Yorumladığı türküleri dinlemesi her zaman zevk veren müzisyen aynı zamanda grup yorum’un ilk vokallerinden biridir. Güzelleme albümleriyle, türkülere farklı ve çağdaş bir soluk getiren Ayşegül, türküleri caz formlarıyla sentezleyen albümleri ile dikkatleri üzerine çeken, bu alanda başarılı sonuçlara ulaşan ender sanatçılardan biri oldu.
İzmit doğumlu olan Ayşegül, ilk ve orta eğitimini doğduğu şehirde tamamladı. 1986 yılında Yıldız Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun oldu. 1987-1994 yılları arasında Bursa’da mesleği ile ilgili çalışmalarda bulundu. 1994 yılında İstanbul’a dönerek “Güzelleme” adını verdiği ve halk türkülerini farklı bir anlayışla yorumladığı ilk albümünü yayınladı. Akustik gitar ve perdesiz bas gitarların ağırlıkta olduğu bu albüm kendi alanında hala en çok satılan albümlerden biridir. 1995 yılında “Güzelleme 2″ 1997 yılında “Güzelleme 3″ 2000 yılında Güzelleme 4″ aynı anlayışı sürdürdüğü albümlerini yayınladı. Bu seri, halk müziğinin yeniden yükselişinde ve farklı çalışmaların ortaya çıkışında büyük rol oynadı.
musicwebtown.com
Ayşegül’ün “Güzelleme”ler serisi dışında Ağıt, Sevgiliye Hasret, Güz[1998] Yagmur[2004], Farfara[2005] ve N’ettim Size[2006] adlarında yayınlamış 6 albümü daha var.
Ntvmsnbc’nin Ayşegül ile müziği ve son çalışmaları üzerine söyleşi 6 Kasım 2000
Peş peşe Güzelleme albümleri yaptınız ve inanılmaz çok sattı. Dört güzelleme arasında bir tane “Güz” albümü yayınlandı. Sizi dinleyen kimi müzikseverler “Güz” albümünü yadırgadılar. İnsanlar Güzelleme’ye çok mu alışmışlardı?
Halkımızın yapısını benim kadar siz de bilirsiniz. Bir kısım insanlar biraz kolay algılayabildiği şeyleri seviyor. Toplumumuzda çok fazla düşünmeyi sevmeyen bir kesim var. “Güz” ile birlikte biraz daha karmaşık, bilmediği bir müzik geldiği zaman tepki veriyor. Ama açıkçası, müzik çevresinden hiç kimse olumsuz tepki vermedi. Müziği bilen, müzik yapan hiç kimse beğenmediğini belirtmedi. Onun dışında gelen tepkiler çok ilginçti. “Nefret ettim” diyenler bile vardı. Tabii, bunlar anlaşılır şeyler değil. Mesela bir filmi beğenmezsiniz ama nefret de etmezsiniz, en fazla alıp dinlemezsiniz. Gelen ağır eleştirileri açıkçası ben anlamadım.
Bu biraz da size yönelik sevginin yoğunluğundandır herhalde. Aşk, nefret ilişkisine benziyor…
Biraz iki taraflı düşünmeleri gerekiyordu. Beni de düşünmeliydiler. Hayatımın sonuna kadar aynı şeyi yapmam mümkün değil. Benim bir arayış içinde olmam son derece doğaldı. “Güz”ü açıkçası kendim için yaptım. Hiç destek alamadım. Yapmaya başladığımda da destek alamamıştım. Ben “Güz”de istediğim şeyi yaptım dedim ama, ne Güzelleme kadar sattı, ne de promosyonu yapıldı. Sanatçıyı böyle tatmin ediyorlar. Madem istediğin müziği yapıyorsun, al tatmin ol o zaman deniliyor. Ama ben bunu kendim için yapıyorum, dedim ve yaptım. İyi ki de yapmışım. Bana bir devam etme motivasyonu verdi. Ayşegül
Güzellemeler’in artık bitmesi gerektiğini mi düşündünüz?
Evet, güzellemelerin bir şekilde bitmesi gerekiyordu zaten. Gerçi son CD de Güzellemeler adıyla çıktı ama, işte aması var. Mesela son CD’mi çok severek yaptım. Çünkü onun içinde biraz “Güz” var biraz Güzelleme’ler var. Yani, yeni bir şeyler var. Daha minimalist. Tabii ki yoğun şarkılar da var ama daha sakin, nahif bir albüm oldu.
“Güzelleme 4” yapmak istediğiniz müziği mi yansıtıyor?
Bir kere şöyle bir şey yok; ben istediğim müziği yaparım, demenizin çok da koşulu yok çünkü. Sonuçta siz bir firmaya bağlısınız, bir kitleniz var. Ama, o zaman ben de küser giderim demek de çok anlamsız. Bir sentezde uzlaşmaya varmak zorunda kalıyorsunuz. Ben “Güz”de istediğim şeyi yaptım dedim ama ne Güzellemeler kadar sattı, ne de promosyonu yapıldı. Böyle tatmin ediyorlar. Madem istediğin müziği yapıyorsun, al tatmin ol o zaman, deniliyor. İşte Güzelleme 4’te biraz daha ortayı tutturduk. Kendi içinde bir denge kurdu. Bir iki parça daha kolay anlaşılır, ondan sonra yine yoğun bir müzik var. Ama bunlar birbirine çok aykırı şeyler değil. Ben de açıkçası çok da uçuk şeyler yapmayı istediğimi de sanmıyorum. “Güz” asla benim için uçuk bir albüm değildir. Bekli bir iki sene sonra çok daha iyi anlaşılacak ve sevilecek.
Caz türkü sentezi tarzında bir albüm yapmanın Türkiye halkı için erken olduğunu mu düşünüyorsunuz ?
Tabii. “Güz” albümü ancak, bir iki sene sonra, kolay yapılan kolay tüketilen bir müzik olacak. Yaptığım zaman biraz erkendi.
Peki hep türkü mü söyleyeceksiniz?
Evet, ben hep türkü söyleyeceğim. Ama otantik müzik olmayacak. Çünkü ben otantik müzik yapmıyorum. Otantikten benim anladığım tamamen yerel sazlarla, çok ciddi armonizasyonlara gitmeden, arkasına Batı müziği enstrümanları koymadan, bire bir yöresel yapılan müziktir. Ben başından beri bunu hiç yapmadım. Hep batılı sazlarla, batılı bir armonizasyon ve çok da klasik bir okuma biçimi değil. Türküden anladığımız bir okuma biçimi değil.
İnsanları barışa ve adaletli davranmaya çağıran, Almanya’yı abartmadan, burada var olan eşitsizliği de gösteren Sümeyra, bu yanıyla kendisine saygı duyulması gereken bir kadın. Gerçekleri tüm çıplaklığıyla samimi bir şekilde anlatan, ama bunu umudumuzu kırmadan yapan böyle bir insana çok az rastladım. Ayrıca söylediği iki Türkçe ve bir Kürtçe şarkıyla insanlararası ilişkileri ve insan sevgisini dile getirdi. Şimdiye kadar beni, Sümeyra’nın sesi kadar başka hiçbir ses bu denli etkilememişti. Şarkıları öğreticiydi. Sevgi ve hoşgörü doluydu. Sana çok teşekkür ederiz bunun için Sümeyra. Seni unutmayacağız[1]
25 Mayıs l946′da Edirne’de doğan, ilk ve ortaokulu Ankara ve İstanbul’da okuyan Sümeyra Çakır, Beşiktaş Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Mimarlık Fakültesi’ni 1969 yılında bitirdi. Üniversiteye devam ederken, aynı zamanda 1966 yılında başladığı İstanbul Belediye Konservatuarı Klasik Batı Müziği Şan Bölümü’nde 1977 yılına kadar eğitim gördü.
“Annem babam müzisyen değildi; ama müzik severdi. 11 yaşımda iken konservatuara gitmeye ve keman çalmaya içim gidiyordu. Olmadı; ama o sıralar annem bana bir mandolin armağan etti. Ben de hevesimi mandolinden aldım. Liseyi bitirdikten sonra tekrar konservatuara gitmeyi denedim, yine olmadı. Mimarlık öğrenimine başladım.”
1971 yılında Ruhi Su ile tanıştı.
“İlkokuldan beri gerçekleştirilememiş müzik tahsili yapma rüyamı, ancak üniversitede öğrenci olduğum sırada Konservatuvar’ın akşam bölümüne girerek, biraz geç kalmış da olsa, yakalamaya çalışıyordum. Tam o sırada Ruhi Su’yu duydum. “Bebek Türküsü”nü söylüyordu. Soluksuz kaldım. Bu hayranı olduğum Alman romantikleri Schumann, Schubert ve Brahms değildi. Onları söyleyen seslere de hiç benzemiyordu. Fakat onlar kadar güzel, hatta onlardan daha çok insan ve toprak kokusuyla yüklüydü. O günden sonra ben de hep türkü söylemeye başladım. Türkülere ilgim Ruhi Su ile başladı. Türkülerin güzelliğini onu dinleyince farkettim.”
Sümeyra Çakır 1975 yılında Ruhi Su ile birlikte Dostlar Korosu’nu kurdu. Birlikte 1977 yılında yaptıkları El Kapıları ve Sabahın Sahibi Var albümleri ve birlikte gerçekleştirdikleri Pir Sultan Abdal, Köroğlu ve Türküler konserleri bir sanat olayı haline gelmişti. 1979 yılında, bir süre Türkiye Maden – İş Sendikası’nın korosunu yönetti.
Filiz Ali (Müzikbilimci): “Sırası gelmişken, Sümeyra Çakır’ın sözünü etmek gerek. Bu kadife sesli, ölçülü ve ince beğenisiyle saygı uyandıran sanatçı, epeydir Ruhi Su ile çalışıyor ve konserler veriyor. Şarkıcılıkta ve türkücülükte bayağılığın geçer akçe olduğu şu günlerde, Ruhi Su ile Sümeyra Çakır’ı ve Dostlar Korosu’nu dinlemek ne büyük bir mutluluk. Bu atılım yalnız İstanbul seyircisi için değil, bütün yurt için kaçırılmaması gereken bir müzik olayı. Ruhi Su’nun, Sümeyra Çakır ve Dostlar Korosu ile gerçekleştirdiği bu çok olumlu başlangıcın uzun ömürlü olması ülkemizin halk müziği geleceği bakımından çok önemli.”[2]
Yurt dışı çalışmaları
1979 yılı Temmuz ayında Frankfurt’da yapılan Almanya 1. Gençlik Festivali’nde Ruhi Su ile birlikte sahne sırasını beklerken
1977’de davetli olarak gittiği İngiltere, Fransa ve İsveç’te konserler verdi. Berlin’de yapılan Nazım Hikmet haftasına katıldı. 1978 yılında Havana XII. Dünya Gençlik Festivali, Atina Akdeniz Ülkeleri Barış Festivali’ne katıldı. 1979’da Batı Berlin Türk İşçi Korosu şefi Tahsin İncirci’nin bestelediği şiirlerden oluşan şarkı ve türküleri okuduğu “Barış, Gurbet Türküleri” adlı uzunçalar Plâne Verlag isimli Alman plak şirketi tarafından yayınlandı ve aynı yıl Sofya’da yapılan Alen-Mak Festivali’ne katıldı. 1980 yılında Doğu Berlin’de yapılan Uluslararası Politik Şarkı Festivali’ne davet edildi. Almanya’da her yıl düzenlenen Türkiye Haftası’na katılmak üzere Berlin Senatosu’nun davetiyle gittiği Berlin’de bulunduğu sırada Enternasyonal Marşı’nı söylediği gerekçesi ile, Türkiye’de hakkında dava açıldı. Bu nedenle 1980 yılından sonra müzik yaşamını yurtdışında devam ettirmek zorunda kaldı. Fransa, İngiltere, İsviçre, Batı ve Doğu Almanya, Küba, Yunanistan ve Bulgaristan’da konserler veren Sümeyra 1981 yılında Tahsin İncirci ve Alman tiyatro sanatçısı Lutz Görner ile birlikte, Nazım Hikmet şiirlerinin Almanca okunduğu “Ich liebe mein Land – Memleketimi Seviyorum” turnesini yaptı. Bu turne sonunda bir uzunçalar plak ve bir kitap ortaya çıktı. Frankfurt Türk Halkevi ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi SPD’nin bir çok etkinliğinde türkülerini söyledi. 1984 yılında tiyatro sanatçısı Pegy Lukacs ile birlikte “Kadınlarımızın Yüzleri” etkinliğini düzenledi. 1985 – 87 yılları arasında piyanist Vera Sebastian’la birlikte “Brecht, Eisler, Ruhi Su Türküleri” konserlerini, 1987 yılında Avustralya Sydney Operası’nda “Allı Turnam” konserini ve tiyatro sanatçısı Erich Schaffner ile birlikte 1987 – 89 yılları arasında “Acayipleşti Havalar – Pir Sultan’dan Nazım Hikmet’e Şiirler ve Türküler” konserlerini verdi.
Hannelore Marzi, 1995 yılında yazdığı Doğulu (Oryantal) Kadın Masalları (Orientalische Frauenmärchen) kitabını diğerlerinin yanısıra Sümeyra’nın anısına adadı.
Sümeyra Çakır kansere yenik düştüğünde 10 yıldır sürgündeydi. Türkiye’ye giremiyordu. Sürgün yaşamı ve memleket hasreti hastalığın hızlı ilerlemesine neden oluyordu. Sesini insanlığın barışçı ve özgürlükçü sesine katan sanatçı, 5 Şubat 1990 tarihinde Frankfurt’ta hayata veda etti.
Albümleri: El Kapıları 1977 İmece Plakçılık (Ruhi Su ile birlikte),Sabahın Sahibi Var 1977 İmece Plakçılık (Ruhi Su ile birlikte),Barış ve Gurbet Türküleri 1979 Plâne Verlag, Allı Turnam,Gülün Elinden, Acayipleşti Havalar,Kadınlarımızın Yüzleri, Vardar Ovası ve Süwaré Çuçıkan (Serçelerin Süvarisi)
————————
[1] Sümeyra’nın 6 Haziran 1987 tarihinde Almanya’da, Tattersaal’da verdiği konser üzerine, Wiesbaden’da yayınlanan Südwind Gazetesi’nde çıkan yazıdan bir bölüm
[2] 1977 Cumhuriyet Gazetesi
Bugünden sonraki yaşamınızda yer edecek bazı “ilk”ler sadece cafrande.org’ta
Arasında ( Hungary) 1996 yılında Budapeştede Nyitrai Peter ve Hannah Berger öncülüğünde Macar müzisyenler tarafından kuruldu. Özelikle Türk halk müzigi ile ilgilenen grup, eski ya da popüler halk türkülerini Türkçe olarak, şan tekniği ile geleneksel söyleme tarzına uygun olarak dogaçlamaya da yer vererek icra ediyor.
Grubun türküleri okunma konusunda gösterdikleri performans, özgünlük, saz - bağlama hakimiyetleri ve Balint Pödör’ün olağanüstü sesi ile kalbinizi ilk günden kazanmaya aday bir çalışma ortaya koyuyor.
Sonuçta kendine özgü ses ve müzik yapısıyla Türk halk müzigi ve etno-jazz karışımı başarılı bir sonuççıkıyor ortaya.
www.musicwebtown.com
Grubun 2002′de çıkan Aşkın şarabı - The wine of love (DİNLE) ve 2003′te çıkan Ne olursan ol ( Whoever you are ) adlı iki albümü var. Diğer albümünü de yakında sitemizde dinleme sansınız olacak.
Üyeler: Hannah Berger: voice, saz, bendir Hannah Berger: Ses, Saz, bendir Csaba Gyulai: derbouka, gadoulka, violin, davul Gábor Gyarmati: gitár, carcabet Gabor Gyarmati: Gitar, carcabet Bálint Pödör: derbouka, riq, daf, percussion, vocal Zoltán Farkas: bass guitar Zoltán Farkas: bas gitar Endre Juhász: oboe ( boynuz) Péter Nyitrai: Saz bağlama, ud, Macarca kopuz, zurna, akordeon, zummara
Cevdet Bağca, anne ve babası işçi, kalabalık ve yoksul bir aileye mensup olarak 1965 yılında Iğdır - Melekli’de doğdu. Küçük yaşlarda ailesiyle Manisa, Turgutlu’ya göç etti. Üniversite yıllarına kadar burada yaşadı. Bazı politik gerekçelerle birkaç kentte üniversite yaşantısı oldu kimi yarım kalsa da Gazi Üniversitesi sınıf ögretmenligini bittirdi. 1989 da Ögretmenlige başladı. Halen Ögretmenlige devam etmektedir.
18 yıldır Profesyonel anlamda söz yazarlıgı ve Bestecilik yapmakta olan sanatçı, Edip Akbayram ,Grup Sentez,Yeninur Ada, Metin Yılmaz,Yol Arkadaşları, Alişan,Güler Işık, Nurettin Güleç, Nurdan İpek, Grup Umuda Ezgi, Deniz Erdoğan, Bağdagül, Recep Ergül Yavuz Bingöl ,Hüseyin Turan, Umuda Ezgi Grubu ve bir çok sanatçılarla çalıştı. Film müzikleri ve Belgesel çalışmaları yaptı. 2000 yılında SİMURG adlı ilk albümünü sonrasında EMANET ÖYKÜLER adlı ikinci albümü mü daha sonra ise MAYNA adlı son albümü çıkardı.
1996 yılında Budapeştede Nyitrai Peter ve Hannah Berger öncülüğünde Macar müzisyenler tarafından kurulan Grup Arasında (Hungary) Özelikle Türk halk müziği uygun formları etno-jazz karışımı ile yeniden derliyor. Daha önce “Ne olursan ol gel” albümünü yayınladığımız grubun şimdi ise Aşkın Şarabı adlı ikinci albümüne yer veriyoruz. [aşağıdan online dinleyebilirsiniz]
Grubun 2002′de çıkan Aşkın şarabı ( The wine of love ) ve 2003′te çıkan Ne olursan ol - Whoever you are (DİNLE ) adlı iki albümü var.
Üyeler: Hannah Berger: voice, saz, bendir Hannah Berger: Ses, Saz, bendir
Csaba Gyulai: derbouka, gadoulka, violin, davul
Gábor Gyarmati: gitár, carcabet Gabor Gyarmati: Gitar, carcabet
Bálint Pödör: derbouka, riq, daf, percussion, vocal
Zoltán Farkas: bass guitar Zoltán Farkas: bas gitar
Endre Juhász: oboe ( boynuz)
Péter Nyitrai: Saz bağlama, ud, Macarca kopuz, zurna, akordeon, zummara
Anadolu Köy Müzikleri (Anatolian Village Musics) albümü Anadolunun çeşitli bölgelerinden bulunan köylerden seçilmiş türkülerden oluşuyor.
Albümde; Cine Taksimi , Ikiparmak Zeybegi , Güreş, Horon , Kars Terekeme ve Kafkas Oyun Havalarına, Sivas Aşık deyişlerine, Yayla Türküleri, Yörük Havaları, Kaval dinletileri, Kına gecesi Türküleri Agit ve Ninni Ninnilere yer verilmiş.
Anadolu Köy Müzikleri | Anatolian Village Musics
1. Cine Taksimi Ve Ikiparmak Zeybegi – Sabahattin Diner, Cine Taksimi Ve Ikiparmak Zeybeği – Sabahattin Diner,
2. Pehlivan Güres Havasi Pehlivan gures Havası
3. Silsaray Horon Havasi – Ismail Ugurlu, Silsaray Horon Havası – İsmail Uğurlu,
4. Karabag Kafkas Oyun Havasi – Yasar Aktepe, Sadi Terniz Karabağ Kafkas Oyun Havası – Yaşar Aktepe, Sadi Terniz
5. Dirmil’in Calgisi Dirmil’in Calgisi
6. Su Dirmil’in Calgisi Su Dirmil’in Calgisi
7. Tahtaci Mengisi Tahtaci Mengisi
8. Terekeme Kars Oyun Havasi Terekeme Kars Oyun Havası
9. Chanson d’Âsik de Sivas Chanson d’Aşık DE Sivas
10. Uzun Hava (Chant Long) – Idriz Keskin Uzun Hava (Chant Long) – İdriz Keskin
11. Yayla Türküsü – Akis Dede Yayla Türküsü – Akis Dede
12. Yörük Oyun Havasi – Resat Uysal Yörük Oyun Havası – Reşat Uysal
13. Karakoyunlar Icermege – Mustafa Mert Karakoyunlar Icermege – Mustafa Mert
14. Uzun Hava – Musa Kara Uzun Hava – Musa Kara
15. Improvisation on the Kaval Flute – Ismail Koyuncu Doğaçlama ve Kaval Flüt üzerine – İsmail Koyuncu
16. Artvin Ata Bari Artvin Ata Bari
17. Oyun Havasi – Sadan Saglam Oyun Havası – Sadan Sağlam
18. Tabancamin Sapini – Ayten Basa Tabancamin Sapini – Ayten Basa
19. Gurbet Elde – Hatice Onur Gurbet elde – Hatice Onur
20. Kina Türküsü Kina Türküsü
21. Kina Türküsü Kina Türküsü
22. Nennen – Sevim Tunc Nennen – Sevim Tunç
23. Berdelim – Asli Alkan Berdelim – Aslı Alkan
24. Uzun Hava Uzun Hava
25. Agit Agit
26. Cagrisa Cagrisa Havada Turnam Cagrisa Cagrisa Havada Turnam
27. Ninni Ninni
Metin & Kemal Kahraman’ın Türkçe ve Zazaca ezgilerden oluşan “Sürela” adlı bu albümü diğer çalışmalarından farklı olarak sanatçıların bölgenin geleneksel ezgilerini elden geçirip, belirli oranda müdahale ile şekillendirerek müzikal arayışlarını sürdürdükleri ağır ritim ve dingin vokallerin hakim olduğu bir çalışma.
10 yıldan fazla bir zamandır müzik yapan Kahraman kardeşler, çeşitli gruplarda çalıştı. Çok sayıda besteleri değişik albümlerde yer aldı. Piyasa şartlarına ödün vermeden, toplumsal duyarlılıkların, tarihi ve güncel toplumsal mücadelenin öne çıktığı argümanlarla beraber göç, sürgün, hasret, aşk ve ayrılık gibi gündelik insani duyguları dile getiren, düzeyli bir derinliğe sahip çalışmalarıyla tanındılar.
musicwebtown.com
Metin & Kemal Kahraman – Sürela albüme Aynur Doğan sesi, Dorothea Marien kemanı, Serdar Keskin gitarıyla çalışmaya katkıda bulunuyor.
Albümdeki Ezgiler: 01-Rade 02-Seneler 03-Hewae Aliye Girmi (Soxariye) 04-Phite Mi 05-Munacat (Surela) 06-Zere (Kirdaski) 07-Curre 08-Herediya 09-Seve 10-Hozatin Yollari 11-Vane Vore Vora 12-Gırnata U Dawule
Albüm hakkında Metin Kahraman şöyle söylüyor: “Daha önce ‘Yaşlılar Dersim Türküleri Söylüyor-1’ adlı bir derleme albümü yapmıştık. Bunun devamının geleceğini söylemiştik. ‘Sürela’ da o albümün devamı. Belki, önceki gibi, köylerde yapılmış olan kayıtlardan yola çıkarak, yine bir derleme albümü yapabilirdik. Ama bu sefer, bu türküleri biz düzenleyerek, yorumlamak istedik. Tematik bütünlüğü ön plana çıkarmak için, sade bir söyleyişi esas aldık ve tematik bütünlüğü karmaşıklaştıracak bir orkestrasyondan kaçındık. Enstrümanları melodik yapıyı bozmayacak bir şekilde kullandık. Bir yandan bu eserleri yorumlamak var, bir yandan da bunları kalıcı hale getirmek var. O yüzden, müzikal anlamda genişliği, derinliği oluşturmak gibi bir kaygımız olmadığı için çok fazla yüklenmedik”
Türkçe ve Zazaca besteleriyle ortaya çıkan ve beğeni kazanan kardeşlerden Metin, Zaza kültürüne eğilmelerinin sebeplerini ise söyle sıralıyor:
“Son on beş yıldır yaşadıklarımız bizi bu yola itti. Daha öncesinde biraz yalan söylüyorduk galiba. Herkes gibi olmaya çalışıyorduk. Kendimize ait bir kimliği inkâr ediyorduk. İnkâr etmesek bile, o kimliğimizle bağlarımız çok zayıftı. Baskı vardı. Özellikle ‘38’de yaşananlar ve bunun yarattığı tahribat ve ona bağlı olarak ailelerin çocuklarına ille de Türkçe öğrenmeleri ve güzel Türkçe konuşmayı öğretme konusundaki baskıları vardı.
Zamanla kendi kültürümüze yöneldik, üstünü kapattığımız bir şeyi açtık ve kendimize geldik diyebiliriz. Bundan sonra da, kendi bestelerimizin yanı sıra bu tür albümlerimiz olacak. Bu konuyu kendimize bir görev belledik. Zazaca üzerine ayrıca çalışmalar yapma, ne kadar zenginlik varsa onu insanlarla paylaşmak gibi bir kaygımız var.”
Albüme adını veren ve, “kızıl” olarak çevrilebilecek “Sürela” adlı ezgi mistik yanların dışında dünyaya ve insanlara yönelik maddi öğütlerde de bulunan bir dua aynı zamanda. Tanrı’nın güneşiyle her tarafın kızıla bürünmesi anlatıldıktan sonra, bütün kulların iyi olması, cennet ve cehennemin dünyada olması gibi temaların yanı sıra, özellikle şu dörtlükte mistik yaklaşım ile, maddi yönelimin bir aradalığı hemen fark edilir: “Kim ki kendi aslını inkâr eder ve bilmezse / Dünyanın ışığından mahrum kalır / Toprağı karadır, dumanı pusludur, (önünü göremez) /-onun için- Kırklardır en yukarda olan.”
Farklı renkler ve sesler cafrande.org’ta
Gitarıyla Nazim Hikmet şiirlerini yorumlayan, Büyükgönenc’in ‘Güzel günler göreceğiz’ adlı albümü esasında 79 yılında hazırlanmış fakat 80 darbesi nedeniyle yayını ve dağıtımı seksenli yılların sonuna kalmıştır. Albümün bir nevi en çok sevilen parçası Söz-Müzik: kendisine ait olan ‘dışarıda kar yağıyor’ şarkısı, aynı zamanda dünya çocuk yılı olan 1979 yılında yazılıp söylenmesi, dönemin güzel bir ironisi olarak tarihe geçti. Sonuç olarak Albüm sadece beste ve söz yönünden değil, müzik kalitesi ses, yapım ve düzenleme olarak da döneminin çok ilerisindedir.
1946 doğumlu Ünol Büyükgönenç Kardaşla kurulana dek çeşitli dans müziği ve hafif müzik orkestralarında çalıştı. 1969′dan 1972′ye dek süren Cem Karaca-Kardaşlar, 1972-1974 arası süren Ersen-Kardaşlar dönemlerinde Kardaşlar müziğinin beyin adamı oldu. Grup, Ersen ile işbirliğini sona erdirmesini takiben kısa bir süre sonra dağılma kararı aldı (1974 Şubat). Büyükgönenç gruptan ayrıldıktan sonra Dervişan’a geçti ancak grup kurucusu olmasına rağmen kısa bir süre sonra ayrıldı. 1974 Aralık’ında diğer Kardaşlar elemanlarıyla beraber Fikret Hakan’ın “Löberde” 45′liğinin kaydında yer aldı. Bu başarılı plaktan sonra Büyükgönenç’in sesi 1977′ye kadar pek duyulmadı. 1977 Mayıs’ında Dervişan’ın eşliğinde CHP için yaptığı “Yeni Bir Türkiye” 45′liğinden sonra Büyükgönenç’in 1979′daki atağı gerçekten başarılı oldu: 1979 senesi Altın Mikrofon yarışmasında “Dışarıda Kar Yağıyor” adlı parçasıyla birinci oldu. Parça, yarışma başarısının yanısıra yurt çapında sevilen bir parça oldu. 1980 sonrasında çalışmalarına 70′lerdeki sıklıkla olmasa da devam etti. 80′lerde pandomim gösterisiyle desteklediği ilginç konserlerle dikkat çekti. Bu döneme ait en önemli çalışmalarını, Nazım Hikmet’in şiirlerini bestelediği “Bu konuda kariyer kasetim” diye nitelendirdiği “Güzel Günler Göreceğiz” albümünde topladı.
Istanbulda doğdu, Istanbul Musiki Cemiyeti Okulu şan ve ritm eğitimlerinden sonra 1969 ve 1972 de Folk müzik akımında « Nar Hanım » ve «Ham Meyva » adlı 45 likleriyle tanınmaya başlayan Senem Diyici geleneksel müzik araştırmaları nedeniyle Türkiye nin çeşitli yörelerini gezip dokümanlar toplamıştır.
1981’den beri farklı formasyonlarla turnelere çıkmaktadır: Almanya, İsviçre, Avusturya Finlandiya, İtalya, İsrail, Irlanda Kanada, Tunus, İspanya, Yunanistan, Suriye, Türkiye, Hollanda, Polonya, Belçika .Rusya Yugoslavya , Bulgaristan. Fransa’da yaşayan sanatçı Fransa Devlet Tiyatro ve sahnelerinde, caz kulüplerinde, caz ve çeşitl müzik festivallerinde 1000’e yakın konser vermiştir. http://www.dailymotion.com/videoxb2en9
musicwebtown.com
Senem Diyici – Quartet & Jest 1995: 01 – Dolama Dolamayi 02 – Gül Yüzünü 03 – Börülce 04 – Elif 05 – Karadeniz 06 – Birden Bire 07 – Ay Beri Bah 08 – Oynak 09 – Ala Pinar 10 – Nar Hanim 11 – Sesler
Fransa, Belçika ve Türkiye’de 92 den bu yana konservatuar öğrencilerine, master sınıflarında ve atölyelerde eğitmenlik yapmaya devam etmektedir. 1989 dan bu yana derleme ve davetli sanatçı olarak yayınlanmış albümleri: D’Iles en Iles (92), Les 3 Amis (92), 3 Images du Desert (95), Moment de Keif(97), Azar (99), Magic Gipsy (99), Yörük (02). Okay Temiz Yihhu (07) Kendi albümleri : “ Takalar ” (1989), “ Jest ” (1992), “ Divan ” (1995), “ Tell me Trabizon ” (1998), “ Morceaux Choisis” (2000), “Zıp Çıktı “ (2003), “ Live! ” (2005). DVD 4 Tet Paris (07)’dır.
“Benim anladığım anlamda iyi türkü söyleyebilmek için kişinin bir ses eğitimi, müzik eğitimi görmesi şart. Bu eğitimi gören her insan da iyi türkü söyleyemez. İyi türkü söyleyebilmek için, içinde yaşadığı halkı tanıması, sevmesi gereklidir. O türkülerin nasıl ve ne koşullarda çıktığını, sonra o türkülerin dilini, iyi kullanmayı bilmesi gereklidir. Bütün bunlar birleştiği zaman insan iyi türkü söyleyebilir. Bunlar olmadan da halkın, halk sanatçılarının içinde iyi türkü söyleyenler vardır ama, o benim açımdan yeterli bir söyleyiş biçimi değildir. O söyleyiş, ancak o söyleyişin geldiği geleneği sürdürmeye yetebilir. Ama o kültürü, o kültürün yaşayan kısımlarını daha ileri bir kültüre aktarmaya yetmez. Daha ileri kültüre, yani kendi toplumumuz için gerekli olan kültüre, ancak dediğim eğitimden geçmiş ve o ileri kültürü anlayan bir sanatçı aktarabilir. Hem kendi geleneğini, hem de daha ileri kültürün dilini bilir. Ondan dolayı, gelenekte var olan kültürü, özlemi çekilen kültüre daha iyi aktarabilir.”*
1912 Van’da doğan Ruhi Su, 1936 Ankara Müzik öğretmen okulunu, 1942 Ankara Devlet Konservatuarı opera bölümü bittirdi. 1943-45 yılları arasında Ankara Radyosunda, 1950 yılında ise İstanbul Radyosunda konserler verdi. 1952 ye kadar Ankara Devlet Operası sanatçılığı görevini sürdürdü. Aynı yıllarda gerçekleştirilen bazı filmlerin müziklerini yaptı.İngiltere, Almanya, İsveç, Bulgaristan, Hollanda ve Avustralya’ya giderek konserler verdi. 1962 yılında ilk plakları çıktı, 1975 yılında “Dostlar Korosu”nu kurdu.
………… Yüklenmesini bekleyiniz… Eğer bu bölümdeki müzikleri dinleyemiyorsanız yapmanız gereken 1 dk işlem için burayı tıklayınız.
Sanatçı bir çok Alevi Deyişlerini okumuş, Pir Sultan’ın, Hatayi’nin ve diğer ozanların deyişlerini yorumlamış ve Nazım Hikmet’in şiirlerini ilk olarak bestelemiştir.
Seferberlik ve Kuvayi Milliye(1971), Yunus Emre(1972), Karacaoğlan (1973), Pir Sultan Aptal (1974 ), Şiirler Türküler (1975), Köroğlu (1976), El Kapıları (1977), Sabahın Sahibi Var (1978), Semahlar (1979), Çocuklar Göçler Balıklar (1980), Zeybekler (1982 ) isimli çalışmaları ile Türk halk müziğine önemli derlemeler kazandırdı, çok sesli müzik anlayışını geliştirdi. Bugüne kadar 18 müzik CD si, 25 müzik kaseti çıkartıldı. Kitapları yayımlandı. Ulusal ve uluslararası boyutta bir çok ödül kazanmış olan Ruhi Su, 20 Eylül 1985 günü aramızdan ayrıldı.
Mehmet Ruhi Su, Hiç tanımadığı anne ve babasını “Ermeni tehciri” sırasında kaybettiği biliniyor. Yanında evlatlık olarak kaldığı aile Ruhi Su’yu çok hırpalaması üzerine bir komşusu, onu gizlice Öksüzler Yurdu’na yerleştiriyor. Burada ilk kez çocukluğunun tadını aldığını ve ”Oyun denen bir şeyin var olduğunu o zaman öğrendim, içim içime sığmıyordu, şaşkındım” diyor.
Bir ara İstanbul’da askeri okullarda okudu, ancak müzik sevgisi onu yeni arayışlara itti. Adana Öğretmen Okulu’nda okurken, Ankara’ya Müzik Öğretmen Okulu’na girmeyi başardı. 1935’de Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na seçildi, konservetuarın opera bölümünde de okudu ve daha sonra da Devlet Operası’nda çalıştı, bir süre radyoda türkü söyledi.
Söylediği bir türkü yüzünden radyodaki işine son verilen Ruhi Su, 1952-57 yılları arasında 1951 TKP (Türkiye Komünist Partisi) tevkifatı dolayısı ile hapis yattı. 1960′ta İstanbul’da Taksim Belediye Gazinosu’nda sahneye çıkan Ruhi Su, bir yandan da halk türkülerini kaydedip, arşivleme görevini üstlendi. Söylediği türkülerdeki siyasi vurgular yüzünden aleyhinde kampanyalar başlatılan ve işini kaybeden sanatçı, türküleri derleyip, yeniden yorumlama işine kendi başına devam etti. 1975′te Dostlar Korosu’nu kurdu. 1978′den sonra ürettiği kasetlerle halk müziğinin, yaygınlaşmasına büyük katkıda bulundu. Ruhi Su, 12 Eylül yönetiminin engellemeleri yüzünden yurtdışında tedavi şansı bulamadı ve 20 Eylül 1985′te öldü. Ruhi Su’nun cenaze törenine binlerce kişi katıldı ve cenaze 12 Eylül döneminin ilk büyük kitle gösterisi haline dönüştü.
Ruhi SU Albümleri(1971) Seferberlik Türküleri Ve Kuvayi Milliye Destanı
(1972) Yunus Emre, (1972) Karacaoğlan, (1972) Pir Sultan Abdal , (1974) Şiirler – Türküler, (1974) Köroğlu, (1977) El Kapıları, (1977) Sabahın Sahibi Var, (1993) Semahlar, (1993) Çocuklar, Göçler, Balıklar, (1993) Zeybekler, (1986) Pir Sultan’dan Levni’ye, (1993) Ezgili Yürek, (1993) Ekin İdim Oldum Harman, (1987) Kadıköy Tiyatrosu Konseri I , (1987) Kadıköy Tiyatrosu Konseri II, (1988) Beydağı’nın Başı, (1988) Dadaloğlu Ve Çevresi, (1989) Huma Kuşu Ve Taşlamalar, (1990) Sultan Suyu “Pir Sultan Abdal’dan Deyişler” , (1991) Dostlar Tiyatrosu Konseri (Sümeyra Çakır İle Birlikte), (1992) Ankara’nn Taşına Bak, (1993) Uyur İken Uyardılar, (1994) Barabar, (1995) Aman Of
__________________________
*)The Bosphorus Chronicle (Nisan-Mayıs 1978) söyleşiden bir bölüm