18
Nis
A » + | -

Platon’un diyalogları, O’nu edebiyatta bir klasik haline getirmiştir. O sadece bir filozof değil, bir şairdir aynı zamanda. Deha’nın da yazarıdır. Platon, öteden beri pek çok sanatçı ve şaire (özellikle de Romantik dönemde) ilham kaynağı olmuştur. Sadece saf formların filozofu, matematiksel filozof ve yaşama ilişkin dinî tavrından dolayı ruhsal güçler filozofu olarak değil; Muses ve sanat filozofu olarak da görüldü. Bununla birlikte Platon, siyaset felsefesinde sanat ve sanatçıya karşı bir hayli şüpheciydi. îdeal devlette, sanatlara karşı katı bir sansürü ve uyum sağlamayacak olan sanatçıların ihracını destekliyordu. Nasıl oluyor da tüm bunlar birlikte duruyor? Platon’a göre sanatların sahip olduğu bu muğlak rolün ardında ne var? Nedenler sayısız. Burada ve herhangi bir yerde yorumdan kaynaklanan problemler olduğunu baştan söyleyerek şu analizi yapabiliriz:

İlk önce şunu not etmeye değer ki Platon, Aydınlanmadan beri modern zamanlarda yaygın olduğu şekliyle doğru, iyi ve güzel ya da bilim, ahlak ve sanat arasında açık bir ayrım yapmamıştır. Modern zamanlarda l ‘art pour l ‘art, “sanat için sanat” sloganını buluyoruz; zira sanat ahlakî ve siyasal kaygılardan uzak ve bağımsız bir şey olarak görülüyor. Modern bir perspektiften bakıldığında sanatın sadece sanatsal kıstaslarla ele alınması gerektiğini; iyi veya doğru mu, yararlı veya yıkıcı mı diye sorulmaması gerektiğini söylemek anlamlı oluyor. Bir sanat yapıtı ahlakı ya da doğruyu yüceltmese dahi büyük bir sanat ürünü olabilir! Fakat doğru, iyi ve güzel arasındaki böylesi katı bir ayrım Platon’a göre makul değildi. Bilakis O, ideaların birbiriyle bağlantılı olduğunu söylüyordu: İdealar gibi, iyi ve güzel de iç içe geçmiştir. Güzel iyiyi işaret eder, iyi de güzeli. Sanat ahlaktan ayrı tutulamaz. Ahlak felsefesi ve estetik birbirinden ayrılamaz. Bir taraftan bu sanatçıların toplum için önemli olarak görüldüğü anlamına gelirken, diğer taraftan, Platon’un sanat (lar)a karşı ahlakî olarak nötr kalamayacağı anlamına geliyor.

Platon’un sanat görüşünü etkileyen idealar teorisiyle bağlantılı bir başka nokta daha vardır. Bu teoriye göre idealar, doğru gerçekliği temsil eder. Duyusal idrak dünyasındaki şeyler, bir biçimde ideaların yansımalarıdır. Bu şu anlama geliyor: Bir ressam, geyik çizdiğinde bir bakıma kopyanın kopyasını yapar. İlk olarak bir geyik ideamız var, daha sonra duyusal idrak dünyasındaki pek çok geyik var, son olarak bu idrak edilebilen geyiklerden birinin resmine sahibiz. Şu halde sanat ikincil değere sahip, hatta üçüncül; kopyaları kopya ediyor! Bu anlamda hakikat perspektifinden düşünüldüğünde sanatın çok yüksek bir kıymeti olmaz. Kopyalama ya da taklit fikri Platon’un sanat görüşünde temeldir. İdrak edilebilen şeyler idealırın kopyalarıdır, sanat yapıtları ise idrak edilebilen şeylerin kopyalarıdır. Fakat idealar idrak edilebilen şeylerin ve neticede idrak edilebilen şeyleri kopya edilen sanat yapıtlarının da idealleridir. Şu halde sanatçılar ideaları kopyalamaya girişmelidirler. Platon’un felsefesi göz önünde bulundurulduğunda bu engellenemez bir taleptir. Taklit olarak sanat teorisi (Yunanca: mimesis) sonuçta bir hakikat talebiyle bağlantılıdır; önce sezilir gerçeklikle ilgili olarak, sonra Platon’a göre hakiki gerçeklik olan ideal gerçeklikle. fakat insanoğlu, yaşam boyu eğitim sürecinde duyusal idrak dünyasındaki de­neyim ve idealara vukûfiyet arasında salınır durur. Bu, sanatçılar için de geçerlidir. İşte bu Platon’a göre bir sanatçının sadece idrak edilebilen şeyler değil de “doğrudan bir biçimde idealardan esinlenebileceğim tahayyül etmenin ı olduğunu açıklar. Sanatçı, böylece idealar için bir tür araç haline gelir. Fakat bu da Platon’a göre muğlaktır zira sanatçılar, filozofların entelektüel rehberliğinden yoksundurlar; sonuçta, ilham alan sanatçılar, kendilerine ne olduğunun uygun bir anlatımını yapamazlar. Şımarabilir ya da bu durumu tahrif edebilirler. İşte bu yüzden filozofların kontrolüne ihtiyaç vardır, sanatçılar hemen, hemen doğrudan idealardan alınmış bir ilham gösterseler bile.

Devlette Platon farklı sanatçıların nasıl çalışacağına dair dikkatli talimatlar verir. Şairler, mesela tüm cazibeleriyle fakat bağlayıcı hakikate olan mesafeli ilişkileriyle vukûfiyet sahibi olanlarca kontrol edilmelidirler: “Tanrılara yakılan dahilerin ve meşhur kişilere yazılan naatların devletimizde kabul edilebilecek tek şiir türü olduğuna dair inancımızda sebat etmeliyiz.” Fakat bu “kalite kontrolü” sadece kelimelerle ifade edilen sanatlar için geçerli değildir. Aynı ölçüde müziğe ve şarkıya, (Platon’a göre) doğrudan ruha giden sanat formlarına da uygulanır. Nitekim Platon, kontrol edilemez tutku ateşini körükleyen ya da bir sarhoşluğa ninni olan müzik türünü reddeder. Diğer herhangi bir sanat gibi müzik, ruhun gelişiminin ve ahlakî karakterin güçlenmesinin bir parçası olacaktır. Şiir gibi, adalet ideası da dahil olmak üzere, idealara vukufiyeti takviye etmelidir; düşünce ve duygularımızı bayağılaştırmamalı ya da birbirine karıştırmamalıdır.

Platon, bilhassa birliği vurgulayan bir filozoftur; bölünme ve ayrılmadan ziyade diyalektik birliktelik. Birlik ve bağlılık bölenden önce gelir. Şu halde Platon bir “holistir”. Farklı alanlar ve görevler arasında bir ayrım yapmadığı için bu farklı alanların sunacağı özgürlüğü temin etmeye muktedir olamamıştır.

Platon – İdealar Teorisi ve İdeal Devlet Sanatların Etik Sorumluluğu

Toplam okunma (12663) Bugün(0) Son okunma tarihi (26 October 2014)

,

Yorum yaz

Arşivler