ABD’li eski bir “ekonomik suikastçının” itirafları:(video) Ekim 5, 2009
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment
Amerika dünyayı nasıl yönetiyor… CIA’de yıllarca çalışan ekonomik tetikçiler anlatıyor… Kimlere, hangi devlet başkanlarına nasıl rüşvet verildi? Kabul etmeyenler nasıl devrildi veya öldürüldü… Sistemden kurtuluş yolları…
IMF’ye başka bir açıdan bakış, ABD’nin dünyayı nasıl yönetiğine farklı bir yorum
Ulusu feth etmenin ve köleleştirmenin 2 yolu vardır. Birisi kılıçladır. Diğeri borçla.
Biz, ekonomik suikastçiler, küresel imparatorluğun oluşturlmasında gerçekten sorumlu olanlarız. ve birçok farklı şekilde çalışırız.
Belkide en sık kullanılanı, öncelikle şirketlerimize uygun kaynakları olan ülkeleri bulur ve gözümüzü üstlerine dikeriz, petrol gibi. ardından Dünya Bankası veya onun kardeşi başka bir organizasyondan o ülkeye büyük bir kredi ayarlarız. Fakat para asla gerçekte o ülkeye gitmez, gerçekte toplumun çoğunluğuna yaramaz. Yine de o insanlar yani bütün ülke bu borcun altına sokulur.
Bu borç ödeyemeyecekleri kadar büyüktür ve buda planın bir parçasıdır… geri ödeyemezler
ve bir nokta biz ekonomik suikastçiler gidip onlara deriz : “dinleyin”: “Bize bir sürü borcunuz var.Borcu ödeyemiyorsunuz.O zaman petrolünüzü satın” petrol şirketlerimiz için oldukça ucuza..
“ülkenizde askeri üs kurmamıza izin verin” veya “bizim askerlerimzi desteklemek için dünyanın bir yerine asker göndermelerini isteriz Irak gibi,veya bir dahaki UN seçiminde bize oy verin”
elektrik şirketlerini özelleştiririz
sularını ve kanalizasyon sistemlerini özelleştiririz ve ABD şirketleri veya diğerçok uluslu şirketlere satarız.
Mantar gibi biten bir şey ve çok tipik, IMF ve Dünya Bankası bu şekilde çalışır.
Ülkeyi borca sokarlar ve öyle büyük bir borçtur ki ödenemez
ardından yeniden borç teklif edersiniz ve daha fazla faiz öderler
ve talep edersiniz buna koşullara bağlı veya iyi yönetim dersinizaslında bu onların kaynaklarını satmalarını sağlar buna sosyal hizmetleri, teknik şirketleri, bazen eğitim sistemleri de dahildir.
Adli sistemlerini sigorta sistemlerini yabancı şirketlere satarız.Ekonomik sukastçilere teamül 50′li yılların başlarında başladı
Mossadegh demokrasiyle seçildiğinde, Iran’da seçilen… Demokrasi için bir ümit olarak görülmüştü
orta doğuda ve dünyanın etrafında. Time-Magazin’in yılın adamıydı
fakat…fakat getirdiklerinden biri ve uygulamaya başladığı fikir
yabancı petrol şirketlerinin İranlılara petrol için bir sürü para ödemesiydi
ve İranlılar kendi petrollerinden kar sağlayacaklardı.İlginç politika.
tabiki biz bunu beğenmedik.Fakat normalde yaptığımız asker gönderme işinden korkuyorduk.
asker yerine CIA ajanı Kermit Roosvelt’i ,Teddy Roosvelt’in akrabasını yolladık.
Kermit birkaç milyon dolarla gitti ,çok ama çok etkili ve becerikliydi,kısa bir süre sonra,
Mossadeg’i devirdi
ve İran Şahını onunla değiştirdi.Şah her zaman petrol konusunda olumluydu.Ve bu son derece etkileyiciydi.İnsanlar Tahrana yürüyorladı
Subay Mossadeg’in teslim olduğunu ve diktatörlük rejiminin sona erdiğini bağırıyordu.
Şahın resimleri sokaklarda gezdirilerek duyugular tersine çevirildi.
Şah evine hoş gelmişti.
Burada ABD’de Washington’da insanlar olanlara bakıp :wow bu çok kolay ve ucuz dediler.
böylece imparatorluk kurup ülkeleri yönlendirmek için bir sürü yeni yol bulundu.
Roosvelt’in tek problemi CIA ajanı kimliği taşımasıydı.
ve eğer yakalanırsa ,sonuçları çok ciddi olabilirdi.
ve hızla ,o noktada , özel danışmanlar kullanılmasına karar verildi
parayı Dünya Bankası ,IMF veya benzer diğer ajanslara kanalize edecek
benim gibi özel şirketler için çalışan insanlar getirdiler
böylece eğer yakalanırsak ortada hükümetle ilgili bir sonuç olmayacaktıArbenz Guatemala başkanı olarak geldiğinde , ülke United Fruit Şirketi ve büyük uluslararası şirketlerin avucunun içindeydi
Arbenz geldi ve dedi ki:”biliyorsunuz ,biz topraklarımızı insanlarımıza vermek istiyoruz.”
Ve gücü eline alınca ,tam olarak yapmak istediklerini uygulamaya başladı ,
toprak haklarını insanlarına verdi.United Fruit bundan hiç hoşlanmadı.
ve kamusal ilişkiler firması kiraladılar ,ABD’de büyük bir kampanya başlattılar.
ABD insanını ,ABD halkını ikna etmek için.
ABD basını ve ABD kongresi,Arbenz’in bir sovyet kuklası olduğuna ikna ettiler.
bu yüzdende güçlü kalmasına izin verdik , Sovyetler bu yarı kürede güçlendiler.
ve o noktada zamanla herkesin kafasında kırmızı terör ,kominist terörün büyük korkusu yerleşti.
kısa kesmek gerekirse bu kamusal ilişkiler kampanyası
CIA ve Asker üzerine bu adamın devrilmesi gerekliliği görevini yükledi.
ve yaptık.Uçaklar yolladık,askerler yolladık , çakallar yolladık,
herşeyi onu devirmek için gönderdik.Ve devirdik.
Görevinden ayrılır ayrılmaz
yeni biri herşeyi uluslararası şirketlere göre eski haline getirdi.
United Fruit de bunların arasındaydı.Ekvador uzun uzun yıllardır pro-ABD diktatörler tarafından yönetildi, sık sıkda vahşice demokratik bir seçim yapmaya karar verdiler.
Jaime Roldos kazandı ve temel amacı, bir başkanın olması gerektiği gibi
Ekuador’un kaynaklarının insanlarına yardım için kullanılacağına emin olmak istiyordu.
Çok ezici bir üstünlükle kazandı.
Ekuador’da daha önce kimsenin alamadığı kadar çok oyla kazandı.
Ve politikalarını uygulamaya başladı.
Petrolden gelen karın insanlarına yardım için gideceğinden emin olmak
evet…biz ABD’de bunu beğenmedik
Roldos’u değiştirmek için bir sürü ekonomik suikastçilerden biri olarak ben gönderildimrüşvet vermek…farkına varmasını sağlamak…anlıyorsunuz
“tamam , bildiğiniz gibi ,çok zengin olabilirsiniz , siz ve aileniz ,eğer bizim kuralımıza göre oynarsanız”
“fakat bu söz verdiğiniz politikayı sürdürmeye devam ederseniz ,giderisiniz.”
Dinlemedi….
Suikaste uğradı…
Uçağı düşer düşmez bölge kordona alınmıştı.
izin verilen insanlar sadece yakındaki ABD birliğindeki askerlerdi.
ve bazı Ekuador askerleri.
soruşturma açıldığında
görgü tanıklarından ikisi araba kazasında ölmüştü
ifade verme şansları olmadan.
bi sürü garip şey etrafta olup bitti
Jaime Roldos’un suiksati.
bu davaya gerçekten bakan bir çok insanın
bunun bir suikast olduğundan hiç şüphe duymayacağından eminim.
ve tabiki benim pozisyonumda bir ekonomik suikastçi olarak
Jaime birşeyler olacağını daima biliyordum.
darbe veya suikast,emin değildim,fakat devrileceğini biliyordum ,çünkü
rüşvet verilememişti ,buna asla izin vermiyorduOmar Torrijos,Panama başkanıydı,
benim favorilerimdendi.Onu gerçekten çok beğeniyordum.
Çok karizmatikti.Ülkesine gerçekten faydalı olmak istiyordu.
onu yemlemeye ya da rüşvet vermeye çalıştığımda bana dedi ki :” Bak ,John
- bana Juanito derdi-
Dedi ki: “Bak Juanito, benim paraya ihtiyacım yok.İstediğim şey ülkem için
adilane ve kurallara uygun davranılması.ABD’ye halkımı borçlandırarak yaptığı bu yıkımdan kurtarmak amacıyla borcu geri ödemek için ihtiyacım var.
diğer latin amerikan ülkelerine yardım edebileceğim bir yerde olmaya ihtiyacım var
özgürlüklerini kazanmaları ve kuzeyden gelen
korkunç varlıktan kurtulmaları
sizler bizleri kötü bir şeklide kullanıyorsunuz
Panama Kanalını Panamalı insanların ellerine geri vermem lazım.
Benim istediğim budur.
beni yanlız bırak ,biliyorsun , bana rüşvet vermeye çalışma.
1981′di, ve, Mayısta, Jaime Roldos suikaste uğradı.
ve Omar bunun farkındaydı.
Torrijos ailesini yanına aldı ve dedi ki:
muhtemelen sıradaki benim ama önemli değil
çünkü ben yapmak için geldiğim şeyi yaptım
Kanalı geri aldım
Kanal bizim elimizde olacak ,Jimmy Carter’la görüşmeleri henüz bitirdik.
Aynı yıl Haziran’da , sadece birkaç ay sonra,
bir uçak kazasında öldü
CIA sponsorluğundaki çakallar tarafından yapıldığına hiç şüphe yoktu.
kanıtların çok büyük bir çoğunluğu
Torijjos’nun korumalarından birinin son anda tam uçağa binerken,
bir kaset çalar verdiğini gösteriyordu.
Küçük bir kaset çalar ama içinde bomba olan.
bana göre ilginç olan
bu sistem nasıl tamamen aynı şekilde işliyor
yıllar,yıllar,yıllardır,ekonomik suikastçilerin sürekli daha daha daha iyiye gitmelerinden başka
bu aralarda Venezuelada olanın üstesinden geldik.
1998′de, Hugo Chavez başkan seçildi,
bir sürü başkanı takiben
ülkenin ekonomisi mahvoldu ve battı.
Ve Chavez bu olanların ortasında seçildi
Chavez ABD’ye karşı ayaklandı
bunu venezuella petrolünün venezuella insanı içi
kullanılmasını talep ederl yaptı
evet… ABD’de biz bunu beğenmedik.
2002′de,
benim kafamda hiç şüphe olmayan hükümet darbesi oldu
bir çok diğer insanın da kafasında olduğu gibi ,darbenin arkasında CIA vardı.
darbenin tahrik edilme yolu
Kermit Roosvelt’in Iran’da yaptığına çok benzer
insanlara sokaklara çıkmaları için para ödendi
isyan için,protesto için,Chavez’in istenmediğini söylemeleri için.
eğer birkaç bin insanı toplarsanız
bunu yapmaları için,Televizyon bunu bütün
ülkeye duyurur ve olaylar mantar gibi patlamaya başlar.
Chavez’in olayında faklı olan,
yeteri kadar zekiydi ve insanlar arkasında sağlam duruyorlardı
bu şeklide üstesinden geldiler.
bu olay Latin Amerika tarihinde olağanüstü şaşılacak bir andırIrak, aslında, bu yolun mükemmel bir örneği
bütün sistem çalışıyor.Biz ,ekonomik suikastçiler ilk sıra defansız.
içeri gireriz ve hükümeti satın almaya çalışırız
sonrasında onları kullanmamızı sağlayacak
büyük borçlar almaya ikna ederiz.
başaramazsak ,benim Omar Torrijos ile Panama’da ve Ekuador’da Jaime Roldos’la başaramadığım gibi
satın alınmayı reddeden adamlar
o zaman ikinci sıra defans olarak çakalları yollarız.
ve çakallar hükümeti devirirler veya suikast düzenlerler.
ve başarıldığında ve yeni hükümet geldiğinde
işler son derece basitleşirçünkü yeni gelen başkan eğer yapmazsa başına ne geleceğini bilir.
Irak’ta bunların ikisi de çuvalladı.
Ekonomik suiksatçiler Saddam Hussein’e ulaşmayı başaramadılar.
çok uğraştık ,onun da suudilerin kabul ettiğininkine çok benzer bir anlaşmayı kabul etmesi için çok uğraştık
ama kabul etmedi
ve çakallar onu almak için gittiler
yapamadılar.korumaları çok iyiydi.
bir keresinde CIA için çalışmıştı
eski Irak başkanına suikast düzenlemesi için kiralanmıştı ve çuvalladı
fakat sistemi biliyordu.
91′de, askerleri gönderdik
ve Irak ordusunu devirdik
o noktada sandık ki
Saddam Hussein ortaya çıkacak.
o anda onu tabiki alabilirdik
ama bunu istemiyorduk.Sevdiğimiz güçlü adamların özelliğindeydi.
insanlarını kontrol ediyor.Kürtleri kontrol edebileceğini düşündük
ve İranlıları sınırlarında tuttuk ve bize petrol pompalamaya devam ettik.Ve birkez orduyu aldığımızda
şimdi ortaya çıkacaktır.
Böylece ekonmoik suikastçiler 90′larda başarısız olarak
geri döndüler.Eğer başarmış olsalardı
hala ülkesini yönetiyor olacaktı.Bizde ona istediği savaş uçaklarını satıyor olacaktık
ama başaramadılar
çakallar onu deviremedi ve askerleri yolladık
bir kez daha ve bu sefer işi tamamladık
onu devirdik.Ve ilerleyen süre içinde kendimize çok ama çok
karlı bir imar anlaşması yaptık
yıktığımız ülkeyi baştan inşaa etmek
bu eğer büyük inşaat şirketleriniz varsa
çok iyi bir anlaşmadır.böylece Irak 3 aşama gösterdi
Ekonomik suikastçiler başarısız oldu.
Çakallar çuvalladı.Ve finalde asker girdi.
ve bu yolla gerçek bir imparatorluk yarattık
bunu çok ama çok kurnazca yaptık.Gizli kapaklıydı.
Geçmişteki bütün imparatorluklar ordu üzerine kurulmuştu
ve herkes biliyordu
İngiliz imparatorluğu kurlurken biliyorlar,FRANSIZ,ALMAN,ROMA,YUNAN imp….
ve bununla gurur duyuyorlardı.Her zaman bazı mazaretleri vardı
uygarlığı yaymak,dini yaymak veya benzeri
fakat bunu bilerek yapıyorlardı.
biz bilmeden.
ABD’deki insanların çoğunluğunun
gizli kapaklı bir imparatorluğun faydalarıyla yaşadığı konusunda fikri bile yoktur.
Dünyada bugün daha önce olduğundan çok daha fazla kölelik söz konusu.
O zaman kendi kendinize sormalısınız,evet…eğer bu bir imparatorluksa imparator kim?
belli ki ABD başkanlarımız imparator değiller.
Bir imparator seçilmemiştir ve sınırlı bir süre için hizmet etmez,
ve kimseye hesap vermek zorunda değillerdir.
Bu nedenle başkanlarımızı böyle sınıflayamazsınız.
fakat elimizde benim imparatora eşit olduğunu düşündüğüm ve CORPROTOCRACY olarak adlandırdığım düzen var.
“Corporatocracy bizim büyük şirketlerimizi yöneten kişilerdenoluşan bir gruptur.
ve bu imparatorluğun imparatoru gibi davranırlar.
Medyamızı kontrol ederler,
mülkiyet edinmeyi veya reklamcılığı da.
politikacılarımızın çoğunu kontrol ederler
çünkü onların seçim kampanyalarını desteklerler.
şirketleri
veya kişisel girişimleri
şirketlerinden dışından gelen.
Seçilmemişlerdir,
sınırlı bir süre için hizmet etmezler
kimseye hesap vermezler
ve Corprotocracy’nin en tepesini gerçekten anlatamazsını
özel bir şirket için çalışan biri mi
veya hükümet mi çünkü onlar daima ileri geri hareket ederler.
Bir bakarsınızı Haliburton gibi büyük bir
inşaat şirketinin başkanı olan biri var
ve bir sonraki sefer ABD başkan yardımcısı
veya petrol işinin içinde olan bir başkan.ve sizin ofise demokratları mı cumhuriyetçileri mi aldığınızın önemi yoktur
bu hareket döner kapının etrafında olmak gibidir
ve hükümetimiz çoğu zaman görünmezdir
ve politikaları bizim şirketlerimiz tarafından yürütülür.
bir seviyeden bir diğerine ve sonra tekrar
hükümetin politikaları basitçe
Corporatocracy tarafından üretilir,
ve ardından hükümete sunulur
ve hükümet politikası haline gelirler
burada inanılmaz örtülenmiş bir ilişki vardır
bu bir komplo teorisi değildir olan şeydir.
bu insanlar bir araya gelmek zorunda değildir
onların hepsi
temelde başlıca bir görev altında çalışırlar
o da karlarını daha fazla arttırmaktır
sosyal ve çevresel sonuçları ne olursa olsun.
Corprotocracy tarafından kullanılan
borç , rüşvet ve hükümeti devirme gibi enstrümanlara
GLOBALLEŞME denir.Federal Rezervin Amerikan halkını
resmi senetlerle , borçlarla , enflasyonla ve faizle belirli pozisyonda tutması gibi
Dünya Bankası ve IMF bu rolü global ölçekte üstlenir.
Temeli çok basittir :
bir ülkeyi borca sokun ve parçalayın
veya liderine rüşvet verin
sonrada kendi şartlarınızı veya politikalarınızı empoze edin
sıklıkla buna bağlıdır :
parada devalüasyon
tedavüldeki paranın değeri düştüğünde onunla değerlenen herşeyin değeri de düşer.
yerel kaynakların sömürücü ülkeler için uygun hale gelmesini sağlar.
değerinin çok çok azına.
sosyal programlar için büyük parasal kaynak kesintileri
bu genellikle eğitim ve sağlığı da kapsar
uyumlu ve birbirine bağlı toplumu çökerterek
kullanıma hazır hale getirir
devlete ait yatırımların özelleştirilmesi
bu sosyal olarak önemli sistemlerin satın alınabilmesini ve
yabancı şirketlerin çıkarlarına göre ayarlanması anlamına gelmektedir.
örneğin 1999′da dünyabankası Bolivya hükümetine üçüncü büyük şehrinin
genel su sistemini “Bechtel” adlı ABD şirketine satması için ısrar etti.
bunun hemen ardından zaten fakirleşmiş olan halkın
su faturaları patladı.
bu bechtel sözleşmesi iptal edilene kadar isyan bütün topluma yayıldı.
ticaret libarelleştirlir
veya ekonomi yabancıların ticaretiyle ilgili tüm kısıtlamalar kaldırılarak açık hale getirilir.
bu bir seri yolsuz ekonomik manifestasyonlara izin verir
uluslararası şirketlerin kendi seri üretim mallarını getirmeleri gibi
yerli ekonomiyi mahvedecek ve üretimi azaltacak şekildeJamaica bir örnektir,
Dünya Bankasının borcunu ve şartlarını kabul ettiğinden bu yana
batılı ithalatçılarla rekabetten dolayı sahip olduğu en büyük getirisi olan marketlerini kaybetti
bugün sayısız çiftçi işsiz kaldı ve onlar
büyük şirketlerle yarışamazlar.
bir diğer varyasyonsa bir sürü kayıt dışı ,düzenli olmayan ,insanlık dışı
zorla yaratılmış ekonomik zorlukların avantajını kullanabilecek az maaş verilip çok çalıştırılan fabrikalar yapmaktır
üretimin düzensiz olmasından dolayı ,çevresel tahribat oluşur
aç gözlü şirketlerin bir ülkenin kaynaklarını sömürmesi gibi
kasıtlı kirliliği yüksek seviyelere getirirken
dünya tarihindeki en büyük çevresel suç , bugün 30.000 Ekuador’lu ve amazonluya karşı Texaco tarafından işleniyor
Chevron’a ait olan fakat Texaco tarafından yürütülen aktivitelerde
Exxo Valdez’in Alaska sahiline döktüğü pislikten 18 kat fazla hesapladılar.
Ekuador’daki dava bir kaza değildi.Petrol şirketleri bunu bile bile kasten yaptı;bunu para kazanmak için yapıyorladı
bunun yanı sıra, dünyabankasının performans kaydına şöyle bir göz atacak olursak bu kurumun
fakir ülkeleri kalkındırmak ve yoksulluğu azaltmak adına hiçbir şey yapmadığı ama yoksulluk ve para açığının giderek arttığı görülür..şirketinin karları zirve yaparken…
1960′da gelir açığı en zengin ülke insanlarının 5′ine karşı en fakir ülkelerin 5′ine oranı 30′a 1′dir.
1998′de bu oran 74′e 1′dir.
küresel GNP 1970 ve 1985 arasında %40 arttı ,ve aslında yoksulluk arttı ,%17 kadar.
1985′ten 2000′e kadar günde 1 dolardan aza yaşayan insan sayısı %18 arttı.
Bunlara rağmen ABD Kongresi Birleşik Ekonomi Komitesi dünya bankasının projelerinde en az %40 başarı olduğunu ilan etti.
1960′ların sonlarında dünya bankası Ekuador’da büyük borçlanma yarattı.30 yıl süresince yoksulluk %50′den %70′e yükseldi.
işsizlik oranı %15′den %70′e çıktı.Ulusal borç 240 milyondan 16 milyara yükseldi.
kaynakların paylaşımdan fakirlerin payına düşen miktar %20′den %6′ya düştü.
Aslında 2000′de Ekuador ulusal bütçesinin %50’si borçlarını ödemeye ayrılmak zorunda.
Dünyabankasının aslında ne olduğunu anlamak gerçekten önemlidir,aslen bir ABD bankasıdır ve ABD’yi destekler.
ABD karalar üzerindeki veto gücünü elinde tuttuğundan Kapitalizmin en büyük destekçisidir.
Peki parayı nerden kazanır?Tahmin ettiğiniz gibi : Fraksiyonel rezerv bankacılık sistemi sayesinde havadan elde eder.GDP yıllığının en iyi 100 ekonomisinin 51 tanesi şirketlerdir ve bu 51 şirketin 47 tanesi ABD bazlıdır.
Walmart, General Motors, ve Exxon, Suudi Arabistan, Portekiz, Norveç, Güney Afrika, Finlandiya, Endonezya, ve daha bir çok ülkeden daha güçlüdür.
Koruyucu ticaret kuralları yıkıldı , paralar değişken pazarlarda manipule edildi ve ülke ekonomileri
Global kapitalizmin elinde yıkıldı ,imparatorluk genişledi
21 inçlik küçük ekranlarınızın başından kalkıp Amerika ve demokrasi hakkında yakınmaya başladınız.
Amerika yok ,demokrasi yok.
Sadece IBM ,ITT ,AT&T ,DuPont ,Dow ,Union Carbine, ve Exxon var.
Günümüz dünyasının ulusları bunlardır.Rusların Karl-Marx’ın devlet düşünceleri hakkında ne konuştuğunu sanıyorsunuz?
Programlama grafiklerinden ,istatiksel teorilerden
minimum ve maximum çözümler ve maliyet hesaplamalarından çıktılar ve yatırımlar yaptılar aynen bizim yaptığımız gibi.
artık ulusların ve fikirlerin dünyasında yaşamıyoruz Bay Beale
Dünya iş dünyasının değişmez kurallarıyla kurulu
acımasız şirketler birliğidir.
Dünya bir iştir Bay Beale
Kümülatif alınmalı ,dünyaya bütün olarak entegrasyon
özellikle ekonomik globalleşme kuralları çerçevesinde ve
serbest piyasa kapitalizminin efsanevi nitelikleriyledir.
gerçek bir imparatorluk sunar
Çok azı dünya bankası , IMF , veya dünya ticaret organizasyonun
uluslararası finans kurumlarının
yapısal anlaşmaları ve şartlarından kaçabilmiştir
yine de ekonomik globalleşmenin ne olduğunun anlatmaya yetersiz…Globalleşmenin gücü böyle iken muhtemelen bizler ilerde entegrasyonu
düzensizce de olsa dünyadaki bütün ulusal ekonomilerin tek bir global serbest pazar sisteminde olduğunu göreceğiz
dünya yaşamak için gereksinimimiz olan kaynaklara hakim olan bir avuç iş adamı tarafından ele geçiriliyor
ihtiyacımız olan kaynakları elde etmek için gereken parayı kontrol ediyorlar.
En sonunda insan hayatı yerine finans ve şirket gücü üzerine kurulu dünya tekeli olacak.
Eşitsizlik arttıkça ,doğal olarak daha fazla insan çaresiz hale geliyor.
böylece sistemi sorgulamaya kalkan herhangi birini kontrol altına almak için
yeni bir yol buldular. Terörist’i dünyaya getirdiler.
Terörist tabiri hükümete baş kaldıran kişi veya gruplar için uydurulmuştur.
bunu uydurulmuş El Kaide ile karıştırmamak lazım.EL Kaide aslen 1980′lerde ABD tarafından desteklenen MUdjahedeen’in
bilgisayar kayıtlarındaki adıdır.
gerçek şudur ki: ortada El Kaide denen İslami bir ordu veya grup diye bir şey yoktur.Ve hiçbir istihbarat subayının bu örgütten haberi yoktur.
fakat ortada halkın varlığına kesin inandırıldığı bir propaganda kampanyası vardır
bu propagandanın arkasında ülke ABD’dir
- Robin Cook -
İngiltere Dış İşleri Sekreterliğinden
2007′de Savunma Bakanlığı global teröre karşı olan savaş için 161.8 milyar dolar aldı.
Ulusal anti-terör merkezine göre 2004′te uluslararası çapta 2000 kişi terörist eylemler içinde olduğu sanılarak öldürüldü.
bu rakamın 70′i Amerikalıydı.
Ortalama bir rakam olarak ki kesinlikle daha azdır ,bir yılda yer fıstığı alerjisinden ölen insan sayısı
terörist eylemlerden ölenlerin 2 katıdır.
Aynı zamanda Amerika’daki başlıca ölüm sebebi koroner kalp hastalığıdır ,kabaca yılda 450.000 kişi ölmektedir.
2007′de hükümetin bu konuyu araştırmak için tahsis ettiği para yaklaşık 3 milyar dolardır.
Bu demek oluyor ki ABD hükümeti 2007′de terörü önlemek adına 54 kat daha fazla parayı terörü önlemeye harcamıştır
Terörden ölenlerden 6000 kat daha fazla insan her yıl ölmesine rağmen
Halen Terörizmin adı olarak El Kaide her haberde keyfi olarak kullanılıyor
ABD’nin hareketine karşı herhangi bir eylem olmasın diye
ve efsane giderek büyüyor.
2008 ortalarında ABD Başsavcısı
ABD Kongresine bu fantaziye karşı
resmen savaş ilan etmesini teklif etti
haziran 2008 itibarı ile ABD terörist listesinde güncel olarak
1 milyonun üzerinde insanın olduğundan hiç bahsetmeden
buna anti-terörizm hareketi dendi ve tabiki sosyal savunma için hiçbir şey yapılmadı
- ve yapılan herşey kurulu düzeni yani
açgözlülük ve hırs temeline dayalı olarak kurulmuş şirketler imparatorluğunun
dünyayı sömüren yayılımcılığına karşı olan
yurt içinde ve yurt dışındaki
Anti-Amerikan harekete karşı korumak içindir
Dünyanın gerçek teröristleri geceyarısında karanlıklarda buluşmazlar
veya bazı vahşi eylemlerden önce “Allahü ekber” diye bağırmazlar.
Dünyanın gerçek teröristleri 5000 dolarlık takım elbiseler giyerler
ve finans dünyası ,hükümet ve iş hayatının en yüksek pozisyonlarında çalışırlar.
Öyleyse ,ne yapacağız?
daha güçlü ve hızlı olan bu açgözlü ve ahlaksız sistemi durdurmak için ne yapacağız
Irak ve Afganistan’da kıyıma uğrayan milyonlara karşı
acıma ve merhamet duygusu olmayan bu sapkın grubu nasıl durduracağız
Corprotokrasi enerji kaynaklarını ve uyuşturucu üretimini Wall Street’in karı için kontrol edebilir
1980′den önce Afganistan’da dünyadaki uyuşturucunun % 0′ı üretilirken
ABD/CIA Muhahideen’i devirip Sovyet/Afgan savaşını kazandıktan sonra ,1986′da dünyadaki eroinin %40′ını üretiyorlardı.
1988′de pazar ihtiyacının %80′ini üretiyorlardı.
Fakat birden beklenmeyen bir şey oldu
Taliban güçlendi ve 2000′de uyuşturucu tarlalarının büyük kısmını imha ettiler.Üretim 3000 tondan 185 tona düştü ,%94′lük gerileme.
9 eylül 2001′de ,Afganistanın tamamen işgal planı başkan Bush’un masasındaydı
2 gün sonra bahaneleri hazırdı. 11 Eylül ..Bugün ABD’deki uyuşturucunun üreticisi Afganistan’dır
dünyadaki eronin %90′ını üretiyorlar ,hemen hemen her yıl üretim rekoru kırıyorlar.
Madison Avenue’nun çıkarları için fakir toplumlara az parayla çok iş yaptırılan
bu kölelik sistemine mahkum eden ,merhametsiz ve açgözlü sistemi nasıl durdururuz
Veya güdebilmek için kurguladıkları çarpıtılmış terör saldırılarını ?
Veya oluşturdukları sömürülen ve buna göre tasarlanmış sosyal yapıyı?
sistematik olarak bazı özgürlükleri kısıtlar ve insan haklarına tecavüz eder
kendini kendi kusur ve eksiklerinden korumak için.
Sayısız gizli saklı kurumlarla nasıl uğraşabiliriz ,
Dış işleri danışmanlığı gibi ,üçlü komisyon ,Bilderberg grubu ve diğer demokratik olarak seçilmemiş
kapalı kapılar ardında hayatımızın finansal ,sosyal ve çevresel öğelerini kontrol eden dolaplar çeviren gruplar gibi ?
Cevabı bulabilmek için öncelikle altta yatan nedeni bulmalıyız.
Aslında problemin kaynağı bencil ,bozguncu ve kar amacına dayalı gruplar değildir.
Onlar hastalığın belirtileridir.
“Açgözlülük ve rekabet insan tabiatının sunucu değildir…
…açgözlülük ve kıtlık korkusu aslında yaratılmış ve yaygınlaşmıştır…devam edecek…
KuĞu
10. December 2008, 23:46
başlangıç burası ancak teknik terimler ve uzunluğu nedeni ile ilgi çekmeyeceğini düşündüğümden 2. bölüm olarak ekledim. Ekonomik suikastçinin söyledikleri ilginizi çektiyse başlangıcı da okumanınızı tavsiye ederim.BAŞLIYOR ..
Irkçı, cinsel veya dinsel şovenizm gibi eski yöntemler milliyetçilerin işine artık yaramıyor. Bugüne kadar öğrendiğimiz iyi mi kötü mü olduğumuz veya başarılı mı başarısız mı olduğumuzdu. Bu gidişi istediğimiz anda değiştirebiliriz sadece seçim işi.
İş yok, çalışmak yok, para kazanmak yok. Oyunu yanlış algıladığımın farkına vardım. Oyun, aslında kim olduğunuzu bulmakmış…
İnsan zihninde kökten devrim düşüncesi oluşturmanın ne kadar önemli olduğunu göreceğiz.
Radikal devrim.
kriz bilincimizdeki krizdir..
bundan sonra bu kriz eski normları eski paternleri ve tarihi gelenekleri kabul edemez.
ve şimdi dünyanın tüm gizemiyle,
ne olduğu..
(kapışma,
yıkıcı savaş
öfke,
ve dahası…)insan,
hala aynı insan
hala vahşi
saldırgan
agresif
aç gözlü para delisi,
yarışmacı..ve tüm bunlar eşliğinde
bir toplum kurduTamamen hasta bir topluma uyumlu yaşamak sağlıklı olmak değildir.
Toplum bugün bir sürü kurumlar oluşturdu.
politik kurumlardan, yasal kurumlardan, dini kurumlara.
sosyal sınıfları gözeten kurumlar,yakınlık değerleri,
ve mesleki uzmanlaşma.
açık bir şekilde bu geleneksel yapılar bizim hayata bakışımızı oldukça derinden etkilemektedir. Bu sosyal kurumların içine doğduk yönlendirildik ve görev aldık…görünen o ki parasal sistemden başka imtiyazlı ve yanlış anlaşılmış hiçbir sistem yoktur. Neredeyse dinler kadar kurulmuş bu sorgulanmayan para düzeni de var olmuştur.
ne kadar para basıldığı,
kukla siyasetçiler,
ve toplumu nasıl derinden etkiledikleri
toplumun çoğunluğunun hiç ilgilenmediği alanlardır.dünya nimetlerinin %40′ına insan nüfusunun %1′i sahiptir
hergün 34.000 çocuk ölmekte.. sefalet ve önlenebilir hastalıklardan dolayı.
ve dünyanın %50’si günlük 2 dolardan aza yaşamaktadır.
bir şey çok net
bir şey çok yanlışfarkında olalım ya da olmayalım kurduğumuz kurumların can damarı
ve bu toplumun kendisi
paradır.bu nedenle parasal siyaset kurumunu anlamak
hayatlarımızın neden bu durumda olduğunu anlamak için çok kritiktir.maalesef ekonomi çoğu zaman sıkıntı ve buhran içindedir.
finans dünyasındaki bitmeyen dalgalanmalar ,karmaşık matematiksel denklemler
insanların bir şeyler anlamaya çalışmasını engellemektedir.Asıl gerçek :
finansal sistemin böyle karmaşık ve kompleks olması bir maskelemedir.
insanlığa eziyet veren ve felç olmuş yapılarından birini
örtbas etmek için yaratılmıştır.kimse özgür olduğunu sanan köleler kadar ümitsizce köleleştirilmemiştir.
- Johann Wolfgang von Goethe -
1749-1832yıllar önce, ABD merkez bankası, Federal Rezerv,
modern para mekaniği adlı bir doküman oluşturdu.
bu yayın kurumlaşmış para basımı yöntemini anlatıyordu
federal rezerv ve onun desteklediği global bankalar ağı istifade ediyordu
açılış sayfasında amacı yer almaktadırbu kitapçığın amacı fraksiyonel rezerv bankacılık sisteminde
para basımının temel sürecini açıklamaktır.Çeşitli bankacılık terimlerinden önce
fraksiyonel rezerv sürecini açıklamak gerekir.
tercümesi şöyledir:ABD hükümeti paraya ihtiyacı olduğuna karar verir
böylece federal reserve çağrıda bulunur ve 10 milyar dolar sipariş eder.FED : “tabiki ,hükümet bonolarından 10 milyar satın alırız” diye cevap verir.
böylece hükümet bir miktar kağıt parçasını alır,
üzerlerine bazı özel resimler yapılır ve bunlara hazine bonoları denir.
bu da bonolara 10 milyar dolar tutarında değer kazandırır.
ve FED’e geri yollanır.FED ekibi kağıtlardan
federal rezerv senetleri yapar.
10 milyar dolar değerinde olacak şekilde ayarlanır
FED bu senetleri bonoları almak için kullanırbirkez bu değişim tamamlandığında
hükümet federal rezerv senetlerinden 10 milyar almış olur.
ve bir banka hesabına yatırılır.
bu hesap üzerinden senetler kanuni ve kullanıma hazır paraya dönüşür.
ABD hazinesine 10 milyar dolar ilave edilmiş olur.
İşte bu kadar! 10 milyar yeni para yaratıldı.
tabiki bu örnek bir genellemedir.
Gerçekte bu işlemler elektronik ortamda cereyan eder .Hiç bir aşamasında kağıt kullanılmadan.
Aslen ABD hazinesinin sadece %3′lük kısmı fiziki olarak tedavüldedir.
Geriye kalan %97 bilgisayarlarda sanal ortamda var olmaktadır.
Hükümet bonoları borçlanma için tasarlanmış enstrümanlardır.
Ve FED bu bonoları aslında olmayan
hayali paralarla satın aldığında,
hükümet bu paraları FED’e geri ödemeye zorunludurDiğer bir deyişle para boçla yaratılmış oluyor
bu beyin uyuşturmaya yarayan paradoks
borçla yaratılabilir,
örneğimizi derinleştirdikçe daha net olarak anlayacağız.böylece değişim tamamlandı.Ve 10 milyar ticari bir bankada yatıyor.
İşte burada işler oldukça enteresanlaşıyor.Fraksiyonel rezerv pratiğine göre
bu 10 milyarlık depozit
anında banka rezervlerinin bir parçası haline geldi.
Bütün depozitlerin olduğu gibi.Modern Para Mekaniğinde yer alan rezerv gereksinimlerine gelince :
bir banka kanuni olarak gereken rezervlerin
depozitolarının belirtilen yüzdesi kadarını elinde tutar.Onu da şöyle belirliyor:
yürürlükteki düzenlemeler uyarınca,
rezerv gereksinimi işlem gören hesapların %10′udur.
bu demek oluyor ki 10 milyarlık depozitin,
%10′u yani 1 milyar
rezerv gereksinimi olarak tutulur.
geriye kalan 9 milyar gibi yüklü rezerv
yeni borçlar vermek için
kullanılır.
mantıken bu 9 milyarın gerçekten var olan10 milyardan geldiğini kabul etmek gerekir.
Ancak olay aslında bu değil.Nasıl olurda bu 9 milyar
bu kadar basit olarak havadan var olan
10 milyar dolarlık depositten yaratılabilir.bu para stoğunun nasıl arttığının açıklamasıdır.
Modern Para Mekaniğinde yer aldığı gibi:
bankalar, gerçekte para ödemez, deposit olarak kabul ederler.
Bu şekilde olduğu için de ilave para yapılmamış olacaktır.
Bu borçlanmalarda yaptıkları
taahhüt mektupları kabul etmektir- borçlanma sözleşmeleri -
kredi değişimlerinde para ödünç alanın hesabına gider
diğer bir deyişle 9 milyar yoktan var edilir.
çünkü böyle bir borç için talep vardır
ve ortada rezerv gereksinimlerini karşılaması gereken bir 10 milyar dolarlık deposit vardır
şimdi birinin bu bankaya gittiğini ve
bu yeni kullanıma hazır 9 milyar dolardan borç aldığını varsayalım
kuvvetle muhtemelen bu parayı alıp
kendi banka hesaplarına aktaracaklardır.
bu işlem yeniden tekrar eder.
bu depositin banka rezervine geçen
%10 izole edilir ve bu kez 9 milyarın %90′ı
yani 8.1 milyar daha fazla borç verebilmek için kullanıma hazır hale gelmiştir.
Tabi ki bu 8.1 borç olarak verilebilir ve tekrar deposit edilip ilave bir 7.2 milyar
6.5 milyara…5.9 milyara …vb…
depositten borç yaratma siklusu teknik olarak sonsuza doğru gidebilir.
matematiksel sonuç yaklaşık 90 milyar dolar 10 milyardan yaratılabilir.
bankacılık sisteminde oluşmuş her bir deposit için
yaklaşık 9 kat daha büyük bir mebla elde edilebilir.Para-Meraklıları. Yardıma hazır Amerikan bankasının
yatıştırıcı ve kolay parasından isteyin
P-A-R-A kişisel borçlanma için uygun formunda
Böylece farksiyonel rezerv bankacılık sisteminde paranın nasıl yaratıldığını anladık
aklımıza mantıklı ama hala aldatıcı bir soru gelebilir
peki gerçekte bu yeni yaratılmış olan paraya değer kazandıran nedir?
cevap: halihazırda bulanan paradır.
yeni para aslında halihazırdaki paradan değer çalmaktadır
piyasanın talebine aldırmaksızın toplam para havuzunu arttırır.
arz ve talep dengeyi belirlediğinden,
fiyatlar yükselir,doların alım gücü azalır
bu genellikle enflasyonla ilgilidir
ve enflasyon aslında toplum üzerindeki görünmez bir vergidir.
genellikle aldığınız tavsiye nedir? tedavüldeki parayı şişirmek
tedavüldeki parayı azaltın demezler.paranın değerini düşürmekten bahsetmezler
faiz oranlarını düşürmekten bahsederler
gerçek aldatmaca paranın değerini çarpıttığımız anda olmuştur.
parayı yoktan var ettiğimizde hiçbir kazancımız yoktur.Ama “kapital” denen şey var.Sorum şu : enflasyon sorununu çözmeyi bu dünya düzeniyle nasıl düşünebiliriz?
mevcut olan para miktarını ve enflasyonu arttırarak
tabi ki düşünemeyiz.
fraksiyonel rezerv sisteminin parasal büyümesinin tabiatında enflasyon vardır.
mevcut para miktarındaki artışın
ekonomiyle orantılı bir gelişmeyle birlikte olmaması
tedavüldeki paranın değerini daima düşürecektir.
ABD dolarının para miktarına karşı değerine tarihte hızlıca göz atacak olursak
konu tam olarak anlaşılacaktır.
ters orantı apaçık1913′de 1 dolara 2007′de 21.60 dolar denk gelmektedir.
Bu federal sistem kurulduğundan bugüne %96 devalüasyon olduğu anlamına gelir.
eğer bu aleni enflasyon gerçeği absürd ve kendi kendini mahveden bir ekonomi gibi görünüyorsa
Bu fikri aklınızda tutun.Finans sistemimizin gerçekte nasıl işlediğine gelince saçmalığı anlatmaya ifadeler yetersiz kalır.Finans sistemimizde para borçtur
ve borç paradır.
işte ABD para tedavülü ve 1950′den 2006′ya bir tablo.
işte aynı dönem için ABD ulusal borcuna ait bir tablo.
ilginç ,orantı hemen hemen aynı
daha fazla para varsa daha fazla borç var.
daha fazla borç varsa daha fazla para var.
başka bir deyişle cüzdanınızdaki her bir dolar birisinden borç almış birine borçtur.
hatırlayın paranın var olabilmesinin tek yolu ödünç alınmasıdır.
bu nedenle eğer ülkedeki herkes hükümete olan borçlarını da kapsayarak ödeyebilirse
piyasada dönen bir dolar bile olamaz.Eğer para sistemimizde borç olmasa ortada para da olmayacaktır.- Marriner Eccles -
Federal Rezerv Yöneticisi
30 Eylül, 1941Amerikan tarihinde ulusal borcun tamamen ödendiği son zaman
1835′te Başkan Andrew Jackson tarafından Federal Rezervden önce gelen merkez bankasını kapatmasından sonradır.Aslında Jackson’ın bütün politik platformu özellikle merkez bankasını
kapatma sözünün etrafında dönmekteydi.
“şimdiki bankanın küstah çabaları hükümeti kontrol altına aldı…fakat Amerikan halkını bekleyen kader
bu kurumun gerekliliğine kandırılmasına
veya benzer bir diğerinin kurulmasına bağlıdır.” Malesef bu mesaj uzun yaşamadı.
Ve uluslararası bankerler 1913′de başka bir merkez bankası kurmayı başardılar,
Federal Rezerv. Ve bu kurum var olduğundan beri
kaçınılmaz borç garantidir.şimdiye kadar paranın nasıl borçla yaratıldığı gerçeğini tartıştık
Bu borçlar banka rezervleri üzerine kuruludur,
rezervler depositlerden elde edilir. Ve fraksiyonel rezerv sistemi yüzünden
her bir deposit kendi değerinden 9 kat daha yaratmaktadır.
Sırayla tedavüldeki paranın değer kaybıyla toplumda fiyatlar yükselir.
Tüm bu para borçtan yaratıldığından ,
ve rastgele ticarette dolaştığından beri,
insanlar kendi orijinal borçlarından uzaklaştılar.
İnsanların yaşamları için gereken parayı
tedavüldeki paradan alabilmeleri için iş bulmak adına
birbirleriyle yarışmaya zorlandıkları bir eşitsizlik oluştu.
Bütün bunlar disfonksiyonel ve geri kalmış olduğu kadar bu denklemde
hala atladığımız bir şey var gibi görünüyor
O da sistemin gerçekte hile hurdayla dolu tabiatını ortaya çıkaran
bütünün gerekli parçası.
Faize olan ilgi.Hükümet FED’den para aldığında veya biri bankadan kredi aldığında
hemen her zaman acımasız bir faizle geri ödenmek zorundadır.başka bir deyişle var olan her bir dolar
ödenen faiziyle birlikte bankaya geri dönmelidir.Fakat,
eğer bütün para merkez bankasından borç alındıysa ve ticari bankalara borçlanma yoluyla dağıldıysa
sadece mevcut paradan yaratılan
anaparaya karşılık olan para olacaktır
öyleyse bütün bu faizleri karşılayacak olan para nerede?Hiçbir yerde.
Öyle birşey yok.
Bunun dallanıp budaklanması sendelemedir.
Bankalara borçlanılan para miktarı her zaman piyasadaki para miktarını geçecektir.
Bu da enflasyonun neden ekonominin ayrılmaz bir parçası olduğunun sebebidir.
Sistemde oluşan açığı kapatmak için daima yeni paraya ihtiyaç vardır.
Faiz ödemek zorunda olunmasından kaynaklanır.
Aynı zamanda matematiksel olarak anlamı tam olarak sistem yüzünden olan
iflas ve borçların ödenememesi demektir.
Ve tolumda kısa çubuğu çeken fakirler daima olacaktır.
Sandalye kapmaca oyununa benzerlik göstermektedir:
Müzik durduğunda bir kişi açıkta kalacaktır.
Olay budur.Her zaman bankalara kişisel servet kazandırır.
Eğer mortgage kredinizi ödeyemezseniz mülkünüzü alacaklardır.
Özelliklede bunun kaçınılmaz bir zor durum olduğunu hayal ettiğinizde kızdırıyor.
Fraksiyonel rezerv pratiğinden dolayı.Ayrıca kredi çektiğiniz bankanın
kanunen aslında olmayan
parayı size verdiği gerçeğinden dolayıdır.1969′da Minnesota mahkemesinde Jerome Daly adında bir adamın davası vardı
kredinin ödenmesi koşulunu sağlamak amacıyla evinin banka tarafından elinden alınmasına karşı açtığı
Tartıştığı konu banka ve kendisini ilgilendiren mortgage kontratı idi
iki tarafta mülkün değişimine ilişkin yasal form sundular
kanuni dilde buna
konsiderasyon denir [kontrat kurallarındandır. konsiderasyonun bir formdan başka bir forma dönüştürülmesi üzerine kurulu bir kontrattır.]
Bay Daly paranın aslında bankanın parası olmadığını açıkladı.
Kredi anlaşması imzalandığından yoktan var edilmişti.
Modern Para Mekaniğinin borçlar üzerine kurulu olduğunu hatırlayın.
Yaptıkları, borç verdiklerinde kredi tahsili için taahhütname senetleri almaktır.
Rezervler kredi işlemleriyle değişmez.
Fakat deposit krediler bankacılık sisteminin toplan depositlerine ilave yenilerini oluşturur.
Başka bir deyişle para kendi mal varlıklarından gelmez.Banka bunu basitçe uydurur ,kendinden hiçbir şey koymaz.
sadece kağıt üzerinde teorik olarak ödenecek bir borç
Dava ilerledi ,bankanın şefi Bay Morgan davaya dahil oldu.
Yargıç davacı bankanın şefini görevden aldı.Federal Rezerv Bankasının parayı yaptığını kabul etti.
ve Federal Rezerv Bankasın kendi muhasebe girişiyle kredilendirdi.
Bay morgan ona bunu yapma hakkını veren
hiçbir ABD yasa veya statüsünün olmadığını kabul etti.
Yasal bir karşılık bulunmalı ve banknot olarak karşılanabilir olmalıdır.
Jüri yasal olmayan bir konsiderasyon olduğuna karar verdi ve kararı onayladı.
Ayrıca sadece tanrının yoktan var edebileceğini ekledi.
Bundan sonra mahkeme bankanın icra isteğini reddetti ve Daly evini kurtardı.
Mahkemenin bu kararının anlamı çok büyüktür.Bankadan her para alışınızda bu mortgage kredisi veya kredi kartı da olabilir
size verilen para sadece sahte olmayıp ,yasalara aykırıdır.
Şu andan itibaren ,geri ödeme kontratları başlangıçta kendi mal varlıkları olmayan paraları veren bankalar için hükümsüzdür.
malesef bu tip yasal hareketler baskılandı ve inkar edildi.
Ve bu sahte servetin transferi ve sahte borçlar devam etmektedir.
Bu da bizi en büyük soruya getiriyor :
NEDEN?Amerikan sivil savaşı esnasında başkan Lincoln Avrupa tarafından teklif edilen
yüksek faizli borçları pas geçti ve kurucu atalarının savunduğu şeyi yapmaya karar verdi.O şey bağımsız ve doğasında borçlanma olmayan bir düzen yaratmaktı.
Buna GREENBACK dendi
Bundan kısa bir süre sonra bir döküman
Özel İngiliz ve Amerikan banka faizleri arasında dolaşmaya başladı,şöyleydi:
“…kölelik fakat iş gücüne sahip çıkan ve işçinin haklarını gözetip güvene alarak yürüyen,Avrupa planı…O kapital maaşların kontrolüyle işçiyi kontrol edecek.
Bu paranın kontrolüyle yapılabilir.
Greenback’e izin verilmeyecekti…bizim de kontrol edemediğimiz gibi”
Fraksiyonel rezerv politikası
dünyadaki bankaların çoğunluğuna yayılmış olan
Federal Rezerv ile işlemektedir.
ASLINDA BU MODERN KÖLELİK SİSTEMİDİRDüşünün para borçtan yaratıldı.
İnsanlar borç içindeyken ne yaparlar?
geri ödeyebilmek ve çalışabilmek için boyun eğerler
Fakat para sadece borçla yaratılıyorsa
toplum nasıl borçlarından kurtulabilir?
Kurtulamaz ve olay da bu.
mal varlığını kaybetme korkusu ,elinde tutma çabası
sistemin doğasında olan enflasyon ve kaçınılmaz borç
para sisteminin kendisi tarafından yaratılmış
piyasada karşılığı olmayan faizden kaynaklanan
kaçınılmaz para kıtlığı
hamster tekerleğinde koşan maaşlı köleleri
hizada tutarak korkak kılar , milyonlarcası gibi
piramidin tepesindeki elitlere kar sağlayan imparatorluğun güçlü etkisiyle
Günün sonunda
kimin için çalışıyorsunuz?
BANKALAR!Bankada yaratılan para her zaman bankaya döner.
Onlar destekledikleri şirketler ve hükümetlerle gerçek efendilerdir.
Fiziki kölelik insanlara ev ve yemek vermeyi gerektirir.
Ekonomik kölelik ise insanların kendi karınlarını doyurmalarını ve kendi evleri olmasını gerektirir.
Bugüne kadar toplumu kullanmak için yaratılmış en dahiyane yöntemdir.
Ve özünde
insanlığa karşı yürütülen gizli bir savaştır
Borç toplumları feth etmek ve köleleştirmek için kullanılan bir silahtır
ve faiz onun en iyi mermisidir.
Ve dışarda bu gerçekten bihaber yaşayan çoğunluk
bankalar şirketler ve hükümetlerle gizli anlaşma ve tezgahlar içindedir.
ekonomik savaş taktiklerini genişletmek ve mükelleştirmeye devam etmek için
yani üsler kurarlar ,Dünya Bankası gibi
ve Uluslararası Para Fonu ( IMF )
icat ettiler
Toplam okunma (1127) Bugün(0) Son okunma tarihi (09 February 2010)
Her köyde nasıl bir cami varsa enstitüde olacak’- Köy Enstitüleri Belgeseli Eylül 28, 2009
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment
Köy Enstitüsü gerçeğini açılışından kapatılışına kadar ülkenin içinde bulunduğu yılların gerçekleriyle anlatan bir belgesel. Can Yücelin (Can Baba) babası Hasan Ali Yücel’in Mili Eğitim Bakanı olduktan sonra dünya klasiklerini Türkçeye çevirmiş cahilliğe savaş açmış, önemli bir eğitim projesi olan Köy Enstitülerini kurmuştu. Hayvanını, tarlasını bilinçli bir şekilde değerlendiren, ama beri yandan edebiyattan, müzikten anlayan aydın, ileri görüşlü çiftçiler, köylüler yetiştiriliyordu.
Ancak daha sonra iktidara gelen Adnan Menderes yönetimi köy enstitülerini akıllara durgunluk veren cahilliğiyle “Türk duşmani komünist yetiştiriyor” ,”vatan elden gidiyor” gibi komik gerekçelerle kapatır. CHP Oy kaybetmemek için Enstitülerin kapatılmasına izin verir, ‘Her köyde nasıl bir cami varsa Enstitüde olacak’ diyenler Enstitü yerine İmam Hatipler açar. Ancak buna rağmen seçimi kazanamaz.
iktidardaki hükümet yetkililerinden biri köy enstitüsünde eğitim gören bir gence sorar;
Yetkili: vatan sevgisi nedir?
Öğrenci: ağaç dikmektir.
Yetkili: gördünüz mü? ağaç dikmekmiş. komunist yetiştiriyor bunlar.
Kısa bir dönem eğitim vermesine ve resmen kapatılışının üzerinden 53 yıl geçmesine rağmen, ulaştığı çağdaş yapı eğitim sistemimizde aranan, bu gün bile eğitim veren pek çok öğretmen tarafından benimsenmiş bir projeydi.
Toplam okunma (2426) Bugün(2) Son okunma tarihi (09 February 2010)
BBC ‘Darwin ve Yaşam Ağacı’ Belgeseli (Charles Darwin and the Tree of Life 2009) Mayıs 15, 2009
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment
Darwin’in 200. doğum yılı ve evrim teorisinin ve Origin of Species (Türlerin Kökeni) adlı eserinin yayımlanmasının 150. yıldönümü dolayısıyla BBC’inin hazırladığı belgeseli aşağıdan izleyebilirsiniz.
Belgesel, dünyaca ünlü İngiliz naturalist (doğa bilimci) Sir David Attenborough imzasını taşıyor.
Toplam okunma (6550) Bugün(5) Son okunma tarihi (09 February 2010)
Michael Moore’un “Slacker Uprising” adlı yeni belgesel filmini indirmek ücretsiz Eylül 26, 2008
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment
Oskar ödüllü Amerikalı belgesel film yapımcısı Michael Moore’un 2004 başkanlık seçimlerini anlattığı son filmi Slacker Uprising bugün gösterime giriyor. Film internetten ücretsiz olarak izlemek isteyen herkesin erişimine sunuluyor. Bowling for Columbine ve Sicko gibi belgeselleriyle dünya çapında ünlenen Moore, son filmini hayranlarına bir jest olsun diye ücretsiz olarak internete koyduğunu söylüyor. Michael Moore’un internet sitesinde, normal uzunlukta bir filmin, ilk defa galasını sinema ya da televizyondan önce internette yaptığına dikkat çekiliyor.
Yönetmenin, 2004 başkanlık seçimleri öncesi 62 eyaleti gezip gençleri oy vermeye teşvik etme çabalarını aktaran “Slacker Uprising” isimli belgeselinin galası, sadece internetten yapılacak.
23 EYLÜL’DE İNTERNETTE 7 EKİM’DE DVD’DE
Belgesel, 23 Eylül’den beri üç hafta boyunca BlipTV üzerinden indirilebilecek.
Film 7 Ekim’den itibaren Amazon.com ve Netflix üzerinden DVD formatında satın alınıp kiralanabilecek.
Ancak, yapımına 2 milyon dolar harcanmış olmasına rağmen sinemada gösterime girmeyecek.
Filmin hayranlarına bir hediye olduğunu söyleyen Moore, “Umarım bu belgesel, gençleri popolarını kaldırıp 2008 seçimlerinde oy kullanmaya iter” dedi.
Slacker Uprising’de Moore, 2004 başkanlık seçimleri sırasında ABD’bir uçtan bir uca dolaşır ve özellikle de oylamanın başabaş olduğu eyaletleri ziyaret ederken görülüyor.
Demokrat Parti’nin başkan adayının John Kerry olduğu 2004 seçimlerini ikinci kez adaylığını koyan ve halen görevde olan Cumhuriyetçi başkan George W. Bush kazanmıştı.
Toplam okunma (3168) Bugün(0) Son okunma tarihi (09 February 2010)
Türkiye’nin Utanç Gecesi, 6-7 Eylül Olayları belgeseli Eylül 6, 2008
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment
6 Eylül 1955’te saat 13.00’de devlet radyosu Yunanistan’ın Selanik kentinde Atatürk’ün doğduğu eve bomba atıldığı haberini duyur. Bunun üzerine İstanbul Ekspres gazetesi öğlen baskısında olayı “Atamızın Evi Bomba ile Hasara uğradı” başlığıyla manşetten atar. “Kıbrıs Türktür Cemiyeti”nin çağrısı doğrultusunda öğleden sonra ilk önce milliyetçi öğrenci birlikleri toplanmaya başlar ve daha sonra çevre illerden de gelenlerle beraber sayısı 100.000’i bulan bir kitle Beyoğlu İstiklal Caddesinde bir araya gelerek Rumlara ait dükkanları tahrip ve talan başlar. 6 Eylül akşamı başlayan ve yaklaşık 9 saat süren olaylar sonrasında (aralarında iki Ortodoks papaz da olmak üzere) 13 ile 16 arası Rum ve en az bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetmiş, 32 Rum da ağır yaralanmıştır. Fiziksel zarar, 4.348 Ruma ait işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise ve mezarlıklar ile 1000’in üzerinde Rumlara ait evin tahrip edilmesi ya da yakılması şeklinde ortaya çıkmıştır.
Devlet destekli provokasyonda eve bombalı saldırıyı yapanın Oktay Engin adında bir Türk olduğu ortaya çıktı.Türkiye’de yaşayan gayri müslimlerin ülkeyi terkmesini amaçlayan provokasyon böylece hedefine ulaşmış, bu olaylar sonucunda oluşan göç dalgası ile Türkiye’de yaşayan Rum azınlığı neredeyse yok olmuştur. 1924 yılında 200.000’i bulan İstanbul’daki Rum nüfus, 2005 yılında 1500 kişiye düşmüştür.
Tanıkların ağzından 6-7 Eylül Olayları:
“…Olaylardan üç saat evvel, yani saat dörtte, bize Emniyet Müdürlüğü merkezinden bir emir geldi. Saat beşten sonra hiçbir polis memuru karakolları terk etmeyecekti. Bu haber üzerine biz 5. Şube olarak hepimiz binada kaldık. Saat altıya doğru her taraftan, özellikle Beyoğlu’ndan saldırılarla ilgili haberler geliyordu. Dükkanlar yağmalanıp kiliseler yakılıyormuş. Polis şefimiz Celal Kosova o zaman Avrupa’daydı. Onun vekili olan Necati Eğinç’e sorduk. Kendisi ikinci bir emre kadar hiçbir müdahalede bulunmamamızı söyledi. Kapıları kilitleyip içerde bekledik. Burnumuzun dibinde adamlar dükkanları ve evleri yerle bir ederken görüyorduk ama hiçbir şey yapamıyorduk.” (Yassıada, Yüksek Adalet Divanı Tutanakları, 6-7 Eylül Hadiseleri, Tarık Berkan Tümerkan, Polis Memuru, s. 260, aktaran Dilek Güven, s.23)
Halkların arasındaki kardeşliği ve dayanışmayı gösteren örnekler de vardı:
“…Bizim sokakta şoför Nusret yaşardı. O gün 40 kişilik bir grup bizim evlere doğru gelmeye başladı. Nusret bunların önünü kesti ve ne istediklerini sordu. Onlar Rumların evlerine saldıracaklarını söylediler. Nusret, burada Rumların oturmadığını söyledi. Gruptan birkaç kişi yine de yürümeye devam edince Nusret bağırdı ve ancak onun cesedinin üzerinden yollarına devam edebileceğini söyledi. Ve grup hemen geri döndü. Nusret, 50 metrelik bir sokağı kurtarmıştı. Yan sokakta ise arkadaşım Zafer’in teyzesi Rum komşusunun kapısına dikildi ve adamlara şöyle dedi: ‘Pavli Efendi’nin evine girmek için ilk önce bana saldırmanız gerekir.’ Adamlar hemen geri döndüler. Bu sokaktaki 60 Rum evinden sadece ikisi tahrip edilmişti.” (Dokdadis Donios ile mülakat, aktaran Dilek Güven, s.24)
Toplam okunma (4977) Bugün(2) Son okunma tarihi (09 February 2010)
En güzel şiirlerinden seslendirilmiş şarkılar – Nazım Hikmet Şarkıları Belgeseli Eylül 2, 2008
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary, Sesli Şiirler - Poetry Listen , 1 comment so far
Nazım Hikmet’in şiiri, çok sesli bir şiirdi. Değişik dönemlerde yazdığı şiirlerinde, tarihin ve toplumların değişik kesimlerinden insanların yaşantılarını dile getirmişti. Daha sonra bu şiirlerden yola çıkarak ona müzik boyutu kazandıran sanatçılar, Nazım’ın ses zenginliğini daha da yaygınlaştırdılar. Onun şiirllerini okurken nasıl onun özlemlerini paylaşıyorsak, bu ezgileri dinlerken de hep bir ağızdan bu şarkılara katılma isteğini duyuyoruz.
Böylece ortak bir düşe, ortak bir ezgiye, yeni bir güzellik imecesine dönüşüyor “Nazım Hikmet Şarkıları”.
Toplam okunma (6574) Bugün(1) Son okunma tarihi (09 February 2010)
1 mayıs 2008 Taksim – Kırmızı karanfillerle gelmişlerdi ama… Mayıs 10, 2008
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment1- 10 Mayıs günleri arasında düzenlenen İşçi Filmleri Festivali ‘ kapsamında düzenlenen 1 mayıs videosunu buradan seyredebilirsiniz.
“Eğer bizi asarak … tahakküm altındaki milyonların, sefalet içinde çalışan ve kurtuluşu arzulayan, bekleyen milyonların bu hareketini, işçi hareketini ezebileceğinizi umuyorsanız, eğer düşünceniz buysa, o zaman asın bizi! Burada bir kıvılcımı ezeceksiniz, ama şurda, burda veya orada, arkanızda ve önünüzde, her yerde alevler yükseliyor. Bu gizli bir ateş. Bunu asla söndüremezsiniz … Bir gün gelecek, sessizliğimiz bugün boğduğunuz seslerimizden daha güçlü çıkacak.” Albert Spies
11 Kasım 1887′de Amerika Birleşik Devletlerinde işçilerin 8 saatlik işgünü hakkını elde etmek için verdiği mücadelede yukardaki sözlerin sahibi Albert Spies’inde içinde olduğu dört işçi önderi asılarak öldürüldü. Ancak üzerinden 120 yıl geçmiş olmasına rağmen 1 mayıs bugün Dünya’nın nerdeyse her ülkesinde işçilerin birlik, dayanışma ve mücadele taleplerini haykırdığı bir gün oldu. Dili, milliyeti, rengi ne olursa olsun, dünyanın neresinde yaşamış olurlarsa olsunlar, şairin deyimiyle “bir ekmeği bölüp de paylaşmamış olan, aynı sofraya bağdaş kurmamış olan milyonlar aynı hürriyet duygularıyla birleştiler”
Toplam okunma (2725) Bugün(1) Son okunma tarihi (08 February 2010)
İdam edilişlerinin 36. yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan belgeseli Mayıs 6, 2008
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , 1 comment so far
“Bundan 40 yıl kadar önce, 1969′da, Abdullah Gül İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt’taki merkez binasında bulunan İktisat Fakültesi’nde okurken, hemen onun yanındaki Hukuk Fakültesi’nde de Deniz Gezmiş okuyordu. Gül, İslamcı Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) liderlerinden biriydi, Gezmiş de Devrimci Öğrenciler Birliği (DÖB) lideriydi. Rivayete göre devrimci öğrencilerin okula girmesini yasakladıkları militan İslamcılardan biri de Gül’müş… Çok değil üç yıl sonra, 12 Mart muhtırasıyla gelen baskı döneminde, Mayıs 1972′de askeri mahkeme devrimci Deniz’i astı. Askerlerden Süleyman Demirel’e kadar uzanan geniş bir kesim, devrimci öğrenci liderini darağacına gönderince günün birinde İslamcı öğrenci liderini de Çankaya Köşkü’ne gönderdi

Sola hayat hakkı tanınmazsa…
Dünyadaki gelişmelerin de etkisiyle, 60′lı yılların ikinci yarısında, Türkiye’deki kurulu düzen çatırdamaya başlamıştı. Soğuk Savaş koşullarının şekillendirdiği Türkiye’deki siyasal sistem, karşısında çeşitli muhalefet odaklarını buluyordu. Doğal ve geleneksel olarak da muhalefet en çok gençlik içinde yayılıyordu. Sol muhalefet, giderek güçlü bir devrimci gençlik hareketinin ortaya çıkmasını sağlarken kurulu düzenin Deniz ve arkadaşlarının karşısına çıkardığı gençlere o dönemde “komandolar”, daha sonra “ülkücüler” denilecekti. Alparslan Türkeş’in kamplarında yetişen ülkücü gençlere verilen görev devrimci gençliği engellemek ve böylece düzenin soldan eleştiriye uğramasını ve bu eleştirinin zaman içinde toplumun çeşitli kesimlerine nüfuz etmesini önlemekti. Nitekim “Komünistler Moskova’ya” diye diye bu görevlerini yerine getirdiler. Ülkücüler kadar değilse de İslamcı gençlik de zaman zaman devrimci gençliğin karşısına çıkıyor ve örneğin İstanbul Taksim Meydanı’ndaki ünlü “Kanlı Pazar”da olduğu gibi kan dökmekten de uzak durmuyordu. Ama asıl olarak devrimci gençlerle “komando” tabir edilen ülkücülerin çatışması öne çıkıyor, İslamcı gençler de bundan yararlanmaya çalışıyordu. Nitekim gayet iyi yararlandılar… O kadar iyi yararlandılar ki, bugün o İslamcı gençlerden biri cumhurbaşkanı, diğeri de başbakan koltuğunda oturuyor. ” Radikal2 - Seyfi Öngider
Deniz’ler, idamlarının 36. yılında da Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde anılıyor.
Bu gün Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idam edilişlerinin 36’ıncı yıldönümünde mezarları başında düzenlenen törenle anıldı. Karşıyaka Mezarlığı’na sabahın erken saatlerinde toplanmaya başlayan binlerce kişi “Yusuf, Hüseyin, Deniz sürüyor sürecek mücadeleniz”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları attı.
Burada bir konuşma yapan Avukat Halit Çelenk, “Bugünkü törende büyük bir kalabalık görmekten çok mutlu oldum. Genç arkadaşlarıma söylüyorum, Denizleri sadece burada anmakla kalmayın, onların hayatlarını, düşüncelerini, mücadelelerini anlatan kitapları da okuyun” dedi.
“Deniz ve arkadaşları yaşasaydı bugün yine devrimci mücadele içinde olurlardı” diyen Çelenk, “Eğer yaşasalardı, 1 Mayıs’ta işçilerin yanında, emekçilerin yanında saf tutarlardı” diye konuştu.
68’liler Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Halil Çelimli ise, “Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının emperyalizme karşı ülkenin bağımsızlığını savunduklarını ifade etti.
Törende Deniz Gezmiş’in arkadaşı Mustafa Yalçıner de bir konuşma yaptı. Anma törenine, televizyon dizisi Hatırla Sevgili’de Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i canlandıran oyuncular, Barış Koçak, Murat Zubi ve Oktay Gürsoy da katıldılar.

İstanbulda ise Denizlerin bayrağının yere düşmeyeceğini ve mücadelenin büyüyeceğini haykıran binlerce genç sokaklardaydı. Beyazıt’ta, İstanbul Üniversitesi’nde başlayan yürüyüş Denizlerin Amerikan askerlerini denize döküldüğü Dolmabahçe’de sona erdi.

36 yıl önce bugün Hürriyet’in manşeti
Toplam okunma (7459) Bugün(2) Son okunma tarihi (09 February 2010)
İki halkı birbirine bağlayan bir köprünün belgeseli “Masal değil gerçek” Mayıs 5, 2008
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment
1969 yılı…
Hakkari’de, geçit vermez Zap nehri canlar almaya devam ederken, İstanbul Boğazı’na ilk köprüyü yapma çalışmaları başlamıştır. ‘68 gençliği içinden bir grup üniversite öğrencisi, ülkenin doğusu ile batısına eşit yatırım yapılması yaklaşımıyla İstanbul Boğaz Köprüsü’nün yapımına karşı çıkarlar. Bu karşı çıkışla; Boğaz Köprüsü yapımının ülkenin petrole bağımlılığını arttıracağını, başlamış olan iç göç sorununu arttıracağını, çevre arazilerde rant kavgalarının olacağını, Boğaziçi’nin doğal ve kültürel dokusunun bozulacağını, birinci köprünün ardından ikinci ve üçüncü köprülere gereksinim duyulacağını fakat bunların da ulaşım sorununu çözemeyeceğini, esas önem verilmesi gereken demiryollarının ve raylı sistemin ulaşım açısından daha verimli ve ucuz olduğunu savunurlar.
‘Boğaz’a değil Zap’a Köprü’.
Diğer yanda ise, “kapitalizm/sosyalizm” tartışmaları çerçevesinde, ülkenin doğusundaki yaşama biçimine, orada feodal bir yaşantının olup olmadığına duyulan merak söz konusudur. Tüm bunlar, gençleri sembolik bir eylem etrafında biraya getirir: ‘Boğaz’a değil Zap’a Köprü’. Hep birlikte, Zap nehri üzerine bir asma köprü inşa etmeye başlarlar. Bu çabaya ulusal gazetelerden biri olan Milliyet de katılır. Bir yardım kampanyası açılır. Kısa sürede inşası tamamlanan köprüye ‘Devrimci Gençlik Köprüsü’ adı verilir.
Köprü, Hakkarililer için ‘68 olayları sonunda idam edilen gençlik liderlerinin adlarıyla andıkları bir efsane haline gelir.
Bu belgesel filmi Kazım Koyuncu Kültür Merkezinde salı günü saat 19.00 dan itibaren seyredilebilir.
Aradan geçen ve iki askeri darbe ile bir askeri darbe girişimini içeren yıllardan sonra, köprü, 1999′da kimliği bilinemeyen kişilerce havaya uçurulur. Film, “küçük bir köprüden kim korkar” sorusundan çok, Devrimci Gençlik Köprüsü’nün halkların dostluğuna yönelik anlamına yoğunlaşıyor.
1968′de yaşananlara dair yüzlerce hatta binlerce öyküden sadece biri Eski Bir Masal Değil ‘68 Belgesel film, Devrimci Gençlik Köprüsü’nün hikayesinden yola çıkarak; 68 ruhunu, direnme ve hayalleri gerçekleştirme gücünü yansıtmaya çalışıyor ve toplum için birşeyler yapabilmenin koşullarını sorguluyor. Hem bugünün tanığı genç bir insanın- yönetmenin- hem de geçmişin tanıklarının paralel anlatımlarıyla iki eksenli bir hikaye sunuluyor izleyiciye.
Hikayenin mekanı; Asya’yla Avrupa’nın kesiştiği bir coğrafya, bugünkü jeo-politik terimlerle Ortadoğu’nun Avrupa kapısı… Ve iki şehir: biri, yüzyıllardır imparatorluklar başkenti olma mirasını taşıyan fakat bugün 17 milyonluk nüfusuyla “büyük bir köy” görünümündeki İstanbul. Diğeri, Türkiye’nin İran ve Irak sınırında, 40 yıl içinde “unutulmuşluk” anlamındaki konumu neredeyse hiç değişmemiş olan “en uzaktaki kent” Hakkari.
Devrimci Gençlik Köprüsü, herşeye rağmen aynı topraklarda binlerce yıldır birarada yaşamanın getirdiği kadim birliğe dayalı, geçmişe ve geleceğe dair bir efsanenin sembolü aslında. Belgesel filmin cevabını bulmaya çalıştığı sorulardan biri de bu: Nasıl geçen bir kırk yıl, gerçekliği efsaneye dönüştürebilir?
Filmde hikaye, köprüyü yapan 68′lilerin ve o dönemi hatırlayan Hakkarililer’in tanıklıklarıyla aktarılıyor. 68′lilerden Masis Kürkçügil, Ragıp Zarakolu, Yaşar Yılmaz, Faruk Pekin, Necati Sağır, Esat Yarar, Cihan Şenoğuz ve Hakkarililer’den dengbej Abdülkadir Kızılkaya, yerel araştırmacı İhsan Çölemerikli, yerel fotoğrafçı Enver Özkahraman, Yüksekova belediye başkanı Mehmet Salih Yıldız filmde yer alan isimlerden birkaçı.
Yapım
VTR Araştırma Yapım Yönetim bünyesinde, sponsor desteği olmadan gerçekleştirilen, “Devrimci Gençlik Köprüsü”nün danışmanı Enis Rıza, yapım yönetmeni ise Nalan Sakızlı.
Film, 2006 yılında, Fas’ın Marakeş şehrinde gerçekleştirilen Euromed II- MEDA Film Geliştirme programına katılmaya hak kazanan tek belgesel film projesi oldu. İngilizce adı ile “A Bridge at the Edge of the World”, bu kapsamda yıl boyunca düzenlenen ve Avrupa ülkelerinden uzmanların yapım-yönetim alanında verdikleri birer haftalık üç atölyeye katıldı.
Çekim ve kurgu aşamalarının tamamlanması yaklaşık 2 yılı bulan filmin görüntü yönetmenliğini Koray Kesik, montajını Burak Dal yaptı. Özgün müzik Sinan Sakızlı’ya ait.
Filmin yönetmeni Bahriye Kabadayı, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema bölümü mezunu. 1997 yılından beri VTR Araştırma Yapım Yönetim ekibi içinde belgesel alanındaki çalışmalarını sürdürüyor. Belgesel Sinemacılar Birliği üyesi.
Toplam okunma (2993) Bugün(1) Son okunma tarihi (08 February 2010)
‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ adlı yasaklı film 28 yıl sonra gösterime giriyor Nisan 30, 2008
Posted by cafrande.org in : Belgesel izle - Documentary , add a comment
Yıllardır kayıp olan kopyası İsviçre’de bir stüdyoda bulunup yenilendikten sonra 27. İstanbul Film Festivali’nde seyirciyle buluşan Erden Kıral’ın başyapıtı ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ nihayet 2 Mayıs’ta gösterime giriyor. Aslında filminin başına gelenler, kendi başına bir komedi filmi konusu olabilecek nitelikte. Önce yasaklanan, sonra negatifleri çalınan film, çekiminden 28 yıl sonra nihayet vizyona giriyor.
Erden Kıral’ın 1978-1979 yılları arasında çektiği, Orhan Kemal’in eserinden uyarlanan ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ Filmin başrollerini Tuncel Kurtiz, Erkan Yücel, Nur Sürer ve Yaman Okay
paylaşıyor.
Film; 1980 yılında ‘Nantes Jüri Özel Ödülü’nü, 1981 yılında ‘Strasbourg Büyük Ödülü’nü, 1981 Antalya Film Festivali’nde ise ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Görüntü Yönetmeni’ ve ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ödüllerini alır. 1980’de 12 Eylül darbesi nedeniyle düzenlenemeyen Altın Portakal Film Festivali’nin ardından, 1981’de üç ödül alan filme verilen ‘En İyi Film’ ödülü, filmin ‘muzır’ bulunmasıyla geri alınır. Bunu protesto eden Erden Kıral, ‘En İyi Yönetmen Ödülü’nü de reddeder…
‘Bereketli Topraklar Üzerinde’, başta gösterim izni almasına rağmen, Adana Sıkıyönetim Komutanlığı’nca yasaklanır. Erden Kıral, filmin 1981’de ‘Avrupa’da En İyi Film’ seçilmesine karşın, sıkı yönetimden dolayı ödülünü almaya gidemez. Kıral, ödülünü yıllar sonra Paris’te alacaktır. Filmin başına gelenler bunlarla sınırlı kalmayacaktır. O esnada, filmin negatif kopyası, depodan çalınır. Avrupa dahil, her yerde filmi arayan Kıral, sonuç elde edemez. Yıllar sonra, filmin negatiflerinin İsviçre’de bir stüdyoda olduğunu haber alan bir yakını sayesinde filmin izini bulur ve kendi filmini para vererek satın alır.
‘Bereketli Topraklar Üzerinde’nin negatifini restore ederek yeni kopyalar hazırlayan Fono Film ve filmin dağıtımını üstlenen Medyavizyon’un desteğiyle film, cuma günü üç kopya olarak İstanbul ve Ankara’daki sinemalarda gösterime giriyor. İstanbul seyircisi, filmi, Avrupa Yakası’nda Beyoğlu AFM Fitaş; Anadolu Yakası’nda ise Altunizade Capitol Spectrum 14 sinemalarında izleyebilecek. Film ayrıca Ankara Kızılay Büyülüfener Sineması’nda gösterilecek.
Filmde, Çukurova’da zor koşullar alında yaşam savaşı veren üç arkadaşın öyküsü anlatılıyor. Köse Hasan, Pehlivan Ali ve İflahsızın Yusuf, çalışmak için Çukurova’ya gelir. Önce bir fabrikada, ardından inşaatta, sonra da çeltik tarlasında çok ağır şartlarda işçilik yaparlar. Bu süreç üçü için de hayırlı olmayacaktır. Köse Hasan fabrikada çalışırken ölür. Pehlivan Ali, Fatma’ya aşık olunca Ağa ile çatışır; ağa da Fatma’ya aşıktır, onu Fatma’dan uzaklaştırmak için çeltik tarlalarına yollar. Pehlivan Ali burada kolunu makineye kaptırır. İflahsızın Yusuf da sonunda işi bırakıp köyüne, karısına döner. Seray Şahiner
seray.sahiner@gaste.biz
Film yurt içi ve yurtdışındaki festivallerde pek çok ödül almıştı.
Film, Orhan Kemal’in eserinden yola çıkılarak çekilmiş.
Toplam okunma (2900) Bugün(5) Son okunma tarihi (09 February 2010)
Tim Rayborn; Doğu Müzikleri Üzerine Çalışan Bir Batılı ve Seçilmiş Eserleri
Sinema Yazarlarına Göre 2009′un En İyi filmi IRA Açlık Grevini konu alan “Hunger” (online izle)
Kendini Anlatan Bir Masalcı: Oğuz Atay
Aydoğan Topal “Heyyamo” albümüyle cafrande.org’ta
Sanat Nedir? Lev Nikolayeviç Tolstoy ve sanata bakışı
Felsefecilerin Önyargıları Üstüne – Friedrich Nietzsche
Nevajin – Enstrümantal Kürt Müziği/ Kurdish Instrumental Folk Music – Ararat, Munzur, Karacadağ Ezgileri
Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Yasemin Çongar’ın eşi CIA ajanı mı??
“Bir ufka vardık ki artık/ Yalnız değiliz sevgilim” Tekel işçilerinin haklı mücadelesine selam olsun
Ömer Faruk Tekbilek sevilen şarkılarıyla cafrande.org’ta