Bertrand Russell’e göre Mutluluk Nedir?, Mutlu Olmak için Önemli Olan Dört Şey

Yitirilmiş bir amaç mutlu yapmaz kişiyi. Ama arada sırada sağlanan başarının değeri vardır. Bu bana şunu anımsatıyor. Mutlu olmak istenirse kendinden başka şeylerle ilgilenmenin önemi çok büyüktür. Hele ihtiyarlayınca.

Lord Russell, mutlu görünüyorsunuz. Her zaman böyle mi idiniz?
Bertrand Russell — Hem mutlu, hem mutsuz zamanlarım oldu. İhtiyarladıkça mutluluk dönemlerimin uzadığım görüyor, şanslı sayıyorum kendimi.

Bize en mutsuz dönemlerinizden söz eder misiniz?
İlk gençlik çağlarımdır. Sanırım bu yaştakilerin pek çoğu mutsuzdur. Arkadaş yoktur, konuşacak kimse yoktur. Yaşantıma son vermeyi düşünürdüm, kendimi zor tuttuğumu sanırdım ama pek aslı yoktu bunun. Tabiî mutluluktan pek yoksun duyardım kendimi. Ama belki de yarı yarıya mutsuzdum. Bir düş bana gerçeği anlattı. Ölüm derecesinde hastalanmıştım düşümde. Garip, Bailoll’un üstadı ve Platon’un çeviricisi, aile dostumuz, pek bilgin Profesör Jowett, başucumda idi. Hayli dokunaklılıkla ona «Ne ise ki bir avuntum var, bütün bunları birazdan bırakıp gideceğim.» diyordum. O da bana özellikle çığırtkan sesi ile «Hayatı demek istiyorsunuz?» diye cevap veriyordu. Ben, «Evet hayatı» diyordum. O da, «Biraz daha yaşlanınca bu saçma sapan sözleri bırakacaksınız» diyordu. Uyandım ve gerçekten bunlardan bir daha söz etmedim.

İstediğiniz için mi mutlu oldunuz, yoksa kendiliğinden mi geldi mutluluk?
İşim sözkonusu olunca bana bağlı idi. Gerisini de, tepkilerime, rastlantıya bıraktım. Herhalde işimde mutlu olmak için yaptığım planı harfi harfine izledim.

Ama mutluluğu tepki ve rastlantılara bırakmanın iyi sonuçlar verebileceğine inanıyor musunuz?
Şansa bağlı. Sonra bu, çok kez işinizdeki başarıya da bakar. Sözünü ettiğim ilk gençlik çağından yıllar sonra düşkün bir dönem yaşadım; işimde en küçük bir adım bile atmadan önce çözümlemem gereken bir sorun, beni yerime çivilemişti çünkü. İki yıl, en küçük başarıya ulaşmadan bu sorunla uğraştım. Bu yüzden çok acı çektim.

Mutluluğu neler yapar sizce?
Önemli bulduğum dört şey var.
Birincisi belki de “sağlıktır.
İkincisi bizi yoksulluğa düşmekten koruyacak araçlar.
Üçüncüsü, başka insanlarla mutlu ilişkiler.
Dördüncüsü de çalışmada başarı.

Sağlığa bu kadar önem veriyorsunuz demek?
Öyle sağlık durumları vardır ki mutluluğunuza gerçekten engeldir. Kimisi ruhunuza işler, perişan bir yaratık yapar sizi. Canınızı dişinize takıp dayanacağınız acılar da vardır; bazılarına da hiç dayanamazsınız.

Sağlığın mı mutluluğa eriştireceğine yoksa mutluluğun mu sağlığa kavuşturacağına inanıyorsunuz?
Doğru olanı, sağlığın mutluluğa eriştireceğidir. Ama tersi de var. Mutlu bir kişi daha az hasta oluyor.

Güzelce uyuduğunuz bir geceden sonra kendinizi, fena geçirdiğiniz bir geceden daha mı mutlu duyarsınız?
Elbette.

Şimdi de paradan söz edelim.
Önemli ama, alışılana bağlı her şey. Yoksulluğa alışkanlık istediklerinize gem vuracaktır. Büyük bir geliriniz yoksa zenginlik alışkanlığı sizi mutsuzluğa sürükler.

Bundan kazanç tutkusu doğmaz mı?
Anlıyorum. En varlıklılar bile yoksullar yurduna düşmekten korkarlar. Çok kez görülen bir duygudur bu.

Yani çok para mutluluk için yeterli olmuyor mu?
Olmuyor tabiî. Para asgari bir gereksinme. Başka şeyler düşünmek gerek. Eğer düşünemezseniz çok sıkılırsınız.

Üçüncü nokta olarak başkalarıyle ilişkilerden sözettiniz. Önemi yönünden gerçekten üçüncüsü müdür?
Değildir elbette. Deneylerim doğru ise, birincisi, ya da sağlıktan sonra İkincisidir.

«Başkalarıyle ilişkiler»le ne demek istiyorsunuz?
Bence bunun anlaşılmaz bir yönü yok. Arkadaşlık, sevgi, çocuklarla ilişkiler, başkalarıyle içtenlik. Bu ilişkiler, mutlu olmadıkça yaşam zordur.

Çalışmaya gelelim. Başarıya ulaşmış çalışma-, bunun yeri üstün müdür sizce?
Söz konusu olan enerjik biri ise çok üstündür. Kimizaman boş veren insanlar vardır; bunlar için çalışma pek kaygı sayılmaz. Ama insanın enerjisi varsa, onu harcamanın yollarım aramalı; bunun için de en uygunu çalışmaktır. Tabiî, çalışmanız umulan sonucu vermezse mutsuzluğa kapılırsınız. Ama başarılı olursa günleriniz daha dolu olur, işiniz mutluluğunuza çok şey katar.

Çalışma türünün de rolü var mıdır bunda?
Sanmam ki olsun; yalnız bazı sakat uğraşılar vardır. Örneğin benim politbüro üyesi olmam gibi; biraz da endişe verici bir iştir bu; her ne ise…

Bu gibi işler insana güç vermez mi? Bunu serenler de var.
Seviyorlarsa bir diyeceğim yok.

Görevin küçüklüğü ya da büyüklüğünün önemi var mı?
Yaradılış sorunu… Büyük işlere kendilerini verdikçe mutlu olanlar var. Bazıları da orta karar bir işle yetiniyor. Ama, gördüğümüz işin, sonuç verebilmesi için, yeteneklerimiz ölçüsünde’olması gerek.

Bu dediklerinizden, tembellikte huzur bulunacağı, küçücük bir işle bile yetinilebileceği anlamı çıkıyor.
Biliyorum; ama deneylerim beni yanıltmıyorlarsa gerçekte, mutlu olmanın yolu bu değildir. Dört başı mamur, bütün zorluklara karşın başarılmış bir işin mutluluğuna sınır yoktur; bir tembelin de bu tür bir mutluluğa kavuşabileceğini sanmam.

Size, daha az bir zekâ ile daha çok mutlu olabileceğinizi söyleselerdi, tepkiniz ne olurdu?
Red ederdim. Biraz daha zekî olmak pahasına kıvancımı yitirmeye hazırım. Yok yok. Zekâyı seçerim.

Felsefenin mutluluğa katkısı olduğuna inanıyor musunuz?
Evet, eğer felsefe sizi ilgilendiriyorsa ve yeteneğiniz varsa. Yoksa inanmam. Ama masonluk için de aynı şey söylenebilir… tabiî iyi bir masonsanız. Eğer size uygun ise, her türlü uğraşı sizi mutlu yapacaktır.

Peki, mutluluğa karşı olanlar nedir?
Çok var. Söz konusu ettiğimiz dört unsurun karşısında olan etkenleri kabul etsem de! Mutlu olmak isteyenlere derim ki, fazla tasalanmayın. Bu bakımdan ihtiyarladıkça hayli başarı sağladım. Tasalanmamak için pratik bir sistem buldum kendime. «Dur bakalım diyorum. En kötü ihtimal nedir?» sonra da «Eh, diye düşünüyorum, yüz yıl sonrasına göre bu da o kadar vahim değil; hattâ sanırım en küçük önemi bile kalmayacak.» Böyle düşünürseniz rahat edersiniz. Eğer kendimize birtakım kaygılar yaratırsak bize hoş görünmeyen bazı olaylara karşı koymaktan çekiniyoruz demektir.

İstediğiniz an tasadan kurtarabiliyor musunuz kendinizi?
Pek değil, ama gene de başarabiliyorum.

İstek konusundaki görüşünüz nedir?
İstek; ha, evet. Hastalananlar bile var bunun için. Ressam Haydon’ı anımsıyorum; büyük bir sanatçı değildi ama öyle olmak isterdi. Güncesine bakın ne yazmış: «Kendimi Rafael ile kıyaslayarak berbat bir sabah geçirdim.» Durumundan hiç de yakınmamaları gereken pek çok kimseler, ötekilerde benden fazlası var, diye tasalanırlar. Bir başkasının arabasını daha alımlı, bahçesini daha güzel bulurlar, ya da daha yumuşak bir iklimde yaşamanın hoş olacağını, ne bileyim, filancanın yaptığı işin daha çok beğenildiğini düşünürler, vb. Ellerindeki değerlerden yararlanacak yerde başkasında daha çok var düşüncesiyle zevklerini kendilerine haram ederler. Vız gelmeli oysa.

Ama isteğin iyi yönü yok mu? Komşunun yaptığının bizimkinden iyi olduğunu düşünmek, bizi daha çok çalışmaya itelemez mi?
Doğru, ama, daha kötü iş çıkarmaya ve özellikle başkalarının işine burnunuzu sokmaya da iteler sizi. Bir başkasını geçebilmenin iki yolu vardır. Birincisi ileri atılmak, ikincisi rakibi arkada tutmak.

Can sıkıntısı önemli midir?
Çok önemlidir. Hem sıkıntı yalnız insana özgüdür de diyemeyeceğim, hayvanat bahçesinde maymunları gördüm, sanki can sıkıntısı denemesi yapıyorlardı. Ama sanmam ki bu, başka hayvanlarda da görülebilsin. Sıkıntı yüksek bir zekânın belirtisidir. Bunun da önemi çok büyüktür. Uygar insanlarla ilişki kuran vahşilerin alkole saldırışlarında görüyoruz bunu. İncirden, Evanjil’lerden hattâ mavi boncuklardan önce geliyor alkol. Alkol istiyorlar, çünkü alkol bir süre sıkıntıyı unutturuyor.

Ama nasıl kurtulunur sıkıntıdan? Şu iyi eğitim görmüş genç kızlara bakın. Evleniyorlar, evleriyle uğraşmaktan gayrı ne kalıyor yapacak?
Bu toplumsal sistem bir başarı değildir. Kişisel bir davranışın da bunu pek değiştirebileceğini sanmam. Ama verdiğiniz örnek bu sistemin bize uygun olmadığını pek güzel gösteriyor. Herkes, yetenek ve yaratıcılığı oranında yararlı olmaya çalışmalı. Oysa eğitim görmüş modem genç kızlar kendilerini gösteremiyorlar. Toplum böyle istiyor.

Mutlu olmak istersek, hayal kırıklığına uğramamak için bizi bir şeyler yapmaya iteleyen nedenleri iyice bellememiz gerekmez mi?
Gerekir. Öylelerini bilirim ki gözlerini kin bürümüştür ve ülküleri için, yaptıkları işin yüceliğine inanmışlardır. Böyleleri, birinden ya da bir gruptan nefret ettiklerini ve gerçek nedenin de bu olduğunu bilseler, belki de daha mutlu olurlar.

Pek çoklarının mutsuz olması, kendilerini kötüye kullanmalarından.
Evet, bu da var.

Kaderin sillesini yese de insan mutlu olabilir mi? Mademki sizin de başınızdan geçti, hapishanede diyelim.
Hiç de mutsuz değildim hapiste. Tabiî beti birinci bölümde idim. Hapishane hayatının sertliği duyulmaz bu bölümde. Ne de olsa tutuklanmak, kafası ile çalışmaya alışmış birisi için çok zordur. Bu durumda el işçisi olmak daha iyidir; aydınsal faaliyet yoksunluğu daha az duyulacaktır.

Siz hapse yararlı bir ilke uğruna girdiğiniz inancında idiniz. Bu koşullar içinde mutlu olmak, buna lâyık olmaktan daha mı kolay sizin için?
Şüphesiz. Aynı cezaya bir kaşık çaldığım için çarptırılsaydım çok üzülürdüm, çünkü… bu şerefsizliğe lâyık olduğumu kendim de görecektim. Ama ben hiç de şerefsizlik duymadım.

Çünkü, bu bir ilke sorunu mu idi?
Evet.

Uğruna ve sayesinde yaşanan bir ilkenin mutlulukta katkısı olacağını sanır mısınız?
İyi kötü başarmak şartıyle evet. Yitirilmiş bir amaç mutlu yapmaz kişiyi. Ama arada sırada sağlanan başarının değeri vardır. Bu bana şunu anımsatıyor. Mutlu olmak istenirse kendinden başka şeylerle ilgilenmenin önemi çok büyüktür. Hele ihtiyarlayınca. İnsan kendini çıkar beklemediği işlere verdikçe küçük yaşantısının çerçevesinden kurtulur ve geleceği umursamaz. Her an son bulabilecek bu yaşantı akla getirilmez. Son günlerini huzur içinde geçirmek isteyenler için işte çok önemli bir nokta.

İnsanlara uzun ve mutlu yaşamaları için yapılan bütün bu öğütlere ne dersiniz?
Çok yaşamak, tıbbî bir sorundur. Bu konuda ne diyeceğimi pek bilemiyorum. Sistem yazarlarından tomarla mektuplar alıyorum. Onları dinlese idim, ne olduğu belirsiz haplarını yutardım ve saçlarım kapkara olurdu. Ama memnun mu kalırdım acaba? Çünkü saçlarım ağardıkça insanlar anlattıklarıma daha çok inanıyorlar.

Bertrand Russell
Dünya Görüşüm

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe ve Psikoloji
Friedrich Nietzsche’nin yanılgısı neydi? – Fatih Yaşlı

Bu soruyu yanıtlamak aynı zamanda hayatın Nietzscheci olumlanmasının yetersizliğini ve...

Kapat