Category Archives: Edebiyat – Literature

Erich Remarque: “Çocuklar!” diyorum, Ne öğreteyim sizlere? “Evlerinize gidin. Bugün okul yok.”

RemarqueSabah oluyor. Sınıfıma gidiyorum. Ellerini kavuşturmuş küçükler sıralarına oturmuşlar. İri iri gözlerinde çocukluk yıllarının o ürkek şaşkınlığı henüz duruyor. Bana öyle güvenle ve inanarak bakıyorlar ki! Kalbim tıkanacakmış gibi oluyor birden.

Ne öğreteyim sizlere? Yirmi yaşında içinizin boşalıp kavruk kalacağınızı, gelişmenizin en verimli çağında mahvolacağınızı ve acımasızca sıra malı olmaya zorlanacağınızı mı söyleyeyim?

İnsanlar Tanrı ve insanlık adına zehirli gaz, demir, barut ve ateşle birbirlerini boğazladıkça bütün öğrenim ve kültürün, bütün bilimlerin acı bir alaydan başka bir şey olmadığını mı anlatayım? Sizlere, bütün bu korkunç yıllarda temiz kalmış küçük yaratıklara ne öğretebilirim ben?

“Hayır, bir ziyaretçiyim ben” Halil Cibran’dan Hikaye: Deli

Halil CibranBir deliler evinin bahçesindeydi, solgun yüzlü, güzeller güzeli, yüreklere hayranlık veren delikanlıya rastladığım.
Ve oturduğu sıraya, yanıbaşına iliştim ve dedim, “Neden buradasın?”
Ve bana şaşkınlıkla baktı ve dedi, “Yersiz bir soru bu, ama yine de cevaplayacağım. Babam beni kendi kopyası yapmak istiyordu, amcam da. Annem bende görkemli babasını görmek istiyordu. Ablam uzak denizlerin yolcusu kocasının benim için izlenecek en iyi örnek olduğu kanısındaydı. Ağabeyim iyi bir atlet olmamda ısrarlıydı, tıpkı kendisi gibi. “Ve öğretmenlerim de, felsefe doktoru, ve musiki üstadı ve mantıkçı; herbiri benim aynadaki kendi yansımaları olmam konusunda kararlıydı.

Kahraman Tazeoğlu: “Pişman değilsin biliyorum / Beni hep bulmamak için aradın”

Kahraman TazeogluSeni içimden terk ediyorum

Binmediğim hiç bir otobüs
beklemediğim hiç bir durak
kalmadı bu şehirde
gittikçe azalıyor hayat
neyi erken yaşadıysam
hep ona geç kalıyorum
sana göçüyorum her sonbahar
yolların çıkmıyor aşkıma
unuttuğun yağmurların adı saklımda
seni içimden terk ediyorum

“Yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına…” Çağdaşımız Shekespeare – Onat Kutlar

ShakespeareNedendir bilemem. Abdala malum olur. Günlerdir mektup bekliyordum birinizden. Karşılık almıyacağımı bildiğim sorular sormak değil, gerçek bir mektuba karşılık vermek istiyordum. Alçak sesle de konuşsan, karşında gerçek bir yüz gerekli. Bu yüzden pazar akşamı Zeynep’e telefon edip adıma geldiğini söylediği mektubu okumasını rica ettim. Darüşşafaka’lı İbrahim Altmsay’ın on yıl öncesinden seslenen yüzü gene güzel şeyler söylüyordu ama ben, sizlerden biriyle konuşmak istiyordum. Bu sabah, yani pazartesi günü, karanlık bir güz haftasını başlatan kahvaltı masasında, bir kahve içmeye uğrayan kardeşim cebinden, senin, «görülmüştür» damgasını taşıyan mektubunu çıkarınca birden önsezilerin gerçekle sık sık buluştuğu çocukluk günlerine döndüm.

Kime yazıyorsun bu mektubu? Elinde hiçbir adres yok! – Cemil Meriç

cemil mericÇıplak, sevimsiz, uçsuz bucaksız bir dağ: zaman. Kıracaksın onu, heykelleştireceksin. Kaos’u beşerileştiren: insan; insan, yani sanatkar. Hayat, herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya. İnsan, hayalleriyle Tanrı. Goethe, bunun için hatıralarına “Şiir ve Hakikat” adını vermiş.
Breton’lar ummanın derinliklerine gömülü bir beldeden yükselen çan sesleri duyarlarmış zaman zaman. “Benim içimde de böyle bir şehir var” diyor Renan. “Ama aradaki yarım asır, uzaktan gelen sesleri boğuklaştırıyor.”
Kim maziyi değiştirmeden anlatabilir ki? Kelimeleşmeyen “zevk-i tahattur”, bir rüya kadar soluk ve fâni. Ama yaşayan insanla, hatırlayan insan aynı mı?