15
Eyl
A » + | -

Kitaplı dinlerde adı geçen melekler, Êzidi inancında, Şeyh Adi’nin yanına gelen ilk müritleriyle/akrabalarıyla eş tutulur. Êzidi dini kastlarını oluşturan ve dini ibadetlerini şekillendiren bu melekler cemaat tarafından yarı insan/melek olarak tanımlanır ve “Xudan” diye adlandırılan bu melekler tüm ibadetlerde kutsanırlar. Diğer tek tanrılı dinlerden farklı olarak meleklere verilen bu önem Êzidilerin “şeytana tapanlar” olarak tanınmalarına yol açmıştır. Kitaplı dinlerdeki biçimiyle adlandırılan ve tanımlanan Tanrı, Êzidi dininde de yer alır: Yeri göğü, tüm varlıkları yaratan O’dur; Tawusi Melek’i de yaratan O’dur. Ama Ezidiliği onlardan ayıran meleklerin anlamlandırılışıdır; adları ve işlevleri farklıdır.

Ey Tanrım, Şeşims (*) ve Şeyh Adi,
Ey Tawusi Melek
Sultan Êzid’in devrine inancım vardır
Başım Êzidi dininin rehini olsun
Koyunu ve ağılıyım Êzid’in
Tanrım sen bizi baştan et, imandan etme**


Êzidiler ilk kez hangi coğrafyada güneşe dönüp de bu duayı okudular? Kimdir Êzidiler? Êzid’in anlamı nedir? Müslümanlıktan mı kopup geldiler, yoksa Zerdüştilikten mi? Peki ya “Yezidiler”?

Kürtçe’de Tanrı/Allah “Xuda” diye adlandırılır. xuda/xweda/xwedê “kendinde yaratan, kendinden var eden, kendini verendir”. “Êzidi” sözcüğünün nasıl ortaya çıktığı ve dilde kullanıma girdiği üzerine çeşitli iddialar vardır: Örneğin bunlardan birinde, Emevi Hanedanı Muaviye’nin oğlu Yezid bin Muaviye’nin Êzidilerle olan ilişkisi gösterilir; bir başkasında ise Zerdüşt’ün İran’da kurduğu Yezd kenti ve Êzidiliğin ilk bu kentte yayılmış olmasıdır. Êzidi topluluğu kendini “Êzdai, Êzidi, Êzda” diye adlandırır. Êzda, “yaratılan, var edilen” anlamına gelir.

. Bu adlandırmanın temelinde Êzidi inancının yaradılış mitosu yatar. Êzidi adıyla bu topluluk, kökenini “ilk yaratılmış olan”a dayandırmaktadır. Yezidi adı, Êzidi olmayanlarca Êzidiler için kullanılır ki, Halife Yezid’le ilgili negatif çağrışımlarla dolu bir adlandırmadır. Êzidiler kendilerinin Yezidi olarak adlandırılmasını ise bir hakaret olarak algılarlar.

Kürtçe konuşan ama gerek gelenek, gerek inanç sistemi olarak Müslüman Kürtlerden ayrılan Êzidi Kürtlerinin inanç sisteminin dayanakları dünyanın yaradılışı sıralamasında “insanların”, “meleklerin”, “yarı insan/meleklerin” dünyadaki öncelikleri üzerine kurulmuştur. inancı taşımaz olarak Êzidilik doğadaki çok sayıda varlığı, Allah’ ve Allah’ın yardımcısı, meleklerin başı Tawusi Melek’i kutsallaştıran bir dindir. Êzidilerin Tanrı değerlendirilmelerinin bir sebebi meleklerin farklı adlandırılmış ve kutsallaştırılmış olmasıdır. Kitaplı dinlerde adı geçen melekler, Êzidi inancında, Şeyh Adi’nin yanına gelen ilk müritleriyle/akrabalarıyla eş tutulur. Êzidi dini kastlarını oluşturan ve dini ibadetlerini şekillendiren bu melekler (Şeyh Hasan, Şeyh Ebubekir, Şeyh Şemsettin, Şeyh Fahrettin, Melek Sıcaddin, Amadin ve Nasreddin) cemaat tarafından yarı insan/melek olarak tanımlanır ve “Xudan” diye adlandırılan bu melekler tüm ibadetlerde kutsanırlar. Diğer tek tanrılı dinlerden farklı olarak meleklere verilen bu önem Êzidilerin “şeytana tapanlar” olarak tanınmalarına yol açmıştır. Kitaplı dinlerdeki biçimiyle adlandırılan ve tanımlanan Tanrı, Êzidi dininde de yer alır: Yeri göğü, tüm varlıkları yaratan O’dur; Tawusi Melek’i de yaratan O’dur. Ama Ezidiliği onlardan ayıran meleklerin anlamlandırılışıdır; adları ve işlevleri farklıdır. Êzidi inancına göre, Tawusi Melek Tanrı tarafından affedilendir ve meleklerin başı seçilmiştir. Tanrı bir ve iyidir. O yeryüzündeki her hareketin ve duygunun sahibidir. Yeryüzünde var olan hiçbir şey Tanrı’dan habersiz ve izinsiz değildir. Ve dünya şekillenirken, Tawusi Melek, Tanrı’nın en sadık yardımcısıdır.

12. yüzyılda Şeyh Adi bin

Musafîr ve öğrencileri tarafından

Hakkari dağlarında şekillenen ve Sincan’a

(Irak/Musul) kadar taşınan bu öğretiye

Hıristiyanlık’tan, Zerdüştilikten ve özellikle

heterodoks İslamdan kimi öğeler eklemlenmiştir

İsa’ya gösterilen saygıdan ve Laleş’te bulunan

çok eski bir kilise harabesinden dolayı

Hıristiyanlıktan etkilendiği iddia edilir.

Ayrıca her Êzidi beş yaşına basmadan, Laleş’te bulunan kutsal suyla bir nevi vaftiz olmalıdır. Zerdüştilikle güneş, ateşin kutsanması, kötülük meleğine bir önem atfedilmesi gibi benzerlikleri vardır. Ama sonuç olarak şu bir gerçek ki bugün Êzidilik ve Zerdüştilik arasında bir bağ kalmamıştır. En açık örneğiyle Zerdüştüiğin ana kaynağım oluşturan iki tanrının hüküm savaşı Êzidi mitolojisinde ve dini kaynaklarında yoktur. Öte yandan, Şeyh Adi’nin Emevi hanedanlığına mensup olması dolayısıyla, Êzidiliğin Müslümanlıktan kopma bir din olduğu öne sürülür. Şeyh Adi’nin ilkin Adavi tarikatını kurduğunu ve bu tarikatın Şeyh Hasan’a kadar Müslüman bir tarikat olduğu yaygın bir söylemdir. Adaviler olarak bilinen tarikat, Şeyh Hasan zamanında Êzidi olarak anılmaya başlamıştır. Ayrıca bazı ibadetler şekil olarak da benzer: hac, oruç, namaz, sünnet, kurban.

Yine de, her koşulda Êzidi cemaati bu din sistemleriyle olan tüm etkileşimleri Emir, Şeyh, Pir, Kawal, Fakir, Köçek ve Mürit’ten oluşan kast sistemi içinde eritmiştir. Kast sistemi dini iş bölümüne dayanır:

Emirler; cemaatin dünyevi işlerinden sorumludur ve Şeyh Adi’nin ölümü sonrası yetkilerini bıraktığı aile içinden seçilir.

Şeyhler; dini törenlerden ve işleyişten sorumludur. Şeyler, Şeyh Adi’nin akraba ve öğrencilerinin soyundan gelenlerdir. Şeyhlik çoğunlukla Arap kökenli aşiretlerde yaygındır.

Pirler ;şeyhlere yardımcıdır ve dini törenlerin düzeninden sorumludur. Şeyh Adi’nin yanına gelen Kürt müritlerinin oluşturduğu aşiretlerden seçilirler.

Kawallar; her yıl düzenli olarak tawus biçimindeki bir büstü cemaat içinde gezdirirler. Büst her gece bir başka köyde bırakılır; tüm Ezidiler tarafından, bir nevi, tavaf edilir ve büstün yanında bulunan kaseye yıllık zekat bırakılır. Güvenlik sorunlarından dolayı yaklaşık elli yıldır Kawallar Türkiye’yi ziyaret etmiyorlar. Önceleri saf altından yapılmış Tavvus heykelleri gezdirilirken şimdi, güvenlik sebebiyle, tunçtan ya da bakırdan yapılmış bir kopyaları gezdiriliyor. Tawus büstlerinin bulunduğu ana merkez Laleş’tir. Yedi Tawus büstü vardır ve bunlar birbirinden ayrı yedi coğrafyaya dağılır: Irak ve İran bölgeleri arası, Sincan/Laleş, Halep,Teb ,DİYARBAKIR  Rusya(Moskova, Ermenistan, Gürcistan) ve Hakkari.

Köçekler; Ezidi cemaati içinde çok önemli bir yere sahiptir: Müritler için rüyaya yatarlar. Ezidi cemaatince uygulanan bazı yasaklar Köçeklerin gördükleri rüyalar üzerine hayata geçirilmiştir.

Müritler; günde üç kez ibadet ederler:

Sabah, öğle ve akşam. Sabah ve akşam duaları farzdır, ama öğle duası müritler için farz değildir. Her duadan sonra kişi “Xudan”ı için de dua okur. Eğer sabah duası sırasında güneş herhangi bir şeyin gölgesini oluşturacak kadar yükselmişse dua kazaya girer ve bir de kaza duası okunur. Toplu ibadet edilen tek mekan hac mekanıdır. Her yıl ekim ayının ilk haftası yapılan hac törenleri “kutsal toprak” Laleş’te yapılır. Aralık aymın son cuma günü Şeyh Adi Bayramı, Nisan ayında Kırmızı Çarşamba(çarşem a sor) Bayramı ve eylül ayında Cemaat Bayramı kutlanır. Êzidiler, belki de, yaşarken arzu ettikleri gibi ifade edemedikleri inançlarını bir Êzidinin  ölümü vesilesiyle gösterirler:

Cenaze defnedilmeden önce tüm cemaat tabutu havaya

kaldırıp indirirken üç kez “Hola hola hola,

hola  Sultane Êzida Sora” diye bağırır. Zorunlu olmamakla birlikte,

her Êzidi bir Ahiret Kardeşi seçer. Ahiret kardeşleri arasında

sevaplar ve günahların ortak olduğuna inanılır.

Ahiret kardeşi daha çok şeyhlerden veya kast üyesi başka birinden seçilir. Êzidiler için sünnet olmak farz değildir. Türkiye’deki Êzidiler bunu bir zorunluluk olarak yerine getiriyorsa da, Türkiye dışındaki Êzidiler bu geleneğe uymaz. Ne kız ne de erkek çocuklar bağlı oldukları şeyh, köye gelip de yüzlerine dokununcaya kadar saçlarını kesmezler. Hatta şeyhleri gelmediği için 17,18 yaşına kadar tıraş olmamış erkekleri vardır. Bu törene Bısk töreni denmekte.

Ruhani meclise ait olanlar her iki baharın başında başlayarak 40 gün oruç tutarlar. Marul, lahana, balık yemez mavi renkte giyinmezler. Aşın dindar Êzidilerden tavuk ve horoz yemeyenler de vardır. Ateş mümkünse hiç söndürülmez. Siyah yılan asla öldürülmez. Viranşehir’de bazı “yılanlı türbeler” vardır ki, insanlar bu türbelere gidip yılanların gelmesini bekler. Yılanın kişinin üzerinden geçmesiyle ettiği duanın kabul olunacağına inanılır.

İlk ortaya çıktıkları zamandan itibaren, neredeyse tüm Ortadoğu’da yoğun baskılara maruz kalmalarından dolayı Êzidiler’de yazılı edebiyat gelişmemiş ve birçok dini kural sözlü olarak yaşatılmaya çalışılmıştır. Her yıl düzenli olarak, şeyhler başta olmak üzere tüm dindarların, belirledikleri özel sınırlar içindeki müritleri ziyaret etmeleriyle gerekli dini bilgiler verilir, çocuklara ve gençlere dualar öğretilir, günahlar ve sevaplar anlatılır, dargınlar barıştırılır, diğer bölgelerdeki Êzidi cemaatlerinden ve onların yaşamlarından bahsedilir ve böylelikle birbirlerini hiç görmemiş Êzidi grupları arasında bir bağ kurulur. Son yüz yıl içinde ülkeler arasındaki sınır güvenliği sebebiyle Êzidi dervişleri Ortadoğu’daki birçok ülkede müritlerini ziyaret etmekte zorlanmakta. Bu sorun, başta Türkiye’deki Êzidi cemaati olmak üzere diğer ülkelerdeki Êzidiler’in de dini bilgilerinde ve geleneklerinde kopukluklar oluşmasına yol açmıştır.

Êzidilerce kutsal sayılan iki kitap vardır: Kitab-ı Cilwe ve Mushaf-e Reş (Kara Kitap). Başta Êzidi dininin kurucusu/şekillendiricisi Şeyh Adi bin Musafir olmak üzere, 366 kast üyesinin türbelerinin bulunduğu ve her yıl ekim ayında binlerce Êzidinin gidip hacı olduğu Laleş’e Türkmen ve Kürt aşiretlerince yapılan saldırılar sonrasında Laleş’te bulunan türbelerdeki Êzidi şeyhlerince yazılmış tüm yazılı kaynaklarla birlikte Kitab-ı Cilwe ve Mushaf-a Reş’in tüm kopyaları yakılmıştır. Ezidi cemaati, Avrupa’da ve Türkiye’de yayımlanan kitaplardaki Mushaf-e Reş ve Kitab-ı Cilwe’ye ait olduğu söylenen bölümlerin doğruluğunu reddeder ve kesinlikle yeni yazılanMushaf-a Reş’lerdeki dini kurallara ve yasaklamalara göre hareket etmezler.

(*) Şeyh Şemsettin’in Êzidilerce söylenişi

**Sabah duasının ilk bölümü

, , ,

Yorum yaz

Arşivler