Bundan sonraki yaşamınızda yer edecek farklı renkler ve sesler cafrande.org’ta 1951 yılında Adana’da doğan sanatçı genç yaşta müzikle uğraşmaya başlamıştır. Ney ve bağlama eğitiminin yanı sıra bir çok enstrümanla da ilgilenmiş, geleneksel müziğimizin ritm ve makamları üzerine eğitim almıştır. Erken yaşta İstanbul’da bazı müzisyenlerle çalışma imkanı bulmuş, ayrıca mevlevi kültürünü yakından tanıma fırsatını da elde etmiştir.
1976 yılından beri Amerika’ya yerleşen sanatçı, bir süre Sultans adlı gurubuyla müzik hayatına devam ettikten sonra prodüktör Brian Keane ile tanışmış, sonrasında dünya çapında tanınmasını sağlayan bir çok başarılı albüme imza atmıştır. Eserlerinde doğu ve batı ezgilerini folklorik ve sufi ezgilerin içinde sentezleyerek dünya çapında beğeni kazanmıştır
musicwebtown.com
Bugüne kadar, dünyaca tanınan bir çok sanatçıyla çalışmış, çok sayıda yerli ve yabancı ödül kazanmış, albümleri dünya çapında yüksek satış rakamlarına ulaşmış ve farklı ülkelerde büyük konserler vermiştir. Müziğiyle kültürler arası kardeşliğe dikkat çeken virtüöz, sanatını icra etmeye devam etmektedir.
Albümleri
1. Suleyman The Magnificent (1988)
2. Fire Dance (1990)
3. Beyond The Sky (1992)
4. Whirling (1994)
5. Mystical Garden (1996)
6. Crescent Moon (1998)
7. One Truth (1999) (I Love You)
8. Dance into Eternity – selected pieces 1987-1998 (2000)
9. Alif (2001)
10. Tree Of Patience (2005)
Ankara’da, 11 yıl önce kurulan Grup Kibele’nin “Bereket” adlı ilk çalışması Kalan Müzik tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Anadolu ve Mezopotamya topraklarının kadim halklarının şarkılarını kendilerine özgü üslupla yorumlayan Grup Kibele, ilk albümlerini şöyle özetliyor: “Bu topraklarda yeşeren kültüre, kimisi folklorunu, kimisi dilini, kimisi de inançlarını bıraktı. Ama hepsi ana yurdundan ayrılırken hasretini ve sesini bırakmayı ihmal etmedi. Mezopotamya’nın özündeki gizler çözülecek gibi değil…
Çünkü insanlar hayallerini hep orada yeşertmeyi denedi. Düşünsenize Kibele tüm bereketini Anadolu’ya yaydı ve kadim halklar bundan nasiplendi. Bu bereketin yine bu topraklara barış ve özgürlük getirmesini, aşkların ve sevdaların korkusuzca yaşanmasını ve stranların, deyişlerin, halayların, ağıtların, türkülerin bu sevdalara rehberlik etmesi diliyoruz…”
Grubun solisti Rezan Bilgin albüm için: “Bu topraklar kültürel anlamda da çok verimli, bu kadar zengin ritimleri barındıran az toprak vardır. Biz albümümüzde bu çeşitlilik içerisinde şu dildir, bu dildir diye ayırım yapmadan kulağımıza hoş gelen, güzel söyleyebildiğimiz türküleri seçtik” diyor.
Kürtçe söyledikleri için “çok nadiren tepki aldıklarını” belirten Bigin: “Tepki gösterenlerle oturup konuşuyoruz, kendilerine müziğin evrensel olduğunu anlatıyoruz; ‘İngilizce, Bulgarca, Arapça dinliyorsun da Kürtçe niye dinlemiyorsun, Kürtçeyi de dinlemelisin’ diyoruz. Kafalarına dayatılan düşüncenin yanlışlığını anlattığımızda tavrı değişiyor, sonradan özür diliyorlar”.
“Geleneksel türküleri yorumlarken otantikliğine olabildiğince sadık kaldıklarını ama kendi renklerini de kattıklarını” vurgulayan sanatçı, albümde yer alan eserleri hangi kriterlere göre seçtiklerini ise şöyle ifade etti:
“Bu topraklar kültürel anlamda da çok verimli, bu kadar zengin ritimleri barındıran az toprak vardır. Biz albümümüzde bu çeşitlilik içerisinde şu dildir, bu dildir diye ayırım yapmadan kulağımıza hoş gelen, güzel söyleyebildiğimiz türküleri seçtik. Tercihimizi, rahat söyleyebileceğimiz, duygusunu dinleyiciye daha iyi aktarabildiğimizi düşündüğümüz türkülerden yana kullandık. İlk buluşmamızı hereksin gerçekten sevdiği, uzun zamandır dinlemediği türkülerle yapalım dedik.”
Değişir yönü rüzgarın
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
1997 yılında çıkan “Ataol Behramoğlu Şarkıları – Aşk iki Kişiliktir” adlı albüm şairin 9 bestelenmiş şarkısından ve kendisinin okuduğu iki şiirden oluşuyor. Ezginin Günlügü “Sen Giderken”, Kumdan Kaleler “Bu Ask Burada Biter”, Edip Akbayram “Ben Ölürsem”, Timur Selcuk “Kizima” Zülfü Livaneli “Yangın yeri” adlı şiirleri söylerken Haluk Cetin ise “Kirk Yasin Esiginde Siir”, “Ask Iki Kisiliktir”, “Görüsme Günü” ve “Sonbahar Ezgisi” olmak üzre toplam dört şiiri seslendiriyor.
Albüm İçeriği: 01- Sen Giderken ( Ezginin Günlügü ) 02- Bu Ask Burada Biter ( Kumdan Kaleler ) 03- Yasadiklarimdan Ögrendigim Bir Sey Var ( Ataol Behramoglu ) 04- Ben Ölürsem ( Edip Akbayram 05- Kizima ( Timur Selcuk ) 06- Yangin Yeri ( Zülfü Livaneli ) 07- Ask Iki Kisiliktir ( Haluk Cetin ) 08- Görüsme Günü ( Haluk Cetin ) 09- Bebeklerin Ulusu Yok ( Ataol Behramoglu )10- Sonbahar Ezgisi ( Haluk Cetin ) 11- Kirk Yasin Esiginde Siir ( Haluk Cetin ),
Aşk İki Kişiliktir / Ataol Behramoğlu
Değişir yönü rüzgarın
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık
Seni, sevdiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden;
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiçbir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını,
Severken hiç bir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Ataol Behramoğlu
13 Nisan 1942 de İstanbul Çatalca da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırıda yaptı. 1966de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1962de Türkiye İşçi Partisine girerek ilk örgütlenme çalışmalarına katıldı. “Fikir Kulüpleri Federasyonu”nun (FKF) kurucuları arasında yer aldı. “Dönüşüm” dergisininin kuruluş çalışmalarına katıldı, sahipliğini üstlendi. 1970te İsmet Özel le birlikte “Halkın Dostları” dergisini çıkardı. Aynı yıl İngiltereye, daha sonra Fransaya gitti. Pariste gece kulübü bekçiliği, otel katipliği, öğretmenlik yaptı. 1972de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Sovyet edebiyatı üzerine inceleme yaptı. 1974te Türkiyeye döndü. İstanbul Şehir Tiyatrolarında dramaturg olarak çalıştı. 1975te kardeşi Nihat Behram la birlikte “Militan” dergisini kurdu. “Sanat Emeği” dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 1979da Türkiye Yazarlar Sendikasının genel sekreteri oldu. Yayınevlerinde çalıştı. 12 Eylül harekatından sonra 1982 de Barış Derneği Davası nedeniyle 10 ay tutuklu kaldı. 1984 te Fransa da Sorbonne Üniversitesi ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı. İlk şiirleri “Ataol Gürus” takma adıyla Yeni Çankırı, Yeşil Ilgaz, Çağrı gibi yerel gazete ve dergilerde yayınlandı. Yükseköğrenimi sırasında Yapraklar, Dost, Evrim, Ataç gibi dergilerde çıkan şiirleriyle dikkat çekti. Bu dönemin şiirlerini biraraya getiren ilk şiir kitabı “Bir Ermeni General” 1965te basıldı. Gençlik dönemi şiirlerinde Orhan Veli, Attilâ İlhan ve İkinci Yeni şiirinin ortak özellikleri etkin. Gerçek şiir kimliği 1965-1971 arasında Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek, Yeni Dergi ve Halkın Dostlarında çıkan şiirleriyle oluştu. Bu şiirlerde toplumcu, etkin bir edebiyat anlayışının örnekleri yer aldı. Toplumcu gerçekçi şiir ilkelelerine yöneldi, şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi. Çevirileriyle de dikkat çekti. Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları, antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağının önde gelen yazarları arasına girdi.
Laz asıllı halk müziği sanatçısı Birol Topaloğlu, 1965 yılında Rize’nin Pazar ilçesi Suçatı (Lazca adı: Apso) köyünde doğar. Gaziantep ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan ve bir süre elektronik mühendisliği yaptıktan sonra amatörce sürdürdüğü müzik çalışmalarını geliştirmeyi amaçlar. Geleneksel Laz müziği yapmak uğruna eğitimini aldığı mesleğinin tamamen bırakır.
10 yaşında ağabeyinin vasıtasıyla bağlamayla tanışması ve öğrenmesine karşın yaşı ilerledikçe geleneksel Laz entrümanları yönelerek tulum ve kemençeyi çalmaya başlar.
Otantik Laz müziğini oldukça başarılı yorumlayan Birol Topaloğlu, albümlerinde annesinin kardeşi için yaktığı ağıtlarıda albümleriyle dinleyicilerine sunmaktadır. Sanatçının Heyamo (1997), Aravani (2000) ve Ezmoce (2007) ve Destani adlı yayınlanmış 4 albümü bulunuyor.
Yorumladığı türküleri dinlemesi her zaman zevk veren müzisyen aynı zamanda grup yorum’un ilk vokallerinden biridir. Güzelleme albümleriyle, türkülere farklı ve çağdaş bir soluk getiren Ayşegül, türküleri caz formlarıyla sentezleyen albümleri ile dikkatleri üzerine çeken, bu alanda başarılı sonuçlara ulaşan ender sanatçılardan biri oldu.
İzmit doğumlu olan Ayşegül, ilk ve orta eğitimini doğduğu şehirde tamamladı. 1986 yılında Yıldız Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun oldu. 1987-1994 yılları arasında Bursa’da mesleği ile ilgili çalışmalarda bulundu. 1994 yılında İstanbul’a dönerek “Güzelleme” adını verdiği ve halk türkülerini farklı bir anlayışla yorumladığı ilk albümünü yayınladı. Akustik gitar ve perdesiz bas gitarların ağırlıkta olduğu bu albüm kendi alanında hala en çok satılan albümlerden biridir. 1995 yılında “Güzelleme 2″ 1997 yılında “Güzelleme 3″ 2000 yılında Güzelleme 4″ aynı anlayışı sürdürdüğü albümlerini yayınladı. Bu seri, halk müziğinin yeniden yükselişinde ve farklı çalışmaların ortaya çıkışında büyük rol oynadı.
musicwebtown.com
Ayşegül’ün “Güzelleme”ler serisi dışında Ağıt, Sevgiliye Hasret, Güz[1998] Yagmur[2004], Farfara[2005] ve N’ettim Size[2006] adlarında yayınlamış 6 albümü daha var.
Ntvmsnbc’nin Ayşegül ile müziği ve son çalışmaları üzerine söyleşi 6 Kasım 2000
Peş peşe Güzelleme albümleri yaptınız ve inanılmaz çok sattı. Dört güzelleme arasında bir tane “Güz” albümü yayınlandı. Sizi dinleyen kimi müzikseverler “Güz” albümünü yadırgadılar. İnsanlar Güzelleme’ye çok mu alışmışlardı?
Halkımızın yapısını benim kadar siz de bilirsiniz. Bir kısım insanlar biraz kolay algılayabildiği şeyleri seviyor. Toplumumuzda çok fazla düşünmeyi sevmeyen bir kesim var. “Güz” ile birlikte biraz daha karmaşık, bilmediği bir müzik geldiği zaman tepki veriyor. Ama açıkçası, müzik çevresinden hiç kimse olumsuz tepki vermedi. Müziği bilen, müzik yapan hiç kimse beğenmediğini belirtmedi. Onun dışında gelen tepkiler çok ilginçti. “Nefret ettim” diyenler bile vardı. Tabii, bunlar anlaşılır şeyler değil. Mesela bir filmi beğenmezsiniz ama nefret de etmezsiniz, en fazla alıp dinlemezsiniz. Gelen ağır eleştirileri açıkçası ben anlamadım.
Bu biraz da size yönelik sevginin yoğunluğundandır herhalde. Aşk, nefret ilişkisine benziyor…
Biraz iki taraflı düşünmeleri gerekiyordu. Beni de düşünmeliydiler. Hayatımın sonuna kadar aynı şeyi yapmam mümkün değil. Benim bir arayış içinde olmam son derece doğaldı. “Güz”ü açıkçası kendim için yaptım. Hiç destek alamadım. Yapmaya başladığımda da destek alamamıştım. Ben “Güz”de istediğim şeyi yaptım dedim ama, ne Güzelleme kadar sattı, ne de promosyonu yapıldı. Sanatçıyı böyle tatmin ediyorlar. Madem istediğin müziği yapıyorsun, al tatmin ol o zaman deniliyor. Ama ben bunu kendim için yapıyorum, dedim ve yaptım. İyi ki de yapmışım. Bana bir devam etme motivasyonu verdi. Ayşegül
Güzellemeler’in artık bitmesi gerektiğini mi düşündünüz?
Evet, güzellemelerin bir şekilde bitmesi gerekiyordu zaten. Gerçi son CD de Güzellemeler adıyla çıktı ama, işte aması var. Mesela son CD’mi çok severek yaptım. Çünkü onun içinde biraz “Güz” var biraz Güzelleme’ler var. Yani, yeni bir şeyler var. Daha minimalist. Tabii ki yoğun şarkılar da var ama daha sakin, nahif bir albüm oldu.
“Güzelleme 4” yapmak istediğiniz müziği mi yansıtıyor?
Bir kere şöyle bir şey yok; ben istediğim müziği yaparım, demenizin çok da koşulu yok çünkü. Sonuçta siz bir firmaya bağlısınız, bir kitleniz var. Ama, o zaman ben de küser giderim demek de çok anlamsız. Bir sentezde uzlaşmaya varmak zorunda kalıyorsunuz. Ben “Güz”de istediğim şeyi yaptım dedim ama ne Güzellemeler kadar sattı, ne de promosyonu yapıldı. Böyle tatmin ediyorlar. Madem istediğin müziği yapıyorsun, al tatmin ol o zaman, deniliyor. İşte Güzelleme 4’te biraz daha ortayı tutturduk. Kendi içinde bir denge kurdu. Bir iki parça daha kolay anlaşılır, ondan sonra yine yoğun bir müzik var. Ama bunlar birbirine çok aykırı şeyler değil. Ben de açıkçası çok da uçuk şeyler yapmayı istediğimi de sanmıyorum. “Güz” asla benim için uçuk bir albüm değildir. Bekli bir iki sene sonra çok daha iyi anlaşılacak ve sevilecek.
Caz türkü sentezi tarzında bir albüm yapmanın Türkiye halkı için erken olduğunu mu düşünüyorsunuz ?
Tabii. “Güz” albümü ancak, bir iki sene sonra, kolay yapılan kolay tüketilen bir müzik olacak. Yaptığım zaman biraz erkendi.
Peki hep türkü mü söyleyeceksiniz?
Evet, ben hep türkü söyleyeceğim. Ama otantik müzik olmayacak. Çünkü ben otantik müzik yapmıyorum. Otantikten benim anladığım tamamen yerel sazlarla, çok ciddi armonizasyonlara gitmeden, arkasına Batı müziği enstrümanları koymadan, bire bir yöresel yapılan müziktir. Ben başından beri bunu hiç yapmadım. Hep batılı sazlarla, batılı bir armonizasyon ve çok da klasik bir okuma biçimi değil. Türküden anladığımız bir okuma biçimi değil.
BGST Müzik Birimi, 1997 yılında çıkardığı Kardeş Türküler albümünde, Anadolu’daki çeşitli halkların müziklerini örneklemeye çalışmıştı. Amaçlanan, etnik ve kültürel açıdan, çok kimlikli bir coğrafyanın genel resmini çıkarmaktı. Bu resimden sonra, müziklerin artık daha somut başlıklara dayalı prodüksiyonlar kapsamında ele alınması, ilk albümün dramaturjisini ‘ayrıntılandırma’ olanağı sunacağı gibi, etnik müziklerle kurulacak deneysel ilişkiyi de daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekti.
Bu nedenle Kardeş Türküler/Doğu albümü ‘panoramik’ değil, ‘lokal’ bir çalışma olarak tasarlanmış ve hem bölgesel hem de kültürel anlamda yaşadığımız coğrafyanın ‘doğu’sundaki müziklere yönelmiştir. Albümde kültürel ve müzikal sınırları belirsiz ve gecişken olsa da, bazı karakteristikleri itibariyle ‘doğu’ başlığı altında toplanabilecek olan bu bölgedeki şarkıların daha ayrıntılı işlenmesi hedeflenmiş, müzikal çeşitliliği göstermenin yanı sıra ortak müzikal formlar da (halay, govend. gorani gibi) vurgulanmaya çalışılmıştır.
musicwebtown.com http://www.dailymotion.com/videox5umxj
Kardeş Türküler – Bingöl (Ermenice)
Ve sabaha dek sürdü
Perilerin hüzünlü türküleri.
O eşsiz ezgiler, o büyülü havalar
Güneşin ilk ışıkları görünene dek duyuldular.
Ve pınarın sularında,
Çınarın gövdesinde,
Coşkun derenin dalgalarında
Eriyip kayboldular.
Bu tür çalışmalarda, içeriği belirsiz bir ‘mozaik’ anlayışından kaçınılması, ‘farklılıkları ve ortaklıkları’ ortaya çıkarmaya dönük bir dramaturjinin izlenmesi daha doğru görünmektedir. Aynı şekilde, “türkülere dönüş’ gibi dönemsel anlayışların ya da ‘yok olmaya yüz tutmuş kültürlerin hatırlatılması’ ile yetinen muğlak çerçevelerin terkedilmesi; ‘arkaik’ bir kültürle değil, yeni müzikal tarzların yaratılmasında önaçıcı olabilecek güncel bir mirasla karşı karşıya olduğumuzun unutulmaması gerekiyor. Buradan hareketle, asıl işimizin, bu mirastan ‘güzel türküler’ seçmek değil, müzikal öğelerin (ritm, vokal tarzları, ezgi yapılan, icra teknikleri gibi) geliştırilmesine kafa yoracak araştırmacı bir faaliyete yönelmek olması gerektiğini düşünüyoruz.
Kardeş Türküler / Doğu albümü, bu tür bir faaliyetin içinden üretilmeye çalışılmıştır.
Turgut Uyar
Soner Akalın: Perküsyon
Ayhan Akkaya: Klasik Gitar
Fehmiye Çelik: Vokal
Emre Kocabaş: Perküsyon
Işın Kucur: Klasik Gitar
Erol Mutlu: Bağlama, Vokal
Feryal Öney: Vokal
Diler Özer: Perküsyon
Selda Öztürk: Vokal, Perküsyon
Vedat Yıldırım:Vokal, Perküsyon
Aytekin Atas (BÜFK): Vokal
Özgür Ay (BGST): Elektro Gitar
Nevzat Çelebi (BÜFK): Vokal
Hidayet Duran (BÜFK): Vokal
Rıza Okçu (BGST): Perdesiz Bas, Elektro Gitar
Tolga Tanyel (BGST): Notasyon
Metin Kemal Kahraman – Deniz Koydum Adını, Kardeş Türküler - Denize Yakılan Türkü, Grup Yol – Denizlerin Türküsü, Hüseyin Karakus – Adı Deniz Olmalı, Mazlum Çimen – Aşk Olsun, Selda Bagcan – Denizlerin Dalgasıyım, Sevinç Eralatay – Ankaradan Bir Haber Var, Zülfü Livaneli – Hoşçakal Kardeşim Deniz, Fevzi Kurtulus – Denize Sikayet ve Grup Özgürlük - Denize adlı şarkısıyla Can Yücel – “Bizim Deniz” adlı şiiri ile cafrande.org’ta
Deniz Koydum Adını Söz
Seslendiren: Metin – Kemal Kahraman
Nerde kendini bilmez çocuklar
Bir sabah öylece çekip gittiler
Çınladı alkışlar kör sokaklarda
Yankısı kime kaldı
Deniz koydum adını
Kederi bende kaldı
Uzak köyler kurdum birbirine
Denizine aldandım
Acının sularında ateşler yaktı
Vuruldu şehirler soluksuz kaldı
Kendine çekildi bütün sokaklar
Gölgeler orda kaldı
Edip Akbayram
Aşk Olsun Sana Çocuk
Söz: Can Yücel
Müzik: Mazlum Çimen
Aşk olsun aşk olsun aşk olsun sana çocuk aşk olsun
Acıyorsam sana anam avradım olsun
Elbette Türkiye’de en uzun koşuysa devrim
O onun en güzel en güzel yüz metresini koştu
İlk o fırladı lüverden en sekmez mermisiylen
En hızlısıydı hepimizin en hızlısıydı hepimizin
İlk o göğüsledi ipi
Aşk olsun aşk olsun aşk olsun sana çocuk aşk olsun
Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun
Adı Deniz Olmalı
Bir çocuğumuz olmalı
Adı deniz olmalı
Deniz dedim adına
Adı deniz olmalı
Bir çocuğumuz olursa
Adı deniz olmalı
Deniz kadar engin
Deniz kadar çoşkun
Deniz kadar sıcak
Deniz kadar güzel
Bir çocuğumuz olmalı
Adı deniz olmalı
Deniz dedim adına
Adı deniz olmalı
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Suratındaki yaralar, karalar, kirler
Bana birisini hatırlatıyorsun küçüğüm
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Yırtık süeterin, pantolonun, çizmen, çorabın
Sakın pişman olma, kızma, kızdırma
Sembol olmak, katil olmaktan çok daha zor
Yemekten, içmekten, direnmek zor küçüğüm
Ben, ben kimim diye sorarsan
Biz, biz tabiatla kardeşiz
Yemeyle, içmeyle
Hatta uçakla, suyla, kuşla, böcekle
Ama yine de
Bana ne olmuş diye soruyorsan
Kızma, kızdırma
Hani doğruluktan, dürüstlük doğar derler ya
Bence sana Deniz çarpmış küçüğüm
Ki, ben beni bildim bileli
Ne, ben beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
İşte ortalığın arazisi olup kaynadık dünyanın kazanında
Dünya kazan oldukça ben bir kepçe
Doldum tabaklara birden daha çok kere
Hani ya gülüm işçi olup emek dökercesine
Ben, beni bildim bileli
Ne ben, beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
Sen bir başka maya gör
Çocuk olursun bir yandan severler
Bir yandan döverler
Okursun adam olursun,
İş bulamadın mıda hiç dinlemez söverler
Ben, ben boks şampiyonu olamam ki dostum
Hayatı nakavt edeyim
Ben kültürümü hayata adadım
Hayatı tanımlayamıyorum
Hayat nedir acaba _?
Hergün paket paket içtiğimiz sigaralar mı
Akşamları eve gelen babamın
Boş o bomboş bakışları mı
Bilmiyorum !!!
Yıldızlardan kopup gelmişti dünyama
Yıllanmış ağaçların dökülen sarı yaprakları gibiydi
Etraf toz, toprak, kan, göleç
Adına ne seheryeli diyebiliyorum nede tozpembe
Ama şunu çok iyi biliyorum ki
Bir çocuğumuz olursa
Adı DENIZ olmalı,
İster kız ister erkek
Farketmez hiç biri
Fakat bakışları farketmeli
Güneş gibi olmalı
Aydınlatmalı her tarafı
Her bir yandan bir bir
Bir çocuğumuz olursa adı DENIZ olmalı
DENIZ kadar engin, DENIZ kadar coşkun
DENIZ kadar sıcak, DENIz kadar güzel
Bir çocuğumuz olmalı
Adı DENIZ olmalı
DENIz dedim adına
Adı DENIZ olmalı… Denize Yakılan Türkü
Söz: Yılmaz Erdoğan
Gün gelir sevda koyarsa
Soluksuz seni
Gün Olur yolun Düşerse
Gurbet ellere
Al bu dertten yüreğimi
Dalgalara sal…
Al bu dertten yüreğimi
Dalgalara sal…
Kederin büyüyorsa kuytuluklarda
Gidecek deniz yoksa,bulamadınsa
Al bu dertten yüreğimi
Yağmurlara ser…
Al bu dertten yüreğimi
Yağmurlara ser…
Denizlerin Dalgasıyım ( Selda Bağcan )
Sevinmesin ey zalimler öldüğüme benim
Yiğit ölmez kolay-kolay, ben ölmedim ki
Bakmayın suskunluğuma, bakmayın durgunluğuma
Bedel verdim her kavgada, yenilmedim ki
Denizlerin dalgasıyım, ben halkımın kavgasıyım
Yarınların sevdasıyım, yenilmedim ki
Gelir günler gelir elbet, gör o zaman beni
Bana neyler zalim felek, ben ölmedim ki
Esirgemem sözümü ben, çıkıp gelse de ölüm
Geri götüremez adımlarımı
Ve yıldıramaz beni hiçbir şey gülüm
Ne dikenler bıraktım ardımda, ne dikenler
Ki uçları hâlâ kanıyor ayaklarımda
Oysa karanfiller ekmiştim yollara
Aşk ile mızrap vurup sevdalı sazıma
Kavgamı türkülemiştim yarın bakışlı çocuklara
Ve semahlar dönmüştüm turnalar gibi
Pir aşkına, hak aşkına, halk aşkına
Kim söyleyebilir öldüğümü kim
Siz türkü gibi dağılırken dağ yollarına
Ve toprak gibi yeşerirken memleketim
Kim söyleyebilir solduğumu kim, ben ölmedim ki
Denizlerin dalgasıyım, ben halkımın kavgasıyım
Yarınların sevdasıyım, yenilmedim ki!
Grup Özgürlük Deniz’e
Düşündükçe seni her an yanar ağlarım
Bende bu yürek güç varken kimden korkarım
Sen üzülme günü gelir hesap sorarım
Bitmedi Deniz gönlümde toprak içinde..
Türk Sanat Müziği ve cazı kariyerinde harmanlayan Birsen Tezer, Kalan Müzik etiketli ilk albümü ‘Cihan’ geçtiğimiz günlerde çıktı. Albümünde, kendi bestelerimin yanı sıra Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, İlhan Şeşen ve Zafer Cımbıl’ın eserlerini de yer alıyor.
Birsen Tezer “Cihan” albüm içeriği: 1.Aşk Bu Değil 2.Balıkesir 3.Bilsen 4.Çal Kapımı 5.Çığlık Çığlığa 6.Değirmenler 7.Di gel Yanima 8.İstanbul 9.Seher Vakti 10.Sus Pus
Müzikle ortaokul yıllarına tanışan sanatçı, Okul orkestralarındaki solistlik deneyi, 82-83 yıllarında katıldığı Milliyet Liseler arası Müzik Yarışma’larında aldığı dereceler, sonraki yaşamımda müziğin önemli bir yer işgal etmesini sağladı. 1984 yılında İ.T.Ü Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’na girdi. Mezuniyetimden kısa bir süre önce profesyonel müzik yaşamıma başladı. İlk önceleri tek bir gitar ile başlayan serüven 1990 yılında zenginleşerek yerini grup sound’una bırakmaya başladı. İstanbul’un çeşitli mekanlarında grubuyla birlikte kendi zevkime uygun repertuarımı oluşturup performanslar sergiledi.
1998 yılında Bülent Ortaçgil’in ”Light” adlı albümünde Ortaçgil’le bir düet yaptı (“Kimseye Anlatmadım”) Daha sonra yine Ortaçgil’in şarkılarından oluşan tribute albüm ”Şarkılar bir oyundur”da, ”Çığlık Çığlığa” adlı şarkıyı seslendirdi. İlhan Şeşen ve Gürol Ağırbaş ile küçük çalışmaları oldu.
Sabah Gazetesinden Ahmet Külsoy 31.08.2009 tarihinde yaptığı söyleşiden:
-Albümün adını neden ‘Cihan’ koydunuz?
- Aslında bana göre içinde birden fazla anlam taşıyan bir isim Cihan. Kaybettiğim ve kazandığım insanlardan tutun da, içinde üretebilmenin hazzı ile tekrar nefes aldığım bir dünyayı ifade etmekti belki de bu ismi koymaktaki amaç. Fazla düşünmeden, zaten içimde hep var olan, ama bulduğumda içime sinen, sevmiş olduğum…
- Projelerim var diyorsunuz, nedir bunlar?
- Öncelikle şunu belirtmem lâzım, ortaya çıkan bu albüm sadece bana ait değil. Beş ayrı müzisyenin birikimi, fikirleri ve katkıları ile ortaya çıkmış bir projedir (Tunç Öndemir, Mümtaz Solmaz, Ahmet Özbilen, Emre Tankal). Arkasında durmaktan çekinmediğimiz, içimize sinen ve bizce “oldu” dediğimiz bir proje. Henüz elimize aldığımız, bu kadar uğraş ve emek gerektiren bir üretimin hemen ardından “projelerim var” demek yeterince garip değil mi? Ama akabinde, tabi ki düşünülecek, üretilecek bir sürü alternatif melodi, söz, tarz ve usûl kafayı kurcalayacak, gün ışığına çıkmak için ruhu zorlayacaktır. Öğrenmenin, merak etmenin, dinlemenin, üretmenin sınırsızlığında yürüyoruz. Hissettiğimiz müddetçe müzik de olacaktır, kendimizce…
-Bülent Ortaçgil gibi bir müzisyenle çalışmak nasıl bir duygu? Birikimlerini paylaşıyor mu?
- Ortaçgil, yazdığı gibi yaşayıp, yaşadığı gibi yazan nadir özgün insanlardan biridir benim için. Hiç yanıltmayan sözlerine ve kaybolmaktan korkmadığım müziğine, bütün duvarlarımı yıkabildiğim bir ozan. Hakkında böylesine hissettiğim Bülent Ortaçgil’le çalışmak her zaman muhteşem olmuştur benim için. Albümde iki parçasını yorumlamak istediğimizi söylediğimde, bunun bize kalmış bir şey olacağını söyleyerek yanımda olduğunu zaten belli etmişti. Buradan da anlaşılacağı üzere şartlar uygun olduğu takdirde paylaşıma kapalı bir insan olmadığı bellidir sanırım.
-Roman, hikâye, şiire bayılırım diyorsunuz. İlginizi çeken özel bir şair var mı?
- Şiir seven insan tek bir şairle yetinemez bence. Hatta öyle bir açlık vuku bulur ki, hepsini keşfetme paniği ile hep başka isimlerin peşinde koşar bulursun kendini. Ve daha önce okuduğun şairlerin diğer kitaplarını elde etme telaşı da cabası. Ama şu aralar Ahmet Telli ve Turgut Uyar ile fazla haşır neşir olduğumu söyleyebilirim. Bir de yeni nesil şairlerden Kadri Karahan’ın şiirleri oldukça etkiliyor beni.
-Bir kadın sanatçı olarak , dünyada ve Türkiye’de hemcinslerinizin başını çektiği sosyal hareketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
- En başta şöyle düşündüm; neden biz kadınlar bu tip hareketler içerisinde bulunmak durumunda kalıyoruz? Halbuki saygı görmek ve saygı duymak var değil mi, insan insana…Yanlış giden şeyler doğruların o kadar kat be kat üstünde ki, nereyi tutsan elinde kalma durumu var. Eğitimsizlik, gelenekler, güç eşitsizliği, ataerkil toplum ve cinsel paratonerlik derken… halledilmesi gereken pek çok şey çıkıyor karşımıza.
Bugüne kadar pek çok müzik projesinde yer alan ve Kanada’da yaşayan şarkıcı Brenna Maccrimmon’un, yine Balkanlar, Trakya ve Anadolu esintileriyle dolu albümü “Kulak Misafiri” Kalan Müzik tarafından yayınlandı. Maccrimmon’un çeşitli meclislerde “kulak misafiri” olduğu eserleri yorumladığı albüm Kanada ve Amerika’da kaydedildi. Kendine özgü, dinamik düzenlemelere sahip albümde Maccrimmon vokaliyle şarkılara hayat veriyor…
Brenna MacCrimmon Kanadalı bir folk müzik sanatçısıdır. Toronto, Ontario doğumludur. 1980′lerin sonundan beri Balkan Müziği çalışmakta, öğretmekte ve söylemektedir. İyi Türkçe konuşan ve şarkı söyleyen MacCrimmon, uluslararası anlamda bir Türk halk müziği şarkıcısı olarak kabul edilmektedir.
Türkiye Müziği’ne olan ilgisi gençliğinde Burlington, Ontario’daki bir kütüphaneyi ziyaret etmesi ile başladı. Bu deneyimi kendisi “Türkçe albümlere rastladım ve aniden duygusal bir bağ oluştu” şeklinde tanımlıyor. 1880′lerin başlarında Toronto Üniversitesi’nde etnik müzikoloji dersleri alırken yerel müzisyenlerle tanıştı ve bağlama öğrenmeye başladı. Daha sonra bir Türk müzik grubunda çalmaya ve şarkı söylemeye başladı.
http://www.vimeo.com/4520057 Fatih Akın’ın yönettiği İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek (Crossing the Bridge) adlı filmde anonim bir eser olan ‘Penceresi Yola Karşı’ ve ‘Ben Bir Martı Olsam’ adlı türküyü seslendirdi.
Rumeli Müziği olarak bilinen Türk-Balkan ezgilerine ilgi duydu. Türk müziği teorisi üzerine çalışmalar yaptı ve unutulmaya yüz tutan halk müziği arşivlerini araştırdı. Türkiye ve Yunanistan’a pek çok ziyarette bulundu. Yunanistan başta olmak üzere, Trakya-Balkan bölgesini, köy köy, şehir şehir gezmiş, müziği kadar kültürünü, insanını da benimsemiştir.
90′lı yılların başında Kanada’da Balkan müzikleri üzerine tez hazırlarken İstanbul’a gelmiş ve kalmaya karar vermiştir. Türkiye’de bulunduğu beş yıl içerisinde Türk kültürü ve halk müziği ile yoğun bir şekilde iç içe yaşayan sanatçı pek çok özel gösteri ve festivalde sahne aldı.
Soprano ses tonuna sahip MacCrimmon, Selim Sesler’le kurdukları Karşılama adlı grup ve aynı isimli albümde türküler söylemiş, bu albüm ile 1998 senesinde June Ödülü’nü kazanmıştır. Ayrıca Baba Zula ve Mad Professor ile birlikte Psyche-belly Dance Music ve Duble Oryantal albümlerinde yer aldı.
İstanbul ve Kanada’da müzik eğitimini tamamlamıştır. Kanada’da yaşantısını sürdürmekle beraber halen Türkiye’ye gidip gelmekte ve hem ülkesinde hem de İstanbul’da farklı sanatçılarla sahne almaktadır. Yakın zamanda Beth Cohen, Paul Brown, Polly Ferber ave Haig Manoukian ile birlikte Orkestar Keyif adlı bir grup kurmuştur.
Kulak Misafiri’nde yer alan eserler
Evlerine Varagele Usandım Söz & Müzik: Traditional Turkish From Bulgaria
Kar Yapar Alçaklare Söz & Müzik: Traditional Turkish Rumeli
Dolama Dolamayı Söz & Müzik: Traditional Turkish
Oj Ti Mome Ohrigance Söz & Müzik: Koco Petrov & Ivan Terziev (Makedonya)
Yıldız Dağı İşte De Geldim Yanına Söz & Müzik: Traditional Turkish From Skopje (Üsküp)
Şemsiyemin Ucu Kare Söz & Müzik: Ahmet Sezgin
Getme Gel Söz: Traditional Azeri Müzik: Sayeed Rustemov
Kamran Olsam Söz & Müzik: Sevaş Çağman (Çoşkun)
Sabah Sabah Seyredelim Yalıyı Söz & Müzik: Traditional Turkish From Edirne
Kuşların Geçiş Taksimi Mussels In The Bay Söz & Müzik: Brenna MacCrimmon
Son Geçiş
Bremen Dayanışma Korosu Türkülerde Anadolu – Songs From Anatolia 1998 yılında Ada Müzik’ten çıktı. Anadoluda konuşulan çeşitli dillerde türkülen seslendiren koro hem dil çeşitliliği/kapsayıcılığı hemde kolektif çalışma açısından örnek ve başarılı bir çalışma. Solingen ve Sivas katliamı anısına çıkan albümde; Türk, Rum, Laz, Azeri, Kürt, Arap, Safarad, Zaza ve Ermeni ezgileri yer alıyor. Bremen Dayanışma Korosu aşağıdan dinleyebilirsiniz