jump to navigation

NHKM ve Sanat Cephesi’nden Sivas bildirisi: “Sivas, 1993’teki acı bir olaydan ibaret değildir.” Haziran 30, 2008

Posted by cafrande.org in : Güncel Hayat - Current Life , trackback

Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı,
Sen kimin yetimisin,
Kimi bekliyorsun durduğun yerde?
Sağır bir günün sonunda dilsiz bir gece
Sarıp sarmalıyor seni,
Gökyüzü gıcırtıyla kapanıyor üstüne.
Bak ömrün yarılandı,
Karanlığı kullanmayı öğrenmelisin.
Yazısı akmış ıslak bir sayfa elinde,
Yara bere içinde morarıyor şiirlerin.

35 aydın ve sanatçının yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı’nın 15. yıldönümünde NHKM ve Sanat Cephesi bu katliamı unutmamak ve unutturmamak için bir bildiri yayınladı. Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) ve Sanat Cephesi imzasıyla yayınlanan bildiride, Sivas’ta yaşanan vahşetin sorumlusu gericiliğin, ayaklarını liberalizme, AB’ciliğe ve ABD’ciliğe dayadığı, gericiliğin temelde emeğe saldırı olduğu söylendi ve buna karşı ilericilerin, aydınların ve emekçilerin, aydınlığı, ilericiliği, devrimciliği ve yurtseverliği sırtlarında taşımalarının bir görev olarak halen üzerlerinde durduğu belirtildi. Bildiride Behçet Aysan’ın “Ateş Deresi” ve Metin Altıok’un “Rüzgârın Yırtık Yeri” adlı şiirlerine de yer verildi. Bildirinin tam metnine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

2 Temmuz’un Üzerinden 15 Yıl Geçti
Üzerimize Düşeni Yaptık mı?

Aradan 15 yıl geçmesine rağmen Sivas Katliamı’nın acısı pek çok insanın kalbinde hâlâ. Sivas unutulmadı kuşkusuz, unutulmayacak da. Ancak Madımak otelinin içerisindeki 35 insanla birlikte yakıldığı bu topraklarda yaşayan bizler, ilericiler, aydınlar ve sanatçılar üzerimize düşenin ne kadarını yaptık?

35 insanla birlikte Madımak otelini gerici bir güruhun yaktığı doğru. Zaman içerisinde bu gerici güruhu kimlerin kışkırttığı da açığa çıktı. Devletin, polisin ve ordunun gerekli önlemleri almadıkları başından beri biliniyor. Katillerden göstermelik bir hesap bile sorulmadı. Bütün bunlar doğru.

Ancak sorun, yalnızca Sivas’ta 1993 yılında yaşanmış acı bir olay değildir.

35 insanın gerici bir güruh tarafından yakılabildiği bir ülkede, her şey baştan aşağı değiştirilmeliydi. Ne değişti o günden bugüne?

Gericilik bu topraklardan silinmeliydi… Silinebilirdi de. Eğer, gericiliğin, sermayenin ve onların ağababası emperyalistlerin beslemesi olduğu gerçeği aydınlarımız, ilericilerimiz ve emekçilerimiz tarafından yeteri kadar doğru kavranabilseydi. Silinebilirdi, eğer birbirinden çok farklı yüzleri olan liberal çapulcular, yobazlar, AB’ciler ve ABD’cilerin “aynı kaba pisleyip yine aynı kaptan beslendikleri” daha erken fark edilebilseydi.

Hâlâ silinebilir. Eğer dün Sivas’ta yakanlarla bugün Tuzla’yı can pazarına çevirenlerin aynı güruh olduğunu, kültür merkezlerini yıkıp yerine alışveriş merkezleri yapan, emekçilerin bütün kazanılmış haklarını elinden alan, bu memleketi parsel parsel satanların, Madımak otelini yakanlar olduğunu işçilerimize ve emekçilerimize anlatabilirsek…

Memleketin yönetimini AB ve ABD’ye havale edenlerin Sivas’taki katillerle aynı olduğunu göremeyenler, bu olayda ufacık da olsa bir sorumluluk taşımadıklarını nasıl iddia edebilirler ki?

Aradan 15 yıl geçti. Karanlığa karşı aydınlığı, gericiliğe karşı ilericiliği, köhnemişliğe karşı devrimciliği, emperyalizme karşı yurtseverliği yükseltmenin görevi sırtımızda duruyor hâlâ.

Bunu gerçekleştirdiğimizde Tuzla’nın da Sivas’ın da hesabını soracağız… Sonuna kadar!

İki şairden iki şiir
RÜZGARIN YIRTIK YERİ

Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı,
Sen kimin yetimisin,
Kimi bekliyorsun durduğun yerde?
Sağır bir günün sonunda dilsiz bir gece
Sarıp sarmalıyor seni,
Gökyüzü gıcırtıyla kapanıyor üstüne.
Bak ömrün yarılandı,
Karanlığı kullanmayı öğrenmelisin.
Yazısı akmış ıslak bir sayfa elinde,
Yara bere içinde morarıyor şiirlerin.

Artık tutunacak kimsen kalmadı,
Nasıl biliyorsan öyle düğümle zamanı.
Bütün ölümleri gör,
Birini evlat edin kendine.
Oysa sen, boş bir kabın taş darası.
Yine de denkleştirip gidiyorsun hayatı.
Tuzağa yem, hançere bağ oluyorsun.
Zehire katıyorlar seni, şair ne duruyorsun
Gemilere bin, trenlere atla.
Kimsenin umursamadığı, hiçbir işe yaramayan
Kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan.

Ne kadar tıkasan kulaklarını,
Duymamaya çalışsan
Göğsünde bir titreşimdir konuşmaları.
Görmesen seslerden anlıyorsun.
Kazdıkları çukuru, ördükleri duvarı.
Çakılısın buzdan çivilerle
Boynu bükük bir haçın üstünde.
Yerde buluyorsun kendini her sabah,
Yeniden gerilmek üzere,
Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı
Daha ne bekliyorsun durduğun yerde?

Katmerli yalanı gördün, yalınkat gerçeği,
Bilicinin ürpererek söylediği
Sevgi gereksinimlerini gördün kimilerinin,
Tırnaklarını denemek için
Yılanın deri değiştirmesini,
Gülüşün kurdunu, sineğini gözün;
Yüreğinde bir ağaç gürültüyle devrilirken,
Aksayarak yürüyen umudun arkasından
Gülün kanayan hüznünü gördün.

İşte tanıksın ölümün pazarlık ettiğine
Toptan ve perakende,
Pantolon ütüsünün keskinliğine,
Bozulup bütünlenmesine paranın,
Mevsimsiz bir çocuğun kekre yüzüne,
Yabancı işçiliğine martının
Deniz olmayan bir uzak ülkede,
Daha binlerce, binlerce şeye.
Yaz bunları ve imzala sana yetecekse.

Bana delik deşik bir yürekle
Pası küflü, çürümeyi söyle.
Yangın yerlerinin katran gözyaşlarını,
Bana göçüğün kırık kemiklerini,
Sancısını suyun, rüzgarın yırtık yerini
Ve bunlardan payına düşeni söyle.
Ne kadarı kaldı babandan,
Sen ne ekledin üstüne,
Acının sana getirdiği ürem ne?
Şair bana mutluluktan söz etme,
Beyaz baston kullanan bir dille.

İşte tanıksın daha nelere?
Testi gömüyorlar göğsüne eskisin diye,
Keçe gibi kimi zaman, parlatmak için
Bakır kaplara sürüyorlar seni
Şair hiçbir tansık bekleme,
Dolaş yıkıntılar, çöplükler içinde,
Sen ey gülünç ve deli mesih;
Ölmeyi bilmediğine göre,
Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı
Pelteleşmiş yapışkan haçını
Islık çalarak sokaklarda sürükle.

Metin Altıok

ATEŞ DERESİ
-ceyhun a. kansu´ nun anısına-

ateş deresi iki tepenin arası
uzak kıyılarında şehrin, varoşlarında
kirli sarı dumanlar yükseliyor
bacalarından.
paslı
çinkolarla kaplı çatılarında
geçen yazdan kalmış uçurtma
kuyrukları.

yağmurlu bir öğle üzeri geçtim
çamurlu yollarından
bin dokuz yüz seksen birin şubatı.

on bin işsiz yaşıyor burda
yozgatlı, erzurumlu, sivaslı
on bin dul, on bin yoksul ve aç.

ya çocuklar, dünyanın en güzel
çocukları
yırtık lastikler
ayaklarında
okula gidiyorlar, çantalarında
göçlerin tarihi ve yoksulluğun
coğrafyası
taşıdıkları.

tarihi değiştirecek olan çocuklar
dünyanın en güzel çocukları.

Behçet Aysan

Toplam okunma (2824) Bugün(1) Son okunma tarihi (03 September 2010)

.Bu içeriği google rastgele eklemektedir uygunsuz bağlantıları lütfen bildiriniz.

  • Share/Bookmark

Benzer konular

Yorumlar»

no comments yet - be the first?