Category Archives: Edebiyat – Literature

Ece Ayhan: “Tarih, öyle ayağa filan kalkınca görülebilecek bir şey değildir!”

ece ayhanDüztarih‘ özel deyimi; geçmiş olguları, olayları ve oluşları pek de kurcalamadan, (iktidarların dışında kalınmayarak) irdelemeden ve (otopsi yapar gibi neşterle) deşmeden olupbitenlere bakmaktır bence. Zaman zaman yazıp dururum; tarih’i, dünyada ve özellikle bizim bu pürtüklü gözüken ama temelde uslu Ortadoğu coğrafyasındaki tarihimizi, bugüne kadar hep sarışınlar yazagelmiştir, iktidar’da, ‘yukarı’da, bulunan sarışınlar yani. (“Tarihi sarışınlar yazmıştır” ya da “Bütün Osmanlı tarihçileri sarışındır! ” gibi) (“Tarih, devletçe tutuklanmış kültürdür” deniyor genelde.

“Bazen hakikati örten perdenin bir ucu sıyrılıyor…” Son Meclis – A. Hamdi Tanpınar

ahmet hamdi tanpinarÇok eski, devri bilinmeyen bir imparatorluğun taht salonu. Salonun dibinde geniş, kıymetli taşlar kakılmış bir taht üzerinde imparator oturmaktadır. Uzun ve mücevherlerle süslü bir külah, sert, uzun sakal ve bıyıklar, ağır silâhlar, zırhlar. Sağ tarafta veliahdı ve birinci vezir, sol tarafta ikinci vezir ayakta beklerler. imparatorun ve onların arkasında sıyrılmış kılıçları omuzlarında, kalkanları ellerinde muhaftz askerler vardır.

“Burada daha ne kadar öleceğim?” Metinler – Nilgün Marmara

Nilgün MarmaraSonra buradan giderdim bir hiç için, nasıl hiç nedensiz dökülüp de yollara vardımsa şu doğa kucağına ve birden buralı doğumlu, buralı yaşamışlı nasıl duyabildiysem benimi, öyle kolayca bir başka belde de kabullenebilir beni ve hep bulurum yeni güneşler, yeni dağlar, yeni denizler, yeni sevi titreşimleri, hiç yardımsız. Düşüneceğim bu buluntuların ne kadar sonsuz olacağından başka hiçbir şey ve yaşamın tüm kolaylığı içindeki erişilmez gizem ve güçlük…

Metin Altıok‘un son yazısı: İnsan kirlenmesi çift yönlü, bir bölümü toplumsalsa, diğer bölümü bireyseldir

Metin AltıokSonsuzca çeşitlenen bir olanaklar yumağı olarak bütün verimini -olanca cömertliğiyle sunan yaşam, insan için en değerli ödüldür. Doğumla başlayan yaşam, doğal bir sonuç olan ölüme kadar; insanı duygusal ve düşünsel planda durmadan devindiren bir dinamo görevi yapar. Yaşam kutsaldır. Ne var ki bu kutsallık yaşamın insanla bütünleşmesiyle anlam kazanır. İnsanın dışındaki canlılar yaşamın zenginliğidir; ama insan yaşamın anlamı demektir. Çünkü insansız bir yaşam ölçütsüz kalır ve hiçleşir. Öyleyse insanla yaşam bir bütünün ayrılmaz iki öğesi gibidir.

Cemal Süreya: Yapılacak bir şey var; değerliyi değersizden ayırmak, ayıklamak…

Cemal SüreyaBugün sanat hayatımızda tam bir değer karmaşası var. Bu konuda tuhaf, biraz da güldürücü bir anarşi içindeyiz. Kim değerli, hangi şair soylu, hangi romancı sanatının gereklerini daha iyi yerine getiriyor, belli değil. Geçenlerde Cumhuriyet gazetesinde Ümit Yaşar’ın çağımızdaki en iyi şair olduğunu okumuştum. Ümit Yaşar’ın iyi bir şair olmasını bir yana bırakalım, iyi şiir okuru bile olup olmadığı pek belli değil. Sahte bir veraset ilamıyla konduğu Orhan Veli’nin terekesini hecenin en kof tezgâhlarına atmaktan gayrı bir suçu ya da varlık nedeni olmayan bu zavallı ve sempatik çocuğu düşününüz.

Gri Yağmurlar, Ölü Kuşlar ve Yakamozlar – Erol Anar

erol anarGri yağmurlarla ıslanıyordu/ kent, insanlar ve ölü kuşlar/ Ve yalnızca o kız kalmıştı geriye/gözlerinde hüzün ve yakamozlar…
Son günlerde kent, her sabah yeni ölümlerle uyanıyordu. Hava iyice grileşmişti. İnsanlar da. İnsanlar insan değildiler, sıvası dökülmüş duvarlara benziyorlardı. Ve her yeni ölüm gördüğünde, o kızın gözbebeklerindeki yakamozlar biraz daha donuklaşıyordu. Ölüm ve yaşam: işte bütün kötülükler, çirkinler, iyilikler ve güzellikler bu iki ince çizgi arasinda gizliydi. Kontrolünü yitirdiğiniz ve dörtnala uçuruma doğru koşan bir attı zaman. At zamandı, siz yaşamdınız ve uçurum da ölüm. Her şey işte bu kadar basitti.