ona bir taç giydirdiler. Şimdi ise çıkarttılar tacı. Geriye sadece kadın kaldı.”

devamını oku>

Amin Maalouf: Benim gözümde aklın özgürlüğünden daha değerli bir şey yok

Zamanımıza damgasını vuran manevi bunalım üstüne, kimi zaman “ayar noktalarının yitimi”nden ya da “yön yitimi”nden söz ediliyor; pek katılmadığım açıklamalar bunlar, çünkü yitik ayar noktalarının, unutulmuş dayanışmaların ve geçerliliklerini kaybetmiş meşruiyetlerin “yeniden bulunması” gerektiğini akla getiriyorlar;

devamını oku>

Virginia Woolf’un Ailesi, Çocukluk ve Gençlik Yılları – Mina Urgan

Kendini öldürmeden birkaç ay önce, 22 Aralık 1940’da da, her zaman sevdiği annesinden ve hiçbir zaman sevmediği babasından hayranlık ve sevgiyle söz eder:“Ne kadar güzeldiler onlar, o yaşlı insanlar… Yani babamla annem demek istiyorum. Öyle sade, öyle açık seçik, tedirginlikten öyle uzaktılar ki…”

devamını oku>

Ahmet Ümit: “Aşk, bana imkânsıza ulaşma çabasıymış gibi geliyor”

ahmet ümit“Geçecek, her şey geçer, hepsi geçer. Hatta sonra, çok sonra anılar hükmünü yitirdikten, onu iyice unuttuktan, içindeki acının yerini kocaman bir boşluk aldıktan, keşke geçmeseydi dedikten sonra, keşke acısını bir hastalık gibi yüreğimde taşısaydım desen bile geçer.

devamını oku>

Babaya Mektup: Mutlak duyarsızlığın, benim için daima anlaşılmaz oldu – Kafka

Koltuğundan dünyayı yönetirdin. Senin fikrin doğruydu, başka her fikir deli saçmasıydı, aşırıydı, anormaldi. Diğer taraftan senin özgüvenin öylesine güçlüydü ki, tutarlı olmak zorunda bile değildin ve buna rağmen hep haklı çıkıyordun.

devamını oku>

Tezer Özlü: Ve bana ölümsüzlüklerin sonsuz acıları kaldı…

Bıraktım. Bıraktım. Hepsini, kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım. Ama hiçbiri kendi dünyalarını anlayamadı. Ve bana ölümsüzlüklerin sonsuz acıları kaldı. Ya da sonsuz bağımsızlıkları. Bu kadar duyguyu nasıl taşıyacaktım?

devamını oku>

Oğuz Atay: Şurasını iyi biliniz ki bazı şeyler sorulamaz insana

Ebedi aşk nedir? İkimizin de ‘yapacak hiçbir şeyi olmamak’tan başka ortak özelliklerimizin bulunması mıdır? Anlıyorum, yıllarca süren zorunlu bir yalnızlıktan sonra nasıl olur da bu kadar titiz davranabilirsin? diyeceksiniz.

devamını oku>