06
Haz
A » + | -

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Nazım Hikmet’tiin Piraye, Kemal Sülker, Orhan Kemal, annesi ve teyzesine hapishaneden yazdığı bazı mektupları 45. ölüm yıl dönümü anısına yayınlıyoruz.  Aşağıdan okuyabilirsiniz

 

Piraye’ye Mektuplar (Nazım Hikmet)
saat 21-22 şiirleri

ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının…
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık…

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

23 eylül 1945

o şimdi ne yapıyor
şu anda, şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
– hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!.. –

o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
– her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!.. –
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?

o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?…

26 eylül 1945

bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.

ufak iş bizimkisi.
asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması…
insanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık…

1 ekim 1945

dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı…

6 ekim 1945

bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
benim bağırasım gelir : – “p î r â y e ,
p î r â y e !..” – diye…

5 kasım 1945

çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar…
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar…

12 kasım 1945

damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
uludağ’da, zirvede kar
ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
ovada kavaklar soyunuyor.
ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak…

1945 yılı aralık ayının dördü

ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına…
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin kadını…

5 aralık 1945

delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem…

6 aralık 1945

onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
– çürüyen diş, dökülen et -,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…

12 aralık 1945

ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta…
öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam…
tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal iznik gölüne gidiyorlar.
havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var…

şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
“- ata binmesini de bilmezsin,” – diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı…
ve ikiniz de uzaktasınız…

Nazım Hikmet’den Orhan Kemal’e

Râşid evlâdım,
Mektubunu aldım. Bundan önce de gönderdiğin hikâye kitabını ve dergileri almıştım. O hikâyeler dergisinin başka bir sayısı daha elime geçmişti. Sana sevinilecek iki şey söyliyeyim mi? Bazı teknik kusurlarına rağmen o kitaplardaki hikâyelerin hemen hemen hepsi güzeldi, vaadediciydi. Bugünkü hikâyeciliğimiz ana hattında gayet doğru bir yol tutmuş. Bu bir. İkincisine gelince, içlerinde en güzeli, en kusursuzu, hele bir tanesi küçük bir şaheser, senin hikâyelerdi. Ellerin ve gönlün nur olsun Raşid. Beğendiğin fotoğrafa gelince, iki üç yıl önce çekilmiş bir resimdi. Nerden ve nasıl ellerine geçmiş bilmiyorum. Zaten yalnız fotoğraf değil bana söylediklerin bir çoğu için de aynı şaşkınlık içindeyim. şaşkınlık ve öfke. Her ne hal ise. Sabır ve tahammül gerek. Çıkmak bahsine gelince hiç ummuyorum. Buna da her ne hal ise.

 

Torunlarımı, gelinimi ve seni hasretle kucaklar beni mektupsuz bırakmamanı reca ederim canım kardeşim.

İmza: Nazım
Görüldü 27-10-949 Md. imza

(7 Ekim 949 Bursa Hapishane Kemal Sülker koleksiyonundan)

Nazım Hikmet’den Kemal Sülker’e

Kardeşim,

Mektubunuzu aldım, mektubunuz demek sıhhat haberiniz demektir, çoktandır ondan habersizdim, haber almış olunca sevindim…

Çıkarmak istediğiniz öteki kitap hakkında – Malzeme bakımından – size hiç bir faydam dokunmayacak. Çünkü hakkımda iyi, kötü yazılan şeyleri toplamağı, biriktirmeği şimdiye kadar akıl etmedim, bundan sonra da akıl edeceğim yok galiba.. Ne yalan söyliyeyim, beni, yazıcı olarak, muayyen durumları olan profesyonel münekkitlerin, yazıcıların hakkımdaki fikirlerinden ziyade, okuyucu kütlemin tenkitleri ilgilendirir. Onların fikirlerini alabilseydim, onlar yazsalardı bu yazıları toplardım, biriktirirdim ve elbette ki bizim kafaları dört köşe profesyonellerimizden çok daha bana terbiye edici, yol gösterici faydaları dokunmuş olurdu. Bununla münekkidin rolünü inkâr ediyorum sanmayın. Bilâkis münekkide, ama meselâ Nurullah Ataca, yahud Peyami Safaya değil, münekkide, hatta isterse sosyal bakımdan düşman safında olan, sahici münekkide her yazıcının elbette ki ihtiyacı vardır.

Müsveddeleri bir kere de bana göstermek iyiliğinde bulunacağınızı söylüyorsunuz. Buna pek sevindim. şundan dolayı ki, hakkımda yazılmış bir kitapta beni en çok ilgilendiren şey, şahsım hakkında düşünceler değil, inandığım şeylerin doğru verilmiş olmasıdır.

Günler geçiyor. Hayattan memnunum, zaten ondan hiç bir vakit şikâyetçi olmadım. Hayattan korkmuyorum ki şikâyetçi olayım ve ondan ümidimi kendim için ve kendimden önce insanlarım, sevgilerim için hiç bir zaman kesmiş değilim ki şikâyet edeyim.

Gözlerinden öperim kardeşim. Sıhhatli, ümitli ve iyimser olmanızı dilerim.

Nâzım Hikmet

(17.2.944 Bursa )

Nazım’ın annesine yazdığı mektup

‘Anacığım,
Bundan önceki mektubunu da almış hemen cevap vermiştim. Her halde eline ulaşmıştır. Sáre teyzeme, dediğin gibi mektup yazdım, içine Nimet teyzeme yazdığım mektubu da koydum. Her halde kendisine gönderir.

Ayşe’nin beni görmeğe gelmek istemesi pek hoşuma gitti. Kızcağızın aklında fikrinde böyle bir şey yoktu her halde, sen yalvarıp yakarmışsındır. Her ne hal ise, kızcağızı durup dururken rahatsız ettiğimi düşünmekle beraber onu görmekten memnun da olacağım. Ah, anacığım ‘gelecek bayramını evinde yaparsın inşallah’ diyorsun. Hiç sanmıyorum. Çünkü, bir kere, daha bayramlarca bayram buralarda kalacağımı biliyorum. Sonra, evim barkım mı var ki, çalacak kapım mı var ki. Günün birinde, belki beş on yıl sonra, sakat ve göçmüş burdan çıksam bile meskenim bekár odaları olacak. Ne diye bunları sana yazıyorum? Alışasın diye, hayale kapılmıyasın diye. Beni, bir kere ölmüş farzetsen, bunu kabul etsen, acısına bir kere katlanmış olursun ve her acı gibi bu da geçer, sonra alışırsın. Acılara ancak hapiste alışılmıyor, hapiste insan hiçbir şeyi unutamıyor, halbuki dışardaki insanlar için unutulmıyacak, alışılmayacak acı yoktur.

Bütün bunları sana, hakikati olduğu gibi görmen, hayallere kapılıp boşu boşuna üzülmemen için yazıyorum. Farzet ki, ben öldüm. Beni bir ölüyü düşünür gibi düşün, daha rahat edersin, daha az üzülürsün. Senin daha az üzüldüğünü bilmek de benim için bir bahtiyarlık olur.

İşte böyle anacığım. Ellerinden öperim, Nimet teyzemin gönderdiği parayı aldım. Dedim ya, kendisine Sáre teyze eliyle mektup da yolladım. Bir kere daha ellerinden öperim.

Oğlun

Nazım’ın teyzesine yazdığı mektup

Sevgili Nimet teyzeciğim

Göndermiş olduğunuz elli lirayı aldım. Çok çok teşekkür ederim. Tam zamanında yine hızır gibi imdadıma yetişti.

Size fotoğrafımı yollamıştım. Bilmem, elinize ulaştı mı?

Rahmi Bey eniştemin sıhhati nasıl? Bilhassa sevgi ve saygılarımı söyleyin. Bana karşı gösterdiği alákayı ömrümüm sonuna kadar unutmayacağım.

Burda günlerim hep birbirinin aynı geçiyor: Yatmak, kalkmak, okumak, yazmak, resim yapmak ve düşünmek. Romatizmalarla uykusuzluktan başka şikáyetim yok. Neş’emi, ümit ve inancımı kaybetmiş değilim. Her şeye rağmen memleketime, halkıma, dünyaya ve insanlara sevgim ve ümidim beni bedbinliğe düşmekten koruyor.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.
Sizi hasretle kucaklar, güzel ellerinizi öperim teyzeciğim.
Enişteme bir kerre daha sevgi ve saygı.

Şöyle bir kendimi toparlayayım da, size burada yazdığım şiirlerden bazılarını göndereceğim. Málum ya, hapishanede yazılan şiirler yanık olur.
Názım.

(Mektubumu alınca cevap verirseniz çok sevinirim. Hapis adam için her mektupta gelen bir hürriyet parçası vardır. N.H.)’

Toplam okunma (1949) Bugün(15) Son okunma tarihi (20 October 2014)

, , , ,

One Response to “Nazım Hikmet’ten mektuplar “İçimde ikinci bir insan gibidir/ seni sevmek saadeti…””

  • neriman varol

    nazım hikmet ya….ne demeli bilmem ki?söylenebilecek engüzel sözleri söylemiş;arkasından ona hayranlık duyulması dışında başka bişey bırakmamış.iyki gelmiş dünyaya,iyki aşkı onun cümlelerinde okumuşuz,onunla sevmişiz yaşadığımız fakat farkına bile varamadığımız duyguları…!

Yorum yaz

Arşivler