1950 Amasya doğumlu olan Türk halk müziği sanatçısı Sadık Gürbüz, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1976 yılına kadar Şehir Tiyatroları’nda çalıştı. Siyasal sebeplerden dolayı görevinden uzaklaştırılan Gürbüz, Türk halk müziğinin önde gelen adlarından biri olarak bilinir. Yaklaşık 30 yıldır müzikle uğraşan sanatçı, Tiyatroda çalıştığı dönemde oyun müzikleri daha sonra Kara Çarşaflı Gelin (1975), Kaçak (1982) ve Şaşkın Ördek (1983) adlı filmlerin müzikleri de yaptı.
Sadık Gürbüz’e göre, radyo ve televizyonun da etkisiyle, halk kültürünü savunanlar artık eskisi kadar etkin değildirler. Sanatçı, halk müziğini modern tekniklerle de buluşturmak, müziği tek seslillikten kurtarılıp modern tekniklere açmak amacıyla çok sesli çalışmalar yapmaktadır. Sanatçı, müzik anlayışının temellerinin 1971-1976 yılları arasında Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Şehir Tiyatroları’ndaki çalışmaları sırasında atıldığını, o dönemde tiyatroda sağlam bir müzik eğitimi aldıklarını belirtmektedir.
Albümleri
Ben mahpusum abem candarma(plak)
Pir Sultan Abdal
Sevdadır
Ölüm Adın Kalleş Olsun (Sevda ve Gurbet Türküleri)
Gurbet Bize Yazgı mı? (Sevda ve Gurbet Türküleri)
Toprağım ve Sevdam
Turna Telinden
Umut ve Yaşam Türküleri
Yine O Sevda
Tülay German herkesin adını bildiği ama hayatında her zaman gizemli bir yan kalacak insanlardan. Sadece 33 yıldır Fransa’da yaşamasının getirdiği bir bilgi eksikliği değil bu. Çoğu insan gibi uzlaşarak, boyun eğerek yaşamamasından, hep akıntıya karşı, yüreğinin sesini dinleyerek hareket etmesinden kaynaklanan bir aykırılık onu bize unutturan. Anlayamadığımız şeyleri görmezden gelmek gibi bir şey.
1935 İstanbul doğumlu Tülay, Üsküdar Amerikan Koleji’ni bitirdikten sonra ailesine başkaldırıp kendini müziğe adayarak başlıyor mücadelesine… Sonrası bir çorap söküğü gibi. Şimdilerde adı yavaş yavaş hafızalardan silinen Erdem Buri’ye olan aşkı hayatının akışını değiştiriyor. http://www.dailymotion.com/videoxch3hk
Bazı türküler açılmıyor ise yapmanız gereken 1 dakikalık işlem için burayı tıklayınız. Tülay German Seçkisi: 1.Asker Kaçakları – Tülay German 2.Dere Geliyor Dere – Tülay German 3.Mecnunum Leylami Gördüm – Tülay German 4.Gelin Canlar Bir Olalım – Tülay German 5.Kizilciklar Oldumu – Tülay German 6.Hekimoğlu – Tülay German 7.Tombalacık halimem – Tülay German 8.Şarkışla türküsü – Tülay German 9.Leylim Ley – Tülay German 10.Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri – Tülay German 11.En Güzel Deniz – Tülay German 12.Gözümde Daimi Hayali Cana – Tülay German 13.Hürriyet Kaygası – Tülay German 14.Onlar – Tülay German 15.Mapushane – Tülay German 16.Gelin Aysem – Tülay German 17.Yarının şarkısı – Tülay German 18.Günlerimiz – Tülay German 19.Burçak Tarlası – Tülay German 20.Yiğidim aslanım burda yatıyor – Tülay German 21.Doğrul koçum doğrul – Tülay German 22.Popori – Tülay German 23.Kumbaya – Tülay German 24.TİP’in 1965 Seçim Şarkısı – Tülay German 25.O Eski Günler – Tülay German 26.Aras Üste Buz Üste – Tülay German 27.Olam Boyun Kurbani – Tülay German 28.Bana Seni Gerek Seni – Tülay German 29.Summertime – Tülay German
Türküleri kentli bir anlayışla yorumlayan sanatçıların ilk neslini temsil ediyor. Geçenlerde çıkan “Yunus’tan Nazım’a” adlı derlemesi ise onun, tek aşkı Erdem Buri’yle birlikte göğüs gerdiği zorluklarla dolu hayatını hatırlatıyor
Erdem Buri Osmanlı döneminin ünlü vezirlerinden Suphi Paşa’nın torunu, Hamdullah Suphi ve Suat Derviş’in de yeğeni. Adı Mustafa Kemal tarafından bir içki sofrasında konan Erdem Buri, dedesinin ve dayısının yolundan gitmez, Türkiye İşçi Partisi’ne yazılır.(Bu partinin günümüzdeki sağcı İP’le bir ilgisi yoktur) Bir yandan müziğe merak sarar, radyo konuşmaları yapar, dergilere eleştiriler yazar, felsefe konularına eğilir. Zamanla dört başı mamur bir düşünür ve sanatçı kimliği kazanır.
Tülay 60′ların başında yabancı şarkılar söylemekte, ses yarışmalarında dereceler almaktadır. Ama Erdem Buri bir gün ona henüz şarkıcı olmadığını, kendi müziğini kendi dilinde söylemesi gerektiğini anlatır. Halk müziğinden seçtiği parçaları çok sesli düzenlemelerle ve Batı çalgılarıyla Tülay’a söyletmeye başlar. Bu çalışmalar Tülay’ı üstad Ruhi Su’ya götürür. Ruhi Su Tülay’ın hem sesini hem de halk müziğine yaklaşımını beğenir ve ona haftada üç gün ders vermeyi kabul eder.
Tülay türkü derslerinin yanında Erdem Buri’den ekonomi, felsefe, caz ve elektronik müzik konusunda dersler almaktadır. Buri’nin Moda’daki evi onun için bir üniversite olur. Bu arada “Burçak Tarlası,” “Kızılcıklar Oldu mu,” “Mühür Gözlüm,” “Hekimoğlu” gibi türkülerin uyarlamalarıyla önemli bir dinleyici kitlesi yaratır.
Buri sadece Tülay’ın müziğinin temel noktalarını belirlemekle kalmaz, bu müziği yapacağı uygun ortamı da hazırlar. Şarkılarına radyoda ve sahnede sansür uygulanan Ruhi Su ve Tülay için, As Kulüp’ün kurulmasına öncülük eder. As Kulüp belki dönemin devrimci ruhunu hissettiren bir özgürlük ortamıdır ama zaman zaman herkesi tedirgin eden olaylar da yaşanır. Örneğin bir gece Tülay “Burçak Tarlası”nı söylerken “Bakın şu deyyusun kaç tarlası var” dediğinde bir adam ayağa kalkıp “Bu orospunun yüzünden tarlalarımız elimizden gidecek” diye bas bas bağırarak sahneye yürür. “Olay çıkarmaya hazır gençler” masalardan hiç eksik olmaz.
Zorluklar bitmez. Erdem Buri, 1964′te Selahattin Hilav’la birlikte çevirdiği Plehanov’un “Marksist Düşüncenin Temel Meseleleri” ve Hegel’in “Diyalektik ve Mantık” adlı kitaplar nedeniyle 15 yıl hapis istemiyle yargılanmaktadır. Tülay’la Buri, 29 Mart 1966 gecesi Fransa’ya gitmeye karar verir.
Uzun, bunalımlı günlerin ardından, yeni bir çevrenin içindedirler. Dario Moreno, Juliette Greco, Jacques Brel, Abidin Dino ve zaman zaman İstanbul’dan gelen dostları Timur Selçuk, Ümit Yaşar, Çetin Altan, İlhan Mimaroğlu… Tülay kulüplerde şarkı söylemeye ve Fransızca plaklar kaydetmeye başlar. Bir yandan birçok Avrupa ülkesinde konserler verir…
Tülay German’ın uzun bir aradan sonra ülkemizde yayınlanan ilk çalışması “Yunus’tan Nazım’a,” Fransa’nın önemli kontrbasçılarından François Rabbath’la gelişen sanatsal dostluğunun bir ürünü. German’ın 1976′da France Culture radyosunda yaptığı bir programı dinleyen kontrbasçı, sanatçıya bir Türkiye enstrümanlarıyla eşlik etmeyi tasarlar. Hemen Türkiye’den bir saz getirtilir ve Rabbath uzun bir süre eve kapanarak saz çalmayı öğrenir. Rabbath ve German o yıl Avignon festivaline katılır. 1980′de Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal ve Nazım Hikmet şiirlerinin Erdem Buri tarafından bestelendiği “Toulai et François Rabbath” adlı albüm çıkar. Albüm Charles Cros Akademisi’nin Plak Büyük Ödülü’nü alır. Daha sonra “Hommage a Nazım Hikmet” (Nazım Hikmet’e saygı) yayınlanır. İkili Zülfü Livaneli’ye 1982 albümü “Günlerimiz”de eşlik eder.
German’ın acı olaylara, zor zamanlara rağmen hep müzikle ve Erdem Buri’yle dolu hayatı 1993′te Buri’nin ölümüyle kötü bir döneme girer. Arkadaşları Hıfzı Topuz Adam Sanat Dergisi’ndeki “Tülay’la Erdem’in Serüveni” başlıklı yazısında o günleri şöyle anlatıyor: “Tülay da sanki öldü Erdem’le birlikte. Bütün günlerini Pere Lachaise mezarlığında Erdem’in başucunda geçirdiğini anlattılar. Tülay artık yemiyor, içmiyor ve kimseyi görmek istemiyordu. Arabasını bile oturduğu apartmanın karşısındaki postanede çalışan yoksul bir kıza armağan etmişti.”
Tülay German sonunda dostlarının dayatmalarına dayanamayıp eski türkülerden bir derleme yapmayı kabul etmiş. Albümde yer alan 21 parça, 60′lı yılların sonunda yeşeren, Batı müziği anlayışıyla kentlileşen türkü ekolünün ilk çağını temsil ediyor. “Mapusane,” “Dere Geliyor,” “Hekimoğlu” gibi anonim türkülerin yanında Pir Sultan Abdal, Köroğlu, Yunus Emre’den uyarlamalar ve Erdem Buri’nin, Nazım Hikmet’in “Kurtuluş Destanı,” “En Güzel Deniz,” Hürriyet Kavgası” gibi şiirlerinden yaptığı aranjmanlar yer alıyor. François Rabbath’ın gitara benzer saz çalma tekniği, geleneksel türkülerimize alışık olmadığımız ritmik bir hal veriyor. Önceleri yadırgayabileceğiniz bu çoksesli teknik, Tülay German’ın güçlü ve eğitimli sesi için etkileyici bir altyapıya dönüşüyor.
German’a göre bu derleme geçmişten kalan bir seda değil. 33 yıldır ayrı olmasına rağmen kendisini Türkiye’den hiç ayrılmamış gibi hisseden sanatçı, bu çalışmayı bir dönüş albümü olarak da görmüyor. O bu albümün, ileride gerçekleştirmeyi düşündüğü, geçmişe yönelik bir projenin ilk aşaması olduğunu söylüyor. “Yunus’tan Nazım’a” geçmiş günlerden bir öykü hatırlattığı için özel bir değer kazanıyor. Ülkeleri hakkında fikirlerini söyledikleri, varolan formları eşelemek yerine daha çağdaş olanı aradıkları için haksız suçlamalara maruz kalan iki insanın öyküsünü…
Yunus’tan Nazım’a / Kalan Müzik
Murat Tunal19.08 1991 Aktüel
1994 yılında Sevinç ve Ferda Ereren tarafından kurulan Üç Deniz Topluluğu, halk müziğine çeşitli enstrumanlar ekleyerek türküleri çok sesli anlayış ile icra ediyor. Doğu’nun ve Batı’nın entrümanlarını bir araya getiren grup, Ege Akdeniz ve Karadeniz’in komşu halklarının şarkılarını seslendiren evrensel bir halk müziği topluluğu. ”Kanadım Değdi Sevdaya”, “Yağmurlar Dinmeden Gel” ve “Yine Yeşerdi” adlarında yayınlanmış üç albümleri var.
-
Erdal Erzincan 1971 yılında Erzurum’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren yaşadığı bölgenin folklorunu gözlemlemeye başladı ve bağlamayla da o yaşlarda tanıştı. 1985 yılında Arif Sağ Müzik Kursu’nda dersler almaya başladı.
1989 yılında İ.T.Ü. Türk Müziği Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü’ne girdi ve aynı süreçte; “Tezenesiz Bağlama Çalma Tekniği” (Şelpe) ile ilgili araştırmalar yaptı.
1994 yılında hazırladığı “Töre” isimli ilk solo albümünden sonra; “Garip”, “Gurbet Yollarında”, “Anadolu” (Enstrümantal), “Al Mendil”, “Kervan”, “Giriftar” (Enstrümantal) isimli albümleri çıkardı.
İ.T.Ü Devlet Konservatuarı Temel Bilimler bölümünden mezun. İstanbul Belediye Konservatuarı’nda (İ.Ü. Devlet Konservatuarı) şan eğitimi gördü. Dostlar Korosunda Ruhi Su ile çalıştı. Kurucuları arasında yer aldığı Ezginin Günlüğü grubunda on yıla yakın süre, besteci ve yorumcu olarak çalıştı, grubun albümlerinde yer aldı. Eylem Pelit, Ahmet Özbilen, Tanju Duru, Tugay Başar gibi sanatçılarla birlikte çalışmalar yürüttü, müzik danışmanlığı ve yönetmenliği yaptı.
Hakan Oral, Mutlu Ödemiş, Orçun Gündem ve Ahmet Özbilen’le “Bu Dünya Bir Pencere” albümünü yaptılar. Nâzım Kumpanya’da solist ve korist olarak görev yapıyor.
Babası Erzurumlu Annesi Sivaslı olan Serap Yağız 1977 yılında Ankarada doğdu. İlköğretimini Ankarada, lise eğitimini Muğlada tamamladı. Saz çalmaya ortaokulda başlayan sanatçı, sahneye ilk kez Dünya Emekçi Kadınlar Gününde çıktı. Sonraki yıllarda Kültür Bakanlığı ve TRT Ankara Radyosu Gençlik Korosunda çalıştı. Ali Askerin birçok konserinde vokalist olarak yer aldı, bu arada yurt içinde ve yurt dışında televizyon programlarına katılarak, birçok konser verdi.
20 Haziran 1946 yılında Konya-Ilgın’da doğan Livaneli, Aslen Artvin Yusufelilidir. Gerçek adı Ömer Zülfü Livaneli’dir. Ankara Maarif Koleji (TED) mezunudur. Bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye Yücel’in eşi Turhan Yücel’den yaz tatillerinde öğrendi. Müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı. Bazı eserleri John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından yorumlandı. Louis Aragon, Nazım Hikmet gibi birçok devrimci şairin şiirini besteledi. Sanat yaşamı boyunca 300′e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı. Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.
1996 yılında Paris ‘te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, orjinali ilk kez 1978′de çıkan “Nazım Türküsü”adlı albümde Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.
Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti; “Yer Demir Gök Bakır”, “Sis” ve “Şahmeran”. Valencia Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ve 1989′da Montpelier Film Festivali’nde “Altın Antigone” ödülüne layık görüldü. “Sis”, “En iyi Avrupa Film Ödülü”ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya’da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi bir çok televizyon aldı.
Arafta Bir Çocuk”, “Engereğin Gözündeki Kamaşma” ve “Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm” kitaplarının yazarı olan Livaneli, halen Sabah Gazetesi’nde köşe yazarlığına devam etmektedir.
Dünden bugüne en çok dinlenen Zülfü Livaneli şarkıları
01 Boyledir bizim sevdamiz Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
02 Turna Semahi Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
03 Merhaba Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
04 Leylim Ley Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
05 Sey Bedrettin Destanı Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
06 Guldur Gul Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
07 Yigidim Aslanim Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
08 Karlı Kayın Ormani Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
09 Kardesin Duymaz Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
10 Nefesim Nefesine Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
11 Kan cicekleri Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
12 Hudey Hudey Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
13 Ey özgürlük Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
14 Cagrisa Cagrisa Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
15 Hirosima Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
16 Gunes topla benim icin Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi
17 Koroglu Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi MP3
18 Bir Safaktan Bir Safaga Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi mp3
19 Silaya Dogru Zülfü Livaneli şarkıları seçkisi mp3 Zülfü Livaneli, Zülfü Livaneli Şarkıları, Zülfü livaneli Türküleri, Zülfü Livaneli dinle
Alevi müziği salt dinsel bir müzik olmayıp yaşamın içinde; gündelik sorunların, insani duyguların dile getirildiği gibi dini düşüncede hakikate ulaşmanın bir aracıdır. İslamiyetin diğer mezeplerin müzik ile olan çelişkisinin aksine Alevilik inancı müziği kutsal gören ve ibadeti müzikle iç içe geçen ender inanışlardan biridir. Bu nedenle müzik, kültürel anlamda bireyin sanatsal açıdan gelişmesini sağlayan, toplumsal olarak ise örgütleyen bir işleve sahiptir. Tarih boyunca geçerliliğini koruyan ve Alevi kimliğinin önemli unsurlarından biri olan müziğinin günümüzde metalaşıp/ yozlaştırılarak eğlence sektörüne sunulmaya başlanması muhalif bir yapıya sahip olan bu kültürel yapıya vurulan bilinçli bir darbedir.
Gam elinden Seslendiren: Emin İgüs ♦ Ötme Bülbül Ötme Seslendiren: Üç Deniz Müzik Topluluğu ♦ Aşıkların sözu kalır Seslendiren: Baba Zula (Söz:Pir Sultan Abdal) ♦ Efendiler Bağı Seslendiren: Sena Dersimi ♦ Seyidemın (Zazaki) Seslendiren: Aynur & Cemil Koçgün ♦ Canım Efendim Seslendiren: Mikail Aslan & Aynur Doğan ♦ Haydar Haydar Seslendiren: Hasret Gültekin ♦ Sana Geldim Can Hüseyin Merhaba Seslendiren: Selda Bagcan ♦ Ceme Qualxeru (Zazaca) Seslendiren: Metin & Kemal Kahraman ♦ Semalar Seslendiren: Bremen Dayanışma Korosu ♦ Yürü be Haydar Seslendiren: Özlem Özdil ♦ Şahane Seslendiren: Gültekinler ♦ Ali Ali Seslendiren: Kızılırmak/ İlkay Akkaya ♦ Turna Semahi Seslendiren: Adil Arslan
Alevi müziği için Berlin Türk Alman Akademisi’nin kurucusu ve müzisyen Adil Arslan şunları söylüyor:
“Yazılı kaynak geleneği Alevilikte pek gelişmemiştir. Hep sözlü edebiyatla aktarmışlardır. Tabii bu sözlü edebiyatı bir yerde güncel tutabilmek için de ne yapmak gerekiyor? Mutlaka müziğe ihtiyaç var. Peki bu müziğin başlıca enstrümanı nedir? O da bağlamadır. O yüzden kimi yerde bağlamaya ‘Telli Kuran’ diyorlar. Çünkü kendi kültürlerini bugünlere onun sayesinde taşıyıp getirmişlerdir.”
“Deyiş formunda olanlar bazan ritmik olmayabiliyorlar ama ritmik de olabiliyorlar. Daha çok bir bölümlüdür. Çok fazla değişkenlik de arzetmez. Deyişler daha çok geçmişi, bazı tarihsel olayları sorgular, analiz ederler.”
“Alevilik bir anlamda birçok din kültürün sentezi olarak da tanımlanabilir. Çünkü Anadolu bir medeniyetler beşiğidir. Her gelen oraya bir şey bırakmış. Anadolu Aleviliği Şamanizm’den, Budizm’den, İslamiyet’ten, Yahudilik’ten, bir çok dinden, kültürden güzel yanlarını alarak sentezlemiş ve bugüne gelmiştir. Mesela Şamanizm’de doğa; ateş, güneş, su gibi doğal unsurlar kutsaldır. Bunlar Alevilikte’de böyledir.”
Daha önce yayınladığımız Türküce albümünden sonra ise 2005 yılında Kalan Müzikten, Halk Müziğine çok sayıda yeni eser kazandıran Lütfü Gültekin’in iki oğluyla birlikte hazırladığı El Emeği, Göz Nuru isimli albümünü aşağıdan onine dinleyebilirsiniz.
Bu albüm de Emre Gültekin tarafından yazılan Pervane adlı enstrümantal eser dışında tamamı Lütfü Gültekin tarafından bestelenmiş yapıtlardan oluşuyor. William Shakespeare, Tahir Kutsi Makal gibi şairlerin ve Şah Hatayi, Karacaoğlan, Yunus Emre, Sefil Elimi, Emekçi, Ozan Telli gibi geçmişte ve günümüzde yaşayan halk ozanlarının şiirlerini türkü formunda besteleyen Gültekin, söz ve müziğini kendisinin yazdığı Sokak Çocuklarının İsyanı adlı eserde ise toplumsal bir soruna parmak basmıştı.
musicwebtown.com
Düzenlemeleri, kayıtları tamamen el emeği göz nuru olan bu çalışmayla Gültekinler, önemli bir mesaj vererek, her müzisyenin kendinden önceki kuşaklarla ilişkisine vurgu yaparak yeni çalışmalara yol veriyorlar…
http://www.dailymotion.com/videox7gwpc El Emeği Gültekinler - Şahane (ilk albümden -El emeği, göz nuru) Göz Nuru: 1. Değil mi ki 2. Gevherin Geçmeyen Yerde 3. Kim Bilir 4. Şahane 5. Güzel Dost 6. Nuhun Gemisine Bühtan Edenler 7. Yoruldu Gönül 8. Biraz Şork Edek (Yarasın) 9. Yunus Bize Gel Eyledi 10. Sokak Çocuklarının İsyanı 11. Yıldız Dağı’ndan Pir Sultan’a Cevap 12. Dicle’nin Kıyısında 13. Torlak Kemal 14. Pervane (Enstrümantal)
Farklı renkler ve sesler cafrande.org’ta
Gitarıyla Nazim Hikmet şiirlerini yorumlayan, Büyükgönenc’in ‘Güzel günler göreceğiz’ adlı albümü esasında 79 yılında hazırlanmış fakat 80 darbesi nedeniyle yayını ve dağıtımı seksenli yılların sonuna kalmıştır. Albümün bir nevi en çok sevilen parçası Söz-Müzik: kendisine ait olan ‘dışarıda kar yağıyor’ şarkısı, aynı zamanda dünya çocuk yılı olan 1979 yılında yazılıp söylenmesi, dönemin güzel bir ironisi olarak tarihe geçti. Sonuç olarak Albüm sadece beste ve söz yönünden değil, müzik kalitesi ses, yapım ve düzenleme olarak da döneminin çok ilerisindedir.
1946 doğumlu Ünol Büyükgönenç Kardaşla kurulana dek çeşitli dans müziği ve hafif müzik orkestralarında çalıştı. 1969′dan 1972′ye dek süren Cem Karaca-Kardaşlar, 1972-1974 arası süren Ersen-Kardaşlar dönemlerinde Kardaşlar müziğinin beyin adamı oldu. Grup, Ersen ile işbirliğini sona erdirmesini takiben kısa bir süre sonra dağılma kararı aldı (1974 Şubat). Büyükgönenç gruptan ayrıldıktan sonra Dervişan’a geçti ancak grup kurucusu olmasına rağmen kısa bir süre sonra ayrıldı. 1974 Aralık’ında diğer Kardaşlar elemanlarıyla beraber Fikret Hakan’ın “Löberde” 45′liğinin kaydında yer aldı. Bu başarılı plaktan sonra Büyükgönenç’in sesi 1977′ye kadar pek duyulmadı. 1977 Mayıs’ında Dervişan’ın eşliğinde CHP için yaptığı “Yeni Bir Türkiye” 45′liğinden sonra Büyükgönenç’in 1979′daki atağı gerçekten başarılı oldu: 1979 senesi Altın Mikrofon yarışmasında “Dışarıda Kar Yağıyor” adlı parçasıyla birinci oldu. Parça, yarışma başarısının yanısıra yurt çapında sevilen bir parça oldu. 1980 sonrasında çalışmalarına 70′lerdeki sıklıkla olmasa da devam etti. 80′lerde pandomim gösterisiyle desteklediği ilginç konserlerle dikkat çekti. Bu döneme ait en önemli çalışmalarını, Nazım Hikmet’in şiirlerini bestelediği “Bu konuda kariyer kasetim” diye nitelendirdiği “Güzel Günler Göreceğiz” albümünde topladı.