Dünya müziğine duyduğu merakla yola çıkıp Doğuya ve Batıya ait birçok enstrümanı kullanmakta ustalaşan Tim Rayborn’un daha önce yayınladığımız Ashek, Chordae, Canconier, Qadim, Veils of Light, Honey From The Thorn, The Path Beyond ve Rihla adlı sekiz albümünden seçilmiş eserleri aşağıdan dinleyebilirsiniz. Sanatçının albümünlerine ulaşmak için dinlemek istediğiniz isimlerini tıklayarak ulaşabilirsiniz.]
Yüklenmesini bekleyiniz… açılmıyorsa sayfayı yenilemek için burayı tıklayınız
1.Kashik by Tim Rayborn 2.Zaman by Tim Rayborn 3.Tabak by Tim Rayborn 4.Panayir by Tim Rayborn 5.Bora by Tim Rayborn 6.Alevlen saz ( Alevi -Turkish) by Tim Rayborn 7.Khamsin by Tim Rayborn 8.Veselba by Tim Rayborn 9.Nafs by Tim Rayborn 10.Gandhara by Tim Rayborn 11.Nagme by Tim Rayborn 12.Ashek by Tim Rayborn 13.Ravan by Tim Rayborn 14.Khamsa ashra by Tim Rayborn 15.Laylat – oud (Turkish) by Tim Rayborn 16.Safar sehtar (Persian)- by Tim Rayborn 17.Tutka by Tim Rayborn 18.Lofi by Tim Rayborn 19.Adrar- by Tim Rayborn 20.Nebos by Tim Rayborn 21.Kalakh by Tim Rayborn 22.Kyrsal by Tim Rayborn
Ada Müzik tarafından Nisan 2010 tarininde çıkartılan ve seçilmiş 10 şarkıdan oluşan “Anlat” adlı albümde Türkçe, Kürtçe, Lazca, Rumca, Süryanice, Çerkesce, Ermenice, Hemşince, Arapça, Gürcüce birer şarkıya yer veriliyor. Halkların kardeşliğine kültürel anlamda katkı sağlamaya yönelik bir çalışma olan “10 Dilde 10 Şarkı”, birbirinden farklı bu insanların birbirlerini ne kadar benimsediğini,birinin varlığının diğerini nasıl da çoğalttığını ve birbirinin kopyası insanlar topluluğu yerine çeşitliliğin ne büyük bir zenginlik olduğunu vurgulamayı amaçlıyor.
“Elinizdeki albüm bu yaklaşımdan hareketle Türkiye’de halen yaşamakta olan ve varlıklarını sahip oldukları kültürel değerlerle ifade edebilen azınlıkların kültürlerine kendi özellerinde ama diğer kültürlerle dayanışma ve işbirliği içerisinde ve kendi dokularını bozmadan sahip çıkmak , ülkemizdeki tarihi ve kültürel zenginlikleri ülkemizin ve dünyanın başka yörelerinde yaşayan insanlarla da paylaşmak ve ülkemiz kültür yapısına olumlu katkı sağlamak için tasarlanmış bir “Kültürel Birliktelik” projesidir. Daha açık bir deyişle:
Türkiye de halen yaşayan kültürlerin ezgilerini kendi dilleriyle ve aslına uygun sunmayı amaçladığımız bir müzik albümü çalışması. Bu albüm bir kültürler çokseslilik dayanışmasıdır.
Sanatın sınır (duvar) tanımayan bir olgu olduğundan hareketle, Anadolu topraklarında yaşayan insanların ne kadar farklı olduğunu ve bunun nasıl büyük bir güzellik olduğunun resmini çekmeye çalışıyoruz.
Toplumlar yaşadıkları acıları,mutlulukları, sahip oldukları tarihi ve kültürel değerleri tanıdıkça sever ve sevdikçe sahiplenir.” *
Anlat: 10 Dilde 10 Şarkı albüm içeriği
1. Dann’er Sip’o Çerkesce Okuyan: Gülcan Altan 2. Kadduk Al Mayyas Arapça Okuyan: Ali Nafile 3. Seranta Mila Kokina Rumca Okuyan: Adem Ekiz 4. Qumrike (Kumru) Kürtçe Okuyan: Zelal Gökçe 5. Ağ Elime Mor Kınalar Yaktılar Türkçe Okuyan:Duygu Rüzgar 6. Bingeol Ermenice Okuyan: Maral Ayvaz Çağlıçubukçu 7. Satrpialo Gürcüce Okuyan: Kaf Dağı Müzik Grubu 8. Livadi Kudeli Lazca Okuyan: Birol Topaloğlu 9. Habibo Süryanice Okuyan: Yakup Atuğ 10. Yar Yar Hemşince Okuyan: Hikmet Akçiçek
Makedon* akustik etnik müzik grubu Baklava, yaylı ve vurmalı çalgılarla Balkanlar’ın eşsiz şarkılarını söylüyor. Grubun solisti Elena Hristova, Türkiye’de Baba Zula ile yaptığı çalışmalarla da biliniyor. 2005 yılında kurulan Baklava’nın yayınlanmış “Baklava” ve “Kalemar” adıyla iki albümü bulunuyor. “Etno caz” esintileri taşıyan Baklava, enstrüman olarak tambura, bendir ve kaval kullanıyor.
Joan Baez (d. 9 Ocak, 1941), Amerikalı folk şarkıcısı ve şarkı yazarıdır. Farklı vokaliyle, aktivist tavrıyla ve politik görüşüyle bilinir. Üç oktav ses aralığına sahip bir sopranodur. Şarkılarının çoğu sosyal konularla ilgilidir.
En çok yetmişlerdeki hit parçaları olan “Diamonds & Rust”,”The Night They Drove Old Dixie Down”,”We Shall Overcome”,”Sweet Sir Galahad” ve “Joe Hill” ile tanınır.
Ayrıca, Bob Dylan ile yaşadığı uzun birliktelik; insan hakları, şiddet karşıtı, çevre konularında tükenmeyen aktivist hareketleri ile de akıllarda yer etmiştir. Şimdiye kadar otuzun üzerinde albüm piyasaya sürmüştür ve Türkçe dahil sekiz farklı dilde şarkı kaydı vardır. Şarkı yazarı olmasına rağmen özellikle yetmişlerin ikinci yarısından sonra The Beatles, Jackson Browne, Paul Simon, The Rolling Stones, Stevie Wonder ‘ın şarkılarına cover parçalar yapmıştır.
Che Guevara, bugün bütün dünyada yanlızca Küba Devriminin önemli liderlerinden biri, Latin Amerikalı bir yurtsever veya Arjantinli hümanist bir doktor olarak değil, her şeyden önce yaşamın olanaklarını keşfetmeye cesaret etmiş bir devrimci olarak biliniyor. Fikirleri ile eylemleri arasındaki uyum, yaşama yüklediği anlam ile kendi sorumluluğunu gözeterek, kendi aklı ve duygularıyla hareket eden mütevazi ve kısa bir yaşam sürdü.
İnancı ve kararlılığı, duyarlılığının beslediği dayanışma düşüncesi, fedakarlık ve görev anlayışı ile Che Guevara, güncelliğini ve vazgeçilmezliğini hep korudu. Ölümünün üzerinden 40 küsür yıl geçmesine rağmen dünyanın her yerinde ve her zaman tutku yoksunu bir yüzyılın genel görüntüleri ile sunulan sahte serüvencilerinden daha fazla değere ve gerçekliğe sahip oldu.
Sanadır, kuşatılmış arkadaşım,
ak dağların berrak sularına,
batık gemi düşünün seni bağladığı yere
gider ayrılık şarkım.
Uyandım bugün
yelkenlerimde kanatlanma arzusuyla,
haberleşme mumları tutuyorum
duygusuz pusulanın gösterdiği
zaman limanına giderken gemi.
Dilimi rüzgara veriyorum
sözcüklerini gergin gergin tutmak,
taze acılarından bir şeyler alıp götürmek için
yaşamakta olduğun şaşkınlıkları paylaşmaya.
Yastığını yeşerten
bahar da yitti gitti.
Ayrılışımı kastetmiyorum,
artık yol almayan gemin için diyorum.
Anlıyorum seni kırık kanatlı kırlangıç.
Ernesto Che Guevara
Music about Che Guevara
Hasta siempre Comandante - Carlos Puebla, 1965 (Cuba)
Lo eterno - Carlos Puebla (Cuba)
Que pare el son – Carlos Puebla (Cuba) mp3
Un nombre - Carlos Puebla (Cuba) mp3
Guitarra en duelo mayor - Ángel Parra (Chile), Nicolás Guillen (lyrics) (Cuba)
Fusil contra fusil- Silvio Rodríguez, 1968 (Cuba) mp3
América, te habló de Ernesto - Silvio Rodríguez, 1972 (Cuba)
Ay, Che camino- Matio (France)
Zamba al “Che”- Víctor Jara (Chile), Rubén Ortiz
Andes lo que andes – Sara González; Amaury Pérez (lyrics/music) (Cuba)
Nada más- Atahualpa Yupanqui (Argentina)
Su nombre ardió como un pajar - Patricio Manns, 1969 (Chile)
Canción del hombre nuevo - Daniel Viglietti, 1965 (Uruguay)
Che esperanza – Egon y Los Arachanes
Una canción necesaria - Vicente Feliú (Cuba)
Canción fúnebre para el Che Guevara - Quilapayún (Chile), Juan Capra
Alma Morena - Miguel Ángel Filipini (Argentina)
Siembra tu luz - Miguel Ángel Filipini (Argentina) mp3
Carta al Che - Inti-Illimani (Chile); Carlos Puebla (lyrics/music) (Cuba), 1969
El Aparecido - Inti-Illimani (Chile); Víctor Jara (lyrics/music) (Chile), 1971
Blues, aslen Afrika kökenli bir müzik türüdür. Önceleri, köle ticaretinin başlamasıyla birlikte Amerika’ya getirilen zenci kölelerin kendi kültürlerini koruyabilmek için kullandıkları sosyal bir araç oldu. 1865 senesinde köleliğin kaldırılmasıyla birlikte Amerikan toplumu içinde yankı buldu ve buradan da tüm dünyaya yayıldı. Ortaya çıkış tarihi kesin olmamakla birlikte ilk zenci kölelerin Amerika’ya ayak bastığı 1619 senesi, Bluesun doğum tarihi olarak kabul edilebilir. 1865 senesine kadar süren köle ticareti sonucunda Amerika’daki zenci nüfusu yaklaşık olarak üç milyonu bulmuştur.
Blues’un Gelişimi:
Amerika’ya getirilen ilk köleler, Mississipi Nehrinin beslediği ve büyük pirinç tarlalarının bulunduğu
New Orleans ve Memphis bölgelerine yerleştirildiler. Köleler tarlalarda çalışırken bir yandan da hep bir ağızdan şarki söylüyorlardı. Bu şarkıların sözleri ise özellikle seçilmiş, özgürlüğü, birliği, beraberliği ve ümidi aşılayan, haksızlıkları sorgulayan sözlerdi. Çiftlik sahipleri, bu özgürlük çırpınışlarını bir nebze de olsa engellemek ve köleleri rahatlatmak için Cumartesi geceleri eğlence düzenlemelerine izin verdiler ama bu eğlencelerde söylenen şarkılar özgürlük çığlıklarını daha da alevlendirdi. Böylece ilk blues besteleri ortaya çıkıyordu. İç savaşın sona ermesi ve köleliğin kaldırılmasıyla birlikte, Amerika’da yeniden yapılanma planı ortaya kondu fakat bu plan beyazların ırkçı davranışları nedeniyle bir sonuca ulaşamadı. Bunun üzerine zenci halk yeni umutlar için kuzeye yöneldi. Bu göç sırasında Amerika’ya gelen göçmenler ile kültür alışverişinde bulundular. Kimi zaman geleneklerinden, kimi zaman yasam biçimlerinden ama özellikle müziklerinden etkilendiler. Kendi müziklerinde kullandıkları banjonun (ki kökeni Afrika’dır) yanında, İrlanda ve İskoç göçmenlerden kemani, güneyli göçmenlerden ise mandolin ve gitarı öğrendiler. Böylece zenci müziğinde etkin hale gelecek gitarın tohumları da atılmış oluyordu. 1890lara gelindiğinde ise gitar üretimi bir sektör haline gelmeye başlamıştı. Bu sektörün onculuğunu de gitar üretimini halen sürdüren iki şirket yapmaktaydı: Orville GIBSON ve C.F. MARTIN şirketleri.
1900 lerin başına gelindiğinde zenci şarkıcılar ve söz yazarları, özellikle Memphis şehrinde ortaya çıkmaya başlamışlardı. 1909 senesinde ise blues tarihi icin belki de ilk altın sayfa açılıyordu. Memphis şehrinin belediye başkan adaylarından E.H. Crump, yeni yeni kurulmaya başlayan blues gruplarından biri olan Handys Bandden secim propagandasında kullanılmak üzere bir parça yazmalarını istemişti. Bu grubun yazdığı Mr. Crump isimli parça ile hem E.H. Crump başkanlığı kazanıyor hem de Handys Band, Memphis Blues olgusunu geniş bir çevreye tanıtıyordu.
Bu donemi izleyen yıllarda, belirli bölgelerdeki müzisyenler, o yerlerin kültür ve etnik yaşantısından etkilenerek farklı blues türleri ortaya koymuşlardı. Yazılan parçalar esas olarak blues altyapısını kabul ediyor fakat özellikle gitaristlerin tekniklerinde bölgeye has bir farklılık göze çarpıyordu. Bir sure sonra ortaya çıkan bu yeni türler de bölgelerinin ismiyle anılmaya başlayacaktı. Ornegin Memphis Blues, Delta Blues, Texas Blues gibi. Blues ile caz müziğin yakınlaşmaya başladığı 1930lu yılların başlarında, unu daha sonra tüm dünyaya yayılacak olan trompetci Lois Armstrong, King Oliver Bande katılıyor ve gelecek yirmi yıla damgasını vuracak bir müzisyen böylece tanınmaya başlıyordu. Armstrong daha sonra bu gruptan ayrılıyor, unlu blues ve caz piyanisti Earl Hinesin grubuna dahil oluyordu. Yine ayni yıllarda unlu cazcı Count Basie grubunu su sözlerle tanımlıyordu: The Band That Play The Blues. Ekibine gitarist Eddie Durham ve saksofoncu Lester Youngi da katan Count Basie, donemin en unlu iki bayan vokali Ella Fitzgerald ve Billie Holiday ile birlikte blues ve caz müziğinin halen dinlenen kilometre taşı parçalarını seslendiriyordu. Bu yıllara damgasını vurmuş diğer müzisyenler ise Robert Johnson, Big Bill Broonzy, Sonny Boy Williamson, Lonnie Johnson ve Tampa Red idi.
40lı yıllara gelindiğinde Muddy Waters, Howling Wolf, Little Walter ve Willie Dixon gibi isimleri henüz duyulmamış müzisyenler geçimlerini barlarda çalarak sağlıyorlardı. 1943 yılında Chicagoda Muddy Waters, Detroitde de John Lee Hooker, müzik kariyerlerinin en büyük adımlarını atıyorlardı. Gelişen teknoloji ile birlikte blues etkisi de günden güne artıyor, yeni müzisyenlerin ortaya çıkmasıyla tüm Amerika’ya dalga halinde yayılıyordu. Bu dalgaya jump, boogie veya rhythm & blues diyenler de vardı. Fakat kim ne derse desin, tek bir şey kesindi, kimse geriye bakmıyordu. Artık müzik alanında gelişim ve yeni kesiflerin yapılma zamanıydı.
1948 yılında Riley King isimli bir diskjokey, ilk zenci radyosu olan WDIA Memphis ile anlaşıyor ve dört yıl sürecek bir radyo programı sunmaya başlıyordu. Bu program sayesinde dinleyicileri ona yeni bir isim takacaklardı: Blues Boy ya da kısaca B.B. KING.
B.B. King 1925 yılında Indianola, Mississipide dünyaya geldi. T-Bone Walker, Charlie Christian ve Lonnie Johnson gibi gitaristlerin stillerinden etkilenerek kendi single-note lead guitar tekniğini oluşturdu. İlk hit parçası olan Three Oclock Blue 1951 senesinde yayınlandığında, B.B. King bluesun kralı olduğunu göstermeye başlıyordu. Fazla karmaşık bir yapıya sahip olmayan fakat bastığı her notaya bir anlam yüklemeyi başaran gitar tekniği ve Gibson ES335 (daha sonra Gibson firması bu gitarı B.B. King adına Lucille ismiyle üretecekti.) model gitarı ile, bu blues üstadı, bugün bile kulaklarımızın pasını almakta ilk günkü kadar basarili. Gecen onca yıla rağmen…
1955 yılı yeni bir ismin ortaya çıkmasına şahit oluyordu: Chuck Berry. Maybelline isimli parçasıyla görülmemiş bir basari elde ediyor ve tam üç dalda Billboard ödülünü almaya hak kazanıyordu. Ayni zamanda bu parçayla birlikte, tüm Amerika yeni bir müzik turunun doğumuna şahit oluyordu. İzin verirseniz sizlere ailemizi tanıtmak istiyorum. Anne Blues, baba Rhythm & Blues ve çocukları: Rockn Roll. Rockn Rollun doğuşu ile birlikte bu turun temsilcileri de ortaya çıkmaya başladı. Fakat içlerinden bir tanesi vardı ki fiziği ve sesiyle sanki Kral Benim. Der gibiydi. Doğru bildiniz, Kral Elvisten bahsediyorum. 1956 yılına adini yazdıran parçası Heartbreak Hotel ile müzik kariyerine başlayan Elvis, bir doneme damgasını vuracak ve halen mevcut geniş bir hayran kitlesine ulaşacaktı.
II. Dünya Savaşı sonrası İngiltere’den ayrılan Amerikan askerleri, beraberlerinde getirdikleri birçok blues albümünü burada bırakmışlardı. Geride kalan albümler İngilizler tarafından ilgi görmeye başladı. Genç İngiliz gitaristler, 30lu yılların blues üstatlarından etkileniyor, New Orleans jazz band kavramını kendi ülkelerinde de geliştirmeye çalışıyorlardı. Bu genç müzisyenlerden Alexis Corner, Cyril Davis ve Brian Jones, bu amaçla Blues Incorporated isimli bir grup kurdular. Kurulan bu grup, İngiliz blues müziğinin ilk örneklerini vermeye başlıyordu. Brian Jones bir sure sonra gruptan ayrıldı ve iki genç blues müzisyeni, Keith Richard ve Mick Jagger ile birlikte bir grup kurdu. Grup ismini Muddy Watersin hit parçalarının birinden alıyordu: The Rolling Stones. Rolling Stones, Muddy Watersin I just want to make love to you ve Robert Johnsonin Love in Vain isimli parçalarını yeniden yorumlayarak büyük bir başarıya adım atıyordu. 1966 yılında çıkardıkları Aftermath albümleriyle artık kendi tarzlarını ortaya koyuyorlardı. Bu albümden cihan Paint It Black isimli parçaları da o yıla damgasını vuruyordu. Ayni donemdeki diğer bir baba grup ise The Yardbirdsdu. Bu grubun üyesi olan üç gitarist, Jeff Beck, Jimmy Page ve Eric Clapton, gelecekte rock tarihini yazacak kişilerdi. Bunlardan Clapton gruptan ayrılarak John Mayall and The Bluesbreakersa katildi. Burada İngiliz blues müziğinin en basarili örneklerini verdi ve gitar tekniği ile on plana çıktı. Bir sure sonra bu gruptan da ayrılan Clapton üç kişiden oluşan Cream grubuna dahil olarak Roll & Tumble, Outside Woman Blues ve Sitting On Top Of The World gibi tarihi blues parçalarına imza attı.
Ve işte geldik tüm zamanların en iyi gitaristi kabul edilen Jimi Hendrixin ortaya çıktığı yıla. Yıl 1967 ve yer Monterey Pop Festivali, California. The Jimi Hendrix Experience sahne alıyor ve unutulmaz bir müzik ziyafeti çekiyordu tüm seyredenlere. Bu konser, Hendrix için hayatında yeni bir başlangıç ve kendini ispat etme sansiydi. O da bu şansı iyi kullanıyor, beyaz Fender Stratocaster gitarıyla bluesun gücünü tüm dünyaya haykırıyordu. O güne kadar rastlanmamış gitar tekniği, performansı ve kendini ispatlamanın gururu ile gösterisine son noktayı koyuyordu Jimi. Gitari tüm izleyicilerin önünde alevler içinde kalıyor ve gitarını blues ateşinin emrine sunuyordu. O tek aşkı gitarına kıyıyor fakat blues sevgisinin kolay kolay sönmeyeceğini de ispat ediyordu. Evet dostlarım, bu ateş belki bir gün sönecek ama henüz değil. Çünkü blues sevgisini, tekniğini, ekolunu gelecek nesillere taşıyacak birçok genç bluescu yetişmekte.
Elektronik müzik derlemeleri ile klasik Ortadoğu ritim ve dans müziğine, Solace ’nin 2003 yılında yaptığı “Rhythm Of The Dance” adlı albümüyle bir saatlik yolculuk.
Bugünden sonraki yaşamınızda yer edecek bazı sesler sadece cafrande.org’ta
2001 yılında bir Bulgar World Muzik grubu olarak kurulan Irfan, adını ruhani, mistik bilgi, bilme, anlama, kavrama gücü anlamından alıyor. Zamanın ötesinde şiirsel bir vokal ile genelikle mistik müzik öğleri taşıyan eserlere imza atıyor. Bulgaristan halk müziği geleneğinden beslenen grubun ortaya koyduğu çalışmalarda Balkan, Kafkas, Orta Doğu ve Kuzey Afrika müziğinden açık izler taşıyor, Bizans ve Ortaçağ Avrupa müzik mirasına ise manevi bir bağlılık görülüyor.
Alternatif dinleme linki
Grup vokalleri: Denitza Seraphimova ve Petya Urumova
Irfan – Seraphim Albümdeki Parçalar: 01. Simurgh 02. Invocatio 03. Hagia Sophia 04. Vernal Garden 05. Fei 06. Los Ojos de la Mora 07. Star of the Winds 08. Onvocatio II 09. Return To Outremer
İrfan çeşitli geleneksel ve ortaçağ müzik estrümanları, ud, saz, geniş kullanım için bilinen, viyola da gamba, tamburaya, kaval, duduk, ney, darbouka, daf, bodhran, zarb, riq, santoor vurmalı çalgılar gibi geniş bir alet yelpazesi kullanıyor.
2004 grubun adını taşıyan ilk albümü “Irfan” 2007 yılında “Seraphim” adlı bu albümü, 2009 yılında ise film müzikleri üzerinde çalışma yaptı.
Udi Chris Goodwin ile Soprano Jeni Melia, İngilterenin eski zamanlarında -Elizabeth dönemine ait- yazılan en eski aşk sevgi temalı halk şarkılarının bir kısmını yeniden yaşama kazandırma çaba ile hareket ettiği “The Lost Art of Wooing” albümü Jeni Melia’nın “The Last of Old England” adlı albümünü aşağıdan onine olarak dinleyebilirsiniz.
Udi Chris Goodwin, Jeni Melia’yı ilk karşılaştığı ve ilk dinlediği zaman şimdiye kadar duyduğu en inanılmaz gösterişsiz ve sade bir sese sahip olan Jeni Melia’la bir kayıt yapmak zorunluluğu hissediyor. Sonuçta bu albüm, doğal çevrede, açık bir kayıt tarzı ile kaydediliyor.
The Last of Old England
01-No more shall meads (Nicholas Lanier) (3:52)
02-Thou pretty bird (John Danyel) (1:42)
03-The lowest trees have tops (John Dowland) (2:26)
04-Mrs Nichols almain (John Dowland) (1:38)
05-The dark is my delight (Anon) (1:09)
06-Disdain me still (John Dowland) (4:00)
07-Lady Winkfield’s round (Anon) (2:18)
08-Amarilli mia bella (Giulio Caccini) (2:44)
09-Toccata No 6 in F major (Hieronymus Kapsberger) (3:41)
10-Folle e ben (Tarquinio Merula) (4:14)
11-Lady Laiton’s almain (John Dowland) (4:09)
12-Come away come sweet love (John Dowland) (2:25)
13-A dream (John Dowland) (5:21)
14-Shall I come sweet love to thee (Thomas Campion) (2:11)
15-Away delights (Robert Johnson) (3:25)
16-Lady Carey’s dump (Anon) (3:11)
17-Time stands still (John Dowland) (4:18)
18-Aux plaisirs aux delices (Pierre Guedron) (2:23)
19-My sweetest Lesbia (Thomas Campion) (4:06)
20-The Countess of Pembroke’s Paradise (Anthony Holborne) (1:50)
21-Beauty is but a painted hell (Thomas Campion) (2:02)
22-Mad Bess (Henry Purcell) (4:21)
The Last of Old England/ Yaşlı İngiltere’nin sonu
01-O waly waly ()trad) (3:11)
02-Come again sweet love (Dowland) (2:14)
03-To ask for all thy love (Dowland) (4:07)
04-Arise Arise (trad) (1:59)
05-Have you seen but the white lily: (R Johnson) (1:58)
06-Give beauty all her right (Campion) (2:29)
07-Curranto (anon) (0:55)
08-Oft have I sighed (Campion) (2:42)
09-Green bushes (trad) (3:54)
10-The low low lands of Holland (trad) (3:04)
11-With my love my life was nestled (Morley) (1:46)
12-Blackbirds and thrushes (trad) (1:50)
13-Full fathom five they father lies (R Johnson) (1:26)
14-She moved through the fair (trad) (2:43)
15-Mr. Dowland’s midnight (Dowland) (0:54)
16-O mistress mine (T Morley) (1:09)
17-How now shepherd what means that: (anon) (1:54)
18-What then is love but mourning: (Rosseter) (1:55)
19-Gather your rosebuds (Lawes) (1:14)
20-The seeds of love (trad) (2:48)
21-Fairest isle all isles excelling (Purcell) (2:04)
22-The lark in the morn (trad) (1:21)
23-The oak and the ash (trad) (1:55)
24-Bonny at morn (trad) (1:53)
25-Rest sweet nymphs (Pilkington) (3:42)
26-Gartan mother’s lullaby (trad) (1:36)
Romanlar veya halk arasındaki tabirle Çingeneler Hindistan’ın Pencap-Sind nehir havzası boyunca Pakistan ve Afganistan’ın da içinde bulunduğu bölgelerden 1050 civarında İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmış Hint-Avrupa kökenli halkın adıdır. Roman halkının vatanlarını neden terketmek zorunda kaldıkları bugün bile yanıtsız kalmakla beraber günümüz tarihçileri içerisinde yaygın olarak kabul edilen teori; Mahmut Gazi’nin Sindh ve Penjap’ı işgali sırasında 500.000 Hintliyi esir aldığı bilinmekte olup, Hindistan’ı fetheden Müslümanların, Romanları köle olarak alıp ülkelerine götürülmesi olduğudur.
Günümüzde Romanlar dünyanın dört bir yanına dağılmış olarak yaşarlar. Büyük bölümü Avrupa’nın güney kesiminde toplanmıştır. 19. yy.ın sonlarına doğru Kuzey Amerika’ya da göç etmişlerdir. Ancak büyük bölümü yaşadıkları ülkede değişik adlarla anılsada gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur.
KARIŞIK / ETNİK / ÜLKE MÜZİKLERİ – GELENEKSEL ÇİNGENE MÜZİĞİ
Türü: Ülke Müzikleri Yapımcı: Ares Stüdyo/Konser: Stüdyo
Parça Listesi, Amari Szi Amari – Hungary, Tcai Shukaire – Bulgaria, Poljuscka Polye – Russia, Sutka, Zurna Oro – Macedonia, Bambi Saidi – Egypt, Konfetki Baranoçki – Russia, Ederlezy – Yugoslavia, Amsafar – Romal – Rajasthan, Cristo – Spain, Usti, Usti – Macedonia, BEsena Rovena – Albania. Saeto – Spain, Dvye Gitara – Russia, Keçka Çau Reş e Merke Avdal
Dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biri olan Romanlar Türkiye’de yoğun olarak Trakya’da, Çanakkale, Edirne, Düzce, Tekirdağ ve İstanbul yaşar.
Sanıldığı gibi romanları diğer insanlardan ten rengi, ırksal özellikler ya da dil ayırmaz. Esmer romanlar kadar beyaz tenli ya da sarışın Romanlar da vardır. Farklı ırklara mensup, farklı diller konuşan Roman grupları da vardır. Ama tüm Romanların ortak özelliği atalarının binlerce yıl boyunca göçebe zanaatçılıkla geçinmiş olmalarıdır. Bugün birey olarak bir Roman hangi mesleği yapıyor olursa olsun, insanlığın ilk zamanlarında atalarının göçebe zanaatçı olması onun da Roman toplumuna ait olduğunu gösterir.
Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa Romanlar’ın çok azı günümüzde göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Roman olmayanlarla evlenen Romanlar da vardır. Bazı ülkelerde de yerleşik yaşama zorlanmış, soykırıma uğramışlardır.
Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Romanlar’ın kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte bugün dünyada 3-4 milyon dolayında, Türkiye’de ise 750.000 dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir.
Nisan 1971′de, Romanlar’ın sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmış olup bu kongreye atfen, 1990′dan itibaren 8 nisan Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmaktadır
Dilleri
Romani Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran kolundan olup Sanskritçeyle benzerlikler göstermektedir. Romanlar kendilerine Rom derler. Rom, Çingenece’de (Romani dili) erkek ya da koca anlamına gelir. Bu dilin, eski ve artık ölü bir Hint dili olan Sanskritçeden (diğer Hint dilleri gibi) türediğinden sanılmaktadır. Bununla birlikte sözcük dağarcığında Yunanca, Türkçe ve Farsça sözcükler de vardır. Anayurtlarının Hindistan olduğu sanılmakla birlikte, Romanlarîn kökeni hâlâ tartışma konusudur. Tarihleri ile ilgili kayıt yoktur. Çoğu, yaşadıkları ülkenin dilini konuşur. Romanca ile yaşadıkları yörede konuşulan dilin karışımı bir lehçe konuşanlar da vardır. Örneğin, Fransa’dakilerin bir bölümü ve Almanya’daki Romanlar Romani ve Almanca karışımı bir dil konuşurlar. İngiltere ve Fransa’dakilerin başka bir bölümünün ise İspanyolca ile karışık bir lehçesi vardır. Bundan dolayı Roman Dili konuşulduğu yerlere göre farklılıklar gösterir. yerleşik bölgelerde dili o yöreye göre meğil vermiştir