jump to navigation

Savaşın Nedenleri Üzerine – Erich Fromm | Savaşa doğuştan insan yıkıcılığının neden olduğu tezi saçmadır Eylül 1, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Genel Kültür - General Culture , add a comment

“Doğuştan savaş eğilimi hakkındaki tezi, yalnızca tarihsel kayıtlar değil, aynı zamanda ve çok önemli olarak, ilkel savaş tarihi de çürütmektedir. Daha önce, ilkel halklar arasındaki saldırganlık bağlamında ortaya koyduğumuz gibi, bu halklar —özellikle de avcılar ve yiyecek toplayıcılar— en az savaşsever insanlardır ve bunların kavgalarının ayırıcı özelliği, yıkıcılıktan ve kana susamışlıktan göreceli olarak yoksun olmalarıdır. Bundan da öteye, uygarlığın gelişmesiyle birlikte, savaşların sıklığının ve kan dökücülüğünün arttığını gördük. Savaşa doğuştan yıkıcılık tepileri neden olsaydı, bunun tersinin doğru olması gerekirdi. “

Toplam okunma (10106) Bugün(3) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Kişilik ve Toplumsal Süreç – Erich Fromm Ağustos 26, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Genel Kültür - General Culture , add a comment

Bir toplumsal grubun psikolojik tepkilerini incelerken, grup üyelerinin, yani tek tek bireylerin kişilik yapısını ele alıyoruz; ancak, bu kişileri birbirinden ayıran kendilerine özgü özellikler değil, kişilik yapılarında, grubun çoğu üyeleriyle ortak olan özellikleri bizi ilgilendiriyor. Bu kişiliğe, toplumsal kişilik diyebiliriz. Toplumsal kişilik, doğası gereği, bireysel kişilik kadar özgül değildir. Bireysel kişiliği tanımlarken, kendilerine özgü bir oluşumla şu ya da bu bireyin kişilik yapısını biçimlendiren özelliklerin tümünü ele alıyoruz. Toplumsal kişilikse, yalnızca belli özellikleri, bir grubun ortak temel deneyimleri ile ortak yaşam biçiminin sonucu olarak o grup üyelerinin çoğunda gelişen kişilik yapısının temel çekirdeğini içerir.

Toplam okunma (190) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Akıl duygu ilişkisine iki farklı bakış; Aristoteles ve Descartes Ağustos 25, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy , 1 comment so far

Felsefede, insanın ayırt etme, belirleme ve şeyleri ilişkilendirme yeteneği olarak tanımlanabilecek akıl ile, dolaysız olarak varolan, kişiye özel, başka bir şeye indirgenemeyen ve analiz edilemeyen bir bilinç niteliği, bir hissetme tarzı olarak tanımlanabilecek duygunun içeriği ve aralarındaki ilişkinin niteliği konusu, bir takım belirsizlikler içermektedir.
Felsefedeki akıl ve duygu ile ilgili araştırmalara bakıldığında iki farklı tavrın baskın olduğu görülmektedir. Bunlardan ilki, akıl ile duygunun insanın iki farklı özelliği ve birbirleriyle uyum içinde olduğunu ileri süren düşünce; ikincisi ise bu özelliklerin farklılığını ortadan kaldırıp birini diğerine indirgeyen düşüncedir. Bu makalede ilki ile ilgili olarak Aristoteles’in, ikincisi ile ilgili olarak Descartes’in düşüncelerini ele alınıyor.

Toplam okunma (3600) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Bertrand Russell: “Akıllılar hep kuşku içindeyken aptallar küstahça kendinden emindir” Ağustos 22, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy , add a comment
Ne kadar az bilirseniz; o kadar siddetle müdafaa edersiniz.
“Her ülkede insanların büyük bir bölümü, kendilerininkinden farklı olan evlilik
törelerinin ahlaka aykırı olduğuna inanmışlardır; bu görüşe karşı çıkanların ise kendi sorumsuz yaşam tarzlarını haklı kılmayı amaçladıklarına. Hindistan’da geleneklere göre dul kadınların yeniden evlenmeleri, akılalmaz ölçüde korkunç birşey sayılır. Katolik ülkelerde boşanmak çok büyük bir günah olarak düşünülürken evlilikte sadakat kurallarına yapılan bazı ihlaller, en azından erkeklerce yapılmışsa, hoşgörüyle karşılanır. Amerika’da boşanmak kolaydır, ama evlilik dışı ilişkiler şiddetle kınanır. Müslümanlar, bize çok aşağılayıcı gelen çok eşliliğe inanır. Bütün bu farklı görüşler aşırı bir şiddetle savunulur ve bunlara karşı gelenler çok acımasızca cezalandırılır. Ancak yine de, bu ülkelerden hiç kimse kendi ülkesindeki törenin insan mutluluğuna katkısının diğerlerinden daha çok olduğunu göstermek için en ufak bir çaba sarfetmez.”


Toplam okunma (10973) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Sorgulayan Denemeler; İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler – Bertrand Russell Ağustos 20, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy , add a comment

bertrand-russell1. Yüz yıl kadar önce herkesin çok kötü bir insan olarak tanıdığı Jeremy Bentham adında bir filozof yaşadı. Daha çocukken adını ilk duyduğum anı bugüne kadar hiç unutmadım. Bu, Muhterem Peder Sydney Smith’in, Bentham’ın insanların ölmüş büyükannelerinden çorba yapmaları gerektiğini düşündüğü yolundaki sözlerini duyduğum andı. Böyle bir uygulama bana aşçılık yönünden olduğu kadar ahlak yönünden de tatsız gelmişti. Bu nedenle Bentham hakkında kötü bir kanaat edinmiştim. Bu sözlerin, saygıdeğer insanların erdem uğruna söyleme alışkanlığında oldukları sorumsuz yalanlardan biri olduğunu çok sonraları keşfettim. Bundan başka, Bentham’a karşı gerçek suçlamanın ne olduğunu da anladım. Aşağı yukarı şöyle bir şeydi:

Toplam okunma (4250) Bugün(4) Son okunma tarihi (02 September 2010)

ilk filozoflar kimlerdi, nerede yetiştiler, neyi savundular? Ağustos 19, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy , add a comment


Sokrates – öncesi çağın ye felsefe tarihinin ilk filozofları, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’tir. Bu filozofların üçü de, İzmir’in güneyinde bulunan Miletos’ta yetişmişlerdir. O çağlarda Miletos, Yunanistan’ın bir bölümü olan ionia’nın yani Ege bölgesinin kıyı şehirlerinden biriydi, bu filozoflar, var olan nesnelerin temelindeki ilk ve ana-maddenin ne olduğunu bulmaya çalışmışlardı. Evrende, bir-birinden farklı sonsuz sayıda varlıklar ve nesneler vardı. Acaba bütün bu varlıklar hangi temelden, hangi kaynaktan, hangi ilkeden türemişlerdi? Bunların tümünü doğuran ana-madde neydi?

Toplam okunma (3793) Bugün(6) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Analitik ve Diyalektik – Aziz Yardımlı Ağustos 16, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy , add a comment


Kant’ın ‘mekanik’ konuşma yolunda ‘analitik’ anlatımı bir kavramın bir başkasında kapsanması ile ilgili olarak kullanılır — aşağı yukarı kimyasal bir bileşik ve bileşenleri durumunda olduğu gibi. Düşüncenin bu işleminin ne demek olduğu, nasıl türetildiği ya da çıkarsandığı gibi SALTIK OLARAK ÖZSEL bir nokta üzerinde durulmaz. Kant hiçbir zaman tanıtlama denen olgunun felsefe için saltık önemini kavramış değildir.

Toplam okunma (15113) Bugün(0) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Bilimsel deneylerle insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü bir yolculuk (III): Asch Deneyi – Sürü Psikolojisi Ağustos 15, 2010

Posted by cafrande.org in : Bilim ve Teknik, Felsefe - Psikoloji - Philosophy , add a comment

Otorite ve toplum baskısı insanların davranış ve düşüncelerini ne derece etkiler? Çevre baskısı, kişiye siyah’a beyaz dedirtebilir mi? Gerçeği bildiğimiz halde çoğunluğun yanlışlarını neden savunuyoruz? İnsanlar neden saçma şeylere inanıyorlar? Dinler ve devletler insan psikolojisindeki sakatlıklardan besleniyor olabilirler mi?  İnsan psikolojisine dair ürkütücü sonuçları olan psikoloji tarihinde yukarıdaki sorulara önemli cevaplar verdiğini düşündüğümüz  bir deney olan Asch deneyi ile insan ruhunun karanlık yönlerine ürkütücü yolcuğumuzu sürdürüyoruz.

Toplam okunma (19144) Bugün(7) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Varoluşçuluk Ve Ölüm | Ölüm Anksiyetesi ve Psikopatolojik Gelişimi Ağustos 10, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Genel Kültür - General Culture , add a comment

Ölüm, insanın bildiği ve bildiği için de başa çıkmak için sürekli savunma mekanizmaları geliştirdiği en büyük hayal kırıklıklarından biridir.
Yalom da ölüm anksiyetelerini ve onunla başa çıkmak için yaratılmış savunma mekanizmalarını incelemiştir. Ölümle başa çıkmanın öncelikli yöntemlerinden biri “kültür” kavramının oluşturulmasıdır. Heidegger’in metinlerinde sürekli dile getirdiği ve “yaşamın saçmalığının” unutulmasının önemli silahlarından biri olarak görülür kültür. Kültür kavramı ve ölüm karşısındaki anlamı “kalıcılığın fabrikası olarak kültür” bölümünde daha ayrıntılı bir şekilde anlatılacaktır. Bu bölüm, daha çok bireysel olarak ölümle başa çıkma yöntemlerini ve oluşturulan savunma mekanizmalarını konu alır.

Toplam okunma (15942) Bugün(1) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Martin Heidegger Felsefesinde Ölüm Problemi – Yrd. Doç. Dr. Talip Karakaya Ağustos 2, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy , add a comment

Düşünce tarihi bize ölüm fenomeninin insanın var oluşundan itibaren en önemli problemleri arasında yer aldığını gösterir. Bunun en belirgin örneğini “felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir” diyen İlkçağın büyük düşünürlerinden biri olan Platon’da görmekteyiz. Ölümün Martin Heidegger’da konumuna geçmeden önce onunla ilgili soruların bazılarını ortaya koymak gerekiyor: Ölüm nedir? Ölüm gerçekten yok oluş mu? Yoksa yeni bir hayatın başlangıcı mı? Ölüm korkusu nedir ve bizi niçin etkiler? Daha açık bir ifadeyle teorik olduğu kadar pratik bir vakıa olan ölüm materyalistlere ve spiritualistlere göre nedir? Heidegger’ın ölüm hakkında düşünceleri nelerdir? Ölümü nasıl açıklamaktadır?…

Toplam okunma (21196) Bugün(1) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 sonraki >