jump to navigation

Rüya, Kabus ve Uyku | Psikanaliz’de rüya yorumu, Freud ve Jung Temmuz 15, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi (REM) adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan, görsel ve işitsel algı ve duygulardır. Rüyaların biyolojik içeriği, işleyişi ve maksatları tümüyle anlaşılmış değildir. Rüyalara “duyusuz algı”nın bir türü veya nesnesiz algı olarak da bakılabilir. Çeşitli inanışlara ve tahminlere de neden olan rüyalar, her zaman için ilginç ve yoruma açık bir konu oluşturmuşlardır. Farklı psikoloji ekollerinin, parapsikologların ve deneysel spiritüalistlerin rüyaları farklı biçimlerde açıklama çabaları olmuştur. Rüyaların işleyişinin açıklanması bilimsel topluluğun genel kabulüne göre varsayımlar düzeyinden öteye pek gidememiş olup, rüyalar halen esrarını korumakta olan bir inceleme alanını oluşturmaktadır. adını alır.

Toplam okunma (6899) Bugün(1) Son okunma tarihi (09 September 2010)

Aldatılanın ve Aldatmanın Psikolojisi – Prof. Dr. Nevzat Tarhan Mayıs 27, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Genel Kültür - General Culture, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Depresyona etki eden olaylar arasında aldatmanın zannedilenden daha büyük yeri vardır. Hatta depresyona sebep olan en önemli olayların başında cinsel sadakatsizliğin geldiğini söyleyebiliriz. Ondan sonra ise eşin ölümü gelmektedir. Yani eşin aldatması, onun ölümünden daha çok psikolojik yaralanmaya neden olmaktadır. Aldatılıp da depresyona girmeyen az sayıda insan vardır. Eşinin başka birine ilgi duyduğunu ya da kendisini aldattığını öğrenen kişi, çok öfkelenir, kendini değersiz ve sevgiye layık olmayan biri gibi hisseder. Bu ruh hali, onun misilleme yapmasına neden olabilmektedir. Cinsel aldatma yaşayan kişilerin en çok yaptıkları hata budur. Aldatılan kişinin “Madem sen beni aldattın, ben de seni aldatırım” düşüncesiyle hareket etmesi, yanlışı düzeltmek değil, bilakis başka bir yanlış daha yapmaktır. Geleneksel aile yapımızda aldatılan kişinin, ki bu genellikle kadındır, bu şekilde intikam aldığı pek görülmez.

Toplam okunma (4921) Bugün(2) Son okunma tarihi (09 September 2010)

Çatışma Teorisi Bağlamında Depresyonun Sınıfsal Karakteri – Dr. M. Ruhat Yaşar Mayıs 24, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Depresyon, sosyal yaşamı sarsan ciddi bir sosyal problemdir. İncinebilirlik ve yaşanan stresler, ruhsal hastalıkta önemli bir rol oynadığından, sosyo-ekonomik faktörlerin ve yaşam tarzının depresyon üzerinde belirleyici bir etkisi vardır. Sosyal yapının üretim tarzı ve iktisadi ilişkiler tarafından belirlendiğini ileri süren çatışma teorileri sınıf ilişkilerinin sosyal yaşamın niteliğini ve toplumdaki ruhsal sağlığı karakterize ettiğini ileri sürer. Bu makalede eşitsiz bir tabakalaşmanın ve düşük sınıf pozisyonun bireylerin incinebilirliği ve yaşam zorluklarını arttırarak depresyona neden olabileceği, çatışma perspektifi açısından sunulmaktadır.

Toplam okunma (8808) Bugün(4) Son okunma tarihi (08 September 2010)

Bazı rahatsızlıklar hakkında genel sağlık bilgisi Mayıs 9, 2010

Posted by cafrande.org in : Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Enfarktüs (kalp krizi)
Kalbi besleyen büyük damarlardan birinin aniden tıkanması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Enfarktüs krizi geçiren hasta; kalp bölgesinde ani bir ağrı hisseder. Nefes almakta zorluk çeker. Yapılacak ilk iş, hastanın 45 derece bir meyille oturmasını sağlamaktır. Sonra; vakit geçirmeden doktor çağrılır. Enfarktüs krizini atlattıktan sonra kesin istirahat ve doktorun dediklerine uymak şarttır.

Toplam okunma (9576) Bugün(1) Son okunma tarihi (09 September 2010)

Psikanaliz | Freud’un Gelişim Dönemleri, İçgüdüler, İd, Ego ve Süperego Nisan 7, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Freud’un bilincin çeşitli katmanlarından bahsettiği kuramı “Topografik Zihin Modeli” Bilinç Sevyesi (Buzdağının su yüzeyinden görünen kısmı): Bilincinde olduğumuz her türlü düşünce ve algılar bilinç aşamasını oluşturuyor. Bu düşünce ve algılar farkındalık eşiğinin üzerinde kaldıklarından kendilerini açıkça belli ediyorlar.
Ön Bilinç Sevyesi (Su seviyesinin hemen altı): O anda bilincinde olmasak da hemen bilince aşıyabileceğimiz anılar ve dünya bilgilerini kapsıyor. Bu aşama, bilinçle bilinçaltı arasında bir tür geçiş aşaması görevi üstleniyor. Bilinçaltı (Suyun altında geri kalan kısmı): Bilinçaltında farkında olmadığımız korkular, kabul göremez cinsel arzular, mantık dışı istekler, vahşet yönelimleri, utanç verici deneyimler, bencilce istekler ve ahlak dışı dürtüler bulunuyor. Buzdağı benzetmesinde, buzdağının en büyük alanını oluşturuyor. Freud, insanın doğası gereği şiddet ve cinselliğe yönelik utanç verici dürtüler barındırdığını iddia ederek, bilinçaltımızda bu fikir ve dürtülerin koğuşlandığını belirtiyor.

Toplam okunma (6315) Bugün(5) Son okunma tarihi (08 September 2010)

Radyasyonun İnsan Sağlığına Etkileri | ‘Güvenlik Eşiği Yoktur’ John William Gofman Söyleşisi* Mart 31, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

John William Gofman, Kaliforniya Üniversitesi (UC) Berkeley’de Tıp Fiziği emeritus profesörüdür, UCSF Tıp Bölümü’nde ders vermektedir. Gofman, 1940’larda Berkeley’den Fizik As PhD’sini alırken uranyum-233’ün yavaş ve hızlı fizyonlanabilirliğini kanıtlamıştır. Robert Oppenheimer’ın isteği üzerine Manhattan Projesi için plütonyum üretimine (o zamanlar plütonyumdan çeyrek miligram dahi bulunmuyordu.) yardım etmiştir. 1946’da (doktora çalışmaları sırasında “gerçek doktoru” en iyi şekilde temsil eden doktora öğrencisine verilen) Gold-Headed Cane Ödülü’nü kazandı, UCSF’den Tıp Doktorasını aldıktan sonra koroner kalp hastalığı araştırmalarına başladı. Atom Enerjisi Komisyonu (AEK), bütün nükleer radyasyon türlerinin sağlık etkilerini değerlendirmek için 1963’de Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’nda Biyomedikal Araştırma Birimi’ni kurmasını istedi.

Toplam okunma (6535) Bugün(1) Son okunma tarihi (08 September 2010)

Şaşırtıcı derecede karmaşık ve komplike bir organ; insan beyini, yapısı ve görevleri Ocak 22, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Olağan üstü bir organ olan insan beyni ortalama olarak 1,36 kg ağırlığında beyaz ve boz renkte olup, beyin zarıyla çevrili olarak kafa tasının kemikten mahfazası içinde bulunur. Görmemizi, işitmemizi, dokunarak hissetmemizi, koku ve tat almamızı (beş duyumuzu kullanarak) sağlayan odur, tüm duyguların düşüncelerin, kararların ve hayallerin oluştuğu yer de beyindir. Gülmek, ağlamak, sevmek, yürümek veya koşmak açlık veya susuzluk hissetmek gibi eylemler yanında, nefes almak, terlemek, besinleri sindirmek gibi isteğimiz dışındaki eylemleri kısacası, hayatta her şeyi onun sayesinde yaparız. Bir anlamda, hayatla beyinin eşdeğer olduklarını söyleyebiliriz, hatta ölümün yasal triflerinden biri de elektroensefalograf aletinde, beynin etkinliklerini yitirdiğinin görülmesidir.

Toplam okunma (6730) Bugün(7) Son okunma tarihi (08 September 2010)

Bir Freud-Kohut Karşılaştırması: Dinden Dönme mi, Sinerji mi? – Michael Franz Basch Ocak 22, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Pek çok psikanalist için Kohut’un Freud psikanalizinden ayrılışı kendilik psikolojisi olarak bilinen sunuşu (1971) ile değil; bize sık sık söylediği gibi,  kendince en önemli katkısı olan ‘İçebakış, Eşduyum ve Psikanaliz’ (1959) ile daha önce başlamıştı. Bu denemede Kohut, psikanalizin özünün, eşduyumsal anlamaya giden yolda analistin hastanın psikolojik yaşamına girmesi yoluyla, hastanın sözcüklere dökülmüş içebakışlarının daha derin anlamlarına doğru işbirlikçi bir atılımla, insan düşüncesi ve güdülenmesinin araştırılması olan ve eşduyumsal anlamayı sağlayan, Freud’un psikanalitik yönteminin keşfinde yattığını gösteren tarihsel ve epistemolojik kanıtları ortaya koymuştu.

Toplam okunma (6873) Bugün(4) Son okunma tarihi (08 September 2010)

Psikanalizin Tarihçesi (2) – Sigmund Freud | Psikanalizin akıbeti, bu bilime karşı direniş gösteren Avrupa’da belirlenecekti Ocak 18, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy , add a comment

 <<Öncesi] Psikanalizin yayılması uğrunda Zürih psikiyatri ekolünün, özellikle Bleuler ve Jung’un gösterdiği büyük hizmetlerden ötürü şimdiye kadar tekrar takdir ve teşekkürlerimi belirttim. Koşulların alabildiğine değişik olduğu bugünkü durumda da aynı şeyi yapmaktan geri kalmak istemem O zamanlar bilim dünyasının dikkatini psikanaliz üzerine çeken başlıca etken, Zürih ekolünün psikanalize arka çıkmasıdır diye bir şey elbet söylenemez. Gerçek etken, kuluçka döneminin sona ermesi ve dört bir yanda psikanalize giderek artan bir ilginin gösterilmeye başlamasıydı. Ama her yerde bu ilgi, psikanalizi çokluk şiddetle yadsıma kılığında kendini açığa vururken, Zürih’te psikanaliz karşısında takınılan tutumun temelini tam bir benimseme oluşturmuştu. Ayrıca başka bir kentte Zürih’teki gibi mükemmel bir taraftar kitlesi bir araya gelmemiş, başka hiç bir yerde resmi bir klinik psikanaliz araştırmalarının hizmetine verilmemiş, psikanalizi bağımsız bir ünite olarak psikiyatri öğretim kapsamına alan bir klinik hocası başka hiç bir kentte çıkmamıştır.

Toplam okunma (9955) Bugün(1) Son okunma tarihi (09 September 2010)

Psikanalizin Tarihçesi (1) – Sigmund Freud | “On yıl gibi bir süre tek başıma Psikanaliz üzerine çalıştım” Ocak 12, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Sağlık Bilgisi - Health İnformation , add a comment

Freud, psikanalizin görüşlerinden sapma gösterip psikanalizin ilkeleriyle bağdaşmayan düşüncelerin kendisinin bulguladığı psikanaliz adı altında sunulmasından aleyhindeki kimselerin yararlanacağını düşünmekte ve psikanalizin, psikanalizle uğraşanların bile üzerinde anlaşamadığı keyfi ve bilimsellikten uzak bir nesne olduğunu kanıtlamaya kalkacaklarından çekinmekteydi. Dolayısıyla, bilimsel polemiklere girmekten hoşlanmadığı için, istemeye istemeye Psikanalizin Tarihçesi’ni yazmaya karar vermiş, psikanalizin gelişim tarihçesinde ki güçlü mantığa dayanarak kurduğu öğretinin ana kavramlarını bir kez daha açık seçik ortaya koymak, beri yandan Adler ve Jung’un öğretilerini ele atıp özleri bakımından psikanalize aykırı düştüğünü, bu yüzden psikanaliz adının bunlar için söz konusu edilemeyeceğini göstermek istemiştir.

Toplam okunma (6885) Bugün(3) Son okunma tarihi (09 September 2010)

Sayfalar: 1 2 3 4 5 sonraki >