Category Archives: Edebiyat – Literature

Franz Kafka’nın iki kez nişanlandığı Felice Bauer’e gönderdiği çizimler: “Bir zamanlar çok iyi bir ressamdım”

Kafka“O kadının kim olduğunu fazla merak etmiyordum, onu hemen olduğu gibi kabul etmiştim. Kemikli ve anlamsız yüzü, anlamsızlığını hemen ortaya koyuyordu. Boynu çıplaktı. Bir bluzu öylesine giyivermişti. Çok evcimen görünüyordu… Ona ilk kez dikkatli olarak otururken baktım, oturduğumda ise sarsılmaz bir fikre sahip olmuştum.”
“Çizimlerimi beğeniyor musun? Biliyor musun, bir zamanlar çok iyi bir ressamdım. Ancak daha sonra kötü bir öğretmenin yanında ortaokul seviyesinde resim yapmayı öğrenmeye başladım ve bütün yeteneğimi yitirdim. Bir düşünsene! Ama bekle, bir daha ki sefere gülmen için sana eski çizimlerimden bir kaç tane göndereceğim. Üzerinden yıllar geçen bu çizimler zamanında beni her şeyden daha fazla tatmin etmişti.”[Felice Bauer’e mektuplar, Gün Yayıncılık]

Cesare Pavese Günlüğünde Son Sayfa: İntihar düşüncesi alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik değil

Cesare PaveseGizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda. Yazıyorum: Ey, Sen, acı. Peki sonra?
Bütün gerekli olan, biraz cesaret.
Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşirse, yaşama içgüdüsü o kadar ağır basıyor ve intihar düşüncesi zayıflıyor.
Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde. Zayıf kadınlar yapmıştı bu işi. Alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik değil.
Tiksiniyorum bütün bunlardan.
Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım.

Orhan Veli ve Sait Faik’in birbirine yazdığı mektuplar

Orhan Veli
Orhan Veli’nin Sait Faik’e gönderdiği mektuplarından biri
Orhan Veli: “Bir şair ilkin okunmaz. Sonra yalan yanlış okunur. Daha sonra klasik olur, klasik olanı okumak adettir. Yalnız, ilk günlerden kalma birkaç hayranı vardır. Ömrünün sonuna kadar da görüp göreceği rahmet budur.”

Dostoyevski’nin Avrupa seyahati sonrasında kaleme aldığı ilk izlenimler: “Almanlar kendini çok beğenmiş…”

DostoyevskiDostlarım, sizlere yurt dışı izlenimlerimi anlatayım diye kaç aydır sıkıştırıp duruyorsunuz beni. Oysa, bu diretişinizin beni çıkmaza soktuğundan haberiniz yok. Ne anlatacağım size? Batı üzerine şimdiye dek bilinmeyen, söylenmemiş, yeni ne anlatabilirim? Biz Ruslardan hangimiz (yani hiç değilse dergiydi, gazeteydi okuyanlarımızdan hangimiz, demek istiyorum) Avrupa’yı Rusya’dan iki kat daha iyi bilmeyiz? Ayıp kaçmasın diye iki kat diyorum, aslında on kat daha iyi biliriz Avrupa’yı. Üstelik, size anlatacak bir şeyimin olmadığını; sırasıyla görmediğim için (kimi şeyleri görmüş olsam bile, incelemeye fırsat bulamadım) şöyle düzgün bir biçimde hiçbir şeyi anlatamayacağımı da çok iyi biliyorsunuz.

“Bunlara katlanamadığı için öldürür insan kendini…” Alay – Albert Camus

Albert-Camusİki yıl oluyor, yaşlı bir kadın tanımıştım. Bir hastalık geçiriyordu, bu hastalıktan öleceğini sanmıştı. Tüm sağ yanına inme inmişti. Yalnız bir yarısı bu dünyadaydı, öbür yarısı şimdiden yabancıydı kendine. Kımıl kımıl, geveze bir ihtiyarcıkken, sessizliğe, kımıltısızlığa gömmüşlerdi onu. Uzun günler boyunca yalnızdı, okuması yazması yoktu, pek bir duyarlığı da yoktu, tüm yaşamı Tanrıya yöneliyordu. İnanıyordu ona. Bunun kanıtı da bir tespihi, kurşundan bir İsa heykelciği, bir de mermer çamurundan bir çocuğu taşıyan bir Aziz Yusuf heykelciği bulunmasıydı. Hastalığının iyileşmez olduğundan kuşku duyuyordu, ama hiç de gerektiği gibi sevmediği Tanrı’ya güvenerek, kendisiyle ilgilensinler diye iyileşmez olduğunu söylüyordu.