Cemil Koçgün ve Hakan Aday’ın ortak projesi olan ‘Dersim Halk Aşıkları/Sarraf’ adlı arşiv çalışması 2005 yılında Etno Müzik tarafından yayınlandı. Çalışma, özellikle Fırık Dede, Zeynel Dede ve Sılo Qıc gibi halk ozanlarını gelecek nesillere taşımakla ve onların eserlerini arşivelemekle beraber, Dersim kültüründe önemli bir yeri olan Halk Aşıkları geleceğe taşımakta. Dersim Halk Aşıkları albümü; 2007 yılında 106 yaşında aramızda ayrılan Firik Bava / Seyfi Firik Dede, Silo Qıc, Zeynel Dede, Derviş İsmail, Hozatlı Ahmet Dede Şavaklı Ayşe ve Mithat Dede seslerdirdiği birer deyişten oluşuyor.
Aslika Qadir, Ermenistan’ın, Elegez bölgesinin Axdara köyünde 1945 yılında doğdu. ilkokul eğitimini burada bittirdikten sonra ailesiyle birlikte Erivan’a göç eden Qadir, Ermeni Dili ile Fars Dili ve Edebiyatını okur, Üniversiteyi bitirip Erivan’da ders vermeye başlar. 20-22 yıl ders hocalığının son 6 yılını Ermenistan Kültür Eğitim Bakanlığında uzman olarak çalıştı.
Erivan Radyosundan tüm Kürtlerin evine misafir olan bir sanatçı. “Welatê me Gulîstan e” parçasıyla ünlenen Qadir, Kürtlerin bilinen ve sevilen kadın sanatçılarından biri. Sovyetlerin yıkılmasından sonra güçlenen ırkçı eğilim dolayısıyla Ermenistan’ı terk ederek Avrupa’ya yerleşti.
musicwebtown.com
Egide Cimo Keşfetti
Irakta başlayan Kürt hareketlenmeleri Ermenistan Kürtlerini de etkilemiş. Aslida Qadir haberleri almak, gelişmeleri takip etmek için Erivan Radyosuna ile gittiği üniversite arasında mekik dokur. Bir gün bir ezgi mırıldar radyoda ve Egîdê Cimo sesini duyar. Duyar duymaz, “Sesin çok güzel ve bizden saklıyorsun. Gel okuman için sana ezgi vereceğim” der. Onun için artık müzikal yaşama adım atma başlamıştır.
İlkin Ermeni şair Sayat Nova’nın “Kemençe” ve “Hetanî hebin” (Var olana dek) adlı iki parçasını okur, ardından gün gelir yine Egîdê Cimo “Tam sana göre” dediği “Welatê me Gulîstan e” parçasını verir. Verir vermesine ama Ermenistan Türkiye’yle ilişkisini bozmamak için “Gulîstan” gibi kelimelerin geçtiği parçaların radyoda çalınmasına izin vermez. Parçayı Erivan Radyosunda okuması için izin gerekir ve bir gün o umut ışığı yanar: Bir gün Ermeni ve Kürt ezgilerini derlemek için Moskova’dan bir müzisyen grubu gelir. Egîdê Cimo grubunu toplar, Aslîka Qadir’i de çağırır; “Aslik hazır ol” der. Ermenistan’ın büyük opera salonuna giderler, ilkin Ermeni müzisyenlerin ezgilerini okuyup gitmeleri isterler ve orada “Welatê me Gulîstan e” parçasını okur, kayıtlar Rusya’ya gider. İki ay sonra kayıtlar Merkezden (Moskova) ‘olur’ alıp radyoya döndüğünde artık kimse bir şey diyemez. “Welatê me Gulîstan e” Güney’den gelmiş ama isimsiz bir parça. Asilka Qadir’in sesinden Erivan Radyosundan yankılanan, “bir marş gibi’’ yayıldı ve ünlendi Kürtler arasında.
Kendisi hiç ezgi sözü yazmamış, sadece yorumlamış Erivan Radyosunda. Radyo Qadir gibi birçok Kürt kadın sanatçıya kapılarını açar. Sûsika Simo, Zadîna Şekir, Kûbara Xido, Belga Qado bunlardan bir kaçı. Onlar sesleri, renkleriyle süslerken Kürt illerinden Radyo programının başlaması için zaman iple çekilir.
Sovyetler Yıkılır, Fatura Kürtlere Çıkar
Yıl 1992. Sovyetler yıkılır, Ermenistan’daki Kürtler zorluklarla karşı karşıya kalır. Aralarına nifak tohumları ekilir, merkezi hükümetten onlara verilen destek çekilir, halk perişan olur. Böyle bir dönemde Aslîka Qadir de ülkeyi terk eder; Avrupa’ya yerleşir. Gerisini kendisinden dinliyoruz: “Sovyet döneminde biz Kürtler örgütlüydük, Ermeniler bize bir şey diyemiyorlardı. Sovyet döneminde etnik gruplara karşı iyiydiler. Sovyetler dağıldıktan sonra çoluk çocuk iktidara geldi, bilginleri geri çekildiler. Biz Kürtlerin arasına nifak koydular. İlkin Müslüman Kürtleri kovdular, sonra sıra yezidi Kürtlere geldi. Adamlarımızdan Seide İbo’yu öldürdüler, birçok kişiyi öldürdüler. Ermenistan hükümeti bunu biliyor. Ben ile Ermenistan Başbakanı olan Levon Ter Petrosyan 5 yıl aynı sınıfta okuduk. Ben Ermeni dilini, o Arap dilini okuyordu. O Başbakan olduğunda ‘Biz büyük başarı kazandık. 75 yılda yapamadığımızı şimdi yaptık. Diğer halkları içimizden silip süpürdük’ dedi. O, kendi halkını diğer halklara karşı kışkırtıyordu.”
Kuruyan Dengbejlik Çeşmesi
Sovyetler döneminde sayısız dengbêj çıkar, ama Sovyetlerin yıkılışından sonra dengbêjler çeşmesi kurur, yeni nesil yetişmez. Nedenini soruyoruz, “İlginç bir soru” diyor ve devam ediyor; “Eskiden olduğu kadar şimdi imkanlar yok. Eskiden bir buçuk saat bize ayırıyorlardı radyo da, Ermeniler bize yardım ediyordu. Şimdi hepsi milliyetçi olmuş, Kürtlere yardım etmiyorlar. Şimdi sadece yarım saat zaman ayırıyorlar. Yarım saatlik yayında ne yapabilirsin ki? İkincisi ise onların grupları artık bize yardım etmek istemiyorlar. Önce onların en ünlü müzisyenleri gelip bizim parçaları seslendiriyorlardı. Şimdi söylesen bile hiç gelmezler. Finans yönünden de Kürtler iyi değil. Perişanlar. Çoğu oradan kaçtı. Yarısı Kirasnadar’a, yarısı Avrupa’ya, kaçtı, azı kaldı orda. Şimdi ilgilenecek kimse kalmadı.”
AYŞE ŞAN’LAR DEVRİMCİYDİ
“Eskiden Ayşe Şan vardı, Meryemxan, klasik müzik yapan çok kişi vardı, Mihmemed diyeyim Mihemed Şêxo vardı, Erivan Radyosunun sanatçıları, Şêroyê Biro, zurnacı Xelîlê Evdile, Egîdê Cimo var, bunlar nasıl çıktılar? Çünkü onlar kendi müziklerinden uzaklaşmadılar” diyor Qadir. Müziğin modernleştirilmesinin doğru olduğunu dile getiren Qadir,“Senin müziğinde ulusal kök, ulusal tat olmalı. Şimdi bazıları Türkçe, Arapçayı müziklerine katıyorlar, ben bunu hiç kabul etmem” şeklinde konuşuyor.
Bir yandan Qadir’in, radyodan sesleri yankılanır, kulakların pası silinir ama diğer yandan toplum onları kabul etmez. ‘Bakın filan kesin kızı kaçmış’ gibi birçok şey söyler. Aslîka Qadir bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Ayşe Şan, Meryemxan, Sûsîka Sûsika Simo onlar devrimciydiler. Çünkü onlar toplumun önündeydiler. Ayşe Şan, Meryemxan için hiç kolay değildi, toplum onları kabul etmiyordu, çünkü onlar çok öndeydiler. Biz onları unutmuyoruz, onları ezgilerini hala söylüyoruz. Ama şimdi ezgilere bak. Bir kere dinliyoruz, ikincisinde artık dinlemiyoruz.”
Aslîka Qadir hunermernda kurd e.
Aslîka Qadir sala 1945an li gundê navça Axbaranê yê Elegezê (piştra ev gund ket nava sînorên navçên Elegezê, Aragasê û Aragasotinê) ji dayka xwe bûye. Piştî temamkirina dibistana gundê xwe ew salên 1963-1968an di fakûlteta Rojhilatzaniyê da ya Zanîngeha Yêrêvanê da perwerdebûna xwe bi cî tîne û gava perwerde, xwendina bilind distîne dibistaneke Yêrêvanê da dibe mamosta ziman û edebiyeta Ermenî û li vir digihîje posteke bilind û bi rûmet ya serwera beşa perwerdê. Piştî çend salan Aslîka qadir Wezareta Ermenistanê ya Ronkayê (perwerdê) da dibe mêdodîst (pispora karê mamostatiyê).
Çawa piştî hilweşana Yekîtiya Sovyêtiyê li Ermenistanê nijadperestan serî hildan û xwestin bi şikênandina ronakbîrên Kurd, ku yekîtiya miletê Kurd diparastin, dutîretiyê bixin nava olka Kurdên Ermenistanê ser bingeha cihêtiya olê Aslîka Qadir wek mêrekî çarquçikî piştgiriya hogirên xwe-ronakbîran kir û rê neda, ku kitêbên fêran wek yê bi navê “Zimanê êzdîkî” bên weşandinê. Aslîka Qadir mecbûr ma dawiya salên 90î ji Ermenistanê derkeve û li welatekî Ewropayê bi cî bibe.
- 25 Eylül 1941′de Amedîye şehrinde dünyaya gelen sanatçı, ilk müzik eğitimini babası Taha Mihemed’ten aldı. Mihemed Arif Cizrewî gibi Kürt sanatçılarının etkisinde kalan çocukluğu müzik uğraşı ve derlemelerle geçti. Öğretmen olan babasının görevinden dolayı çocukluğu ilk gençliği bir çok şehirlerinde geçen Taha, liseyi Musul’da bitirdi.
17 yaşındayken Bağdat Radyosu’nun elemelerinde başarılı oldu ve 1958′de Bağdat Radyosu’nun Kürtçe bölümünde seslendirdiği bestesi kendisine ait “Eşkere Nakim” adlı stran’la profesyonel sanat yaşamına adım attı.
1960 yılında Maxmal Sanat Enstitüsü’nün tiyatro bölümünde müzik öğretmeni olarak çalışmaya başlayan Taha, 11 Eylül 1961 tarihinde görevinden ayrılarak Bağdat’tan Zaxo’ya gitti ve Baas rejimine karşı savaşmak amacıyla Molla Mustafa Barzanî önderliğindeki peşmerge saflarına katıldı. 1963 yılında 12 arkadaşıyla birlikte esir alınarak cezaevine konundu. İki yıldan fazla hapis kaldı ve ağır işkencelerden geçirildi. Hapisteyken bestelediği stranlar ile adından çokca sözettiren ve halkın sevgisini kazanan Tahsin Taha, uzun bir dönem dillerden düşmeyen “Detin Bahar” adlı stranla özgürlüğe olan özlemeni dile getirdi. Hapisten çıktıktan sonra bir süre Amedîye’ye yerleşti ve burada müzik dersleri verdi.
1970 yılında Bağdat’a tekrar giden sanatçı, 1974′te evlendi. Dört çocuk sahibi olan sanatçı 90′lı yıllara kadar yoğun bir şekilde müzikle ilgilendi ve öğrenciler yetiştirdi. 13 Mart 1994′te arkadaşı sanatçı Fuad Ehmed ile birlikte Hollanda’ya konser için gitti. Burada aniden rahatsızlaşan Tahsin Taha kanser teşhisi konduktan kısa bir süre sonra 28 Mayıs 1995′te hayata veda etti.
Tahsin Taha, Eyşe Şan, Seîd Gabarî, Gulbihar, Salim Helebî, Erdewan Zaxoyî, Elbirt Nayîl ve daha bir çok Kürt sanatçıyla birlikte hareket eder, birlikte söyler, ismi yayılır, artık her yerde bilinen, sevilen sanatçıdır. Stranlarında yurtseverliği, aşkı, sevgiyi anlatır. 1975 yılında Mele Mustafa Barzani hareketi yenildiğinde “Ey Felek” parçasını yazarak duygularını anlatır.
Ölümüne kadar Gula Min Werîya, Bi Tinê, Çav Belek, Amêdîkê Bilind e, Bûka Behdîna, Rabe Cotyar, Dilêrên Welatî, Dîlberê, Evindar im, Bêrîvanê, Xalxalokê, Şekir Barî, Erê an ne, Pismamo, Cîranê, Eman eman, Aso, Rewşena malê, Xwîna dilan, Derdo, Were Canê, Yarî Dilo, Wele şî nakim, Min bidinê gibi onlarca parçayı seslendiren Taha, toplam 8 albüm çıkardı. Bunlardan ikisi “Rabe Cotyar” ve “Aso” ismiyle Türkiye’de Kom Müzik “Arşiv” serisinde yayımlandı.
ÎBRAHİM ROJHİLAT:
Tahsin Taha’nın hem sanatsal kişiliği, hem Kürt olması bizim için çok önemli, çok değerli bir şahsiyet. Ben Tahsin Taha’nın çok eski şarkılarını dinlediğimde Kürt müziğinin otantik yapısını, gerçekliğini, sanatsal yapısını, toplumsal özelliklerini görebiliyorum. O çok güzel icra etmiş müziği. Yaşamış coğrafyadan kaynaklı onda özellikle Arap kültürünün biraz yansımasını görebiliyoruz. Elinde olmadan kullandığı müzikal alt yapı, belki başkası yapmış o altyapıyı ama etki var. Ancak benim için yorumu esastır. Tahsin Taha’nın yorumuna baktığında gerçekten Kürdi bir yorum var. Onun ürettiği besteler, ezgiler, duyguları ve hisleri onun yorumuna eklediğinde insan onun o güzel özelliklerini çok rahatlıkla görebilir.
Ben Zaxo’ya da gittim, Zaxo’da çok bilinen, tanına ve sevilen bir müzisyen. Onun gittiği evlere de gittim, Zaxo’nun coğrafik özellikleri onun kişiliğine de yansımış. Onun dışında şunu diyebilirim: O Kürt müzisyenleri içinde çok mütevazı kişiliğe sahip, bunu sahne duruşunda, söylediği şarkılarda, mimiklerinde görebiliriz. Çok mütevazı, duygusal ve gerçekten çok içten bir kişiliğe sahip.
Ondaki gırtlak yapısı bir çok sanatçıda olmayan bir gırtlak. Tahsin Taha’yı Tahsin Taha yapan gırtlak özelliğidir. Günümüze çok doğru, eskimeyen eserler bıraktı. Bunlar içinde “Bêrîvanê” parçası çok özel ve yurtsever özellikleri içinde barındıran şarkıdır. O Kürt kültürüne, edebiyatına çok şey kazandıran bir şahsiyettir.
ALİ GEÇİMLİ (Agirê Jiyan):
Müziğe başlayan her Kürt için Tahsin Taha ilk başta örnek alınabilecek bir sanatçıydı. Çünkü hemen hepimiz Tahsin Taha’nın şarkılarıyla büyüdük. Genç yaşımıza rağmen eskiden hep dinlerdik. Tahsin Taha’nın Kürtlerin dört parçasına da katkısı olmuştur. Tahsin Taha’nın parçaları okunup söylenmiş, ondan dolayı müziğe büyük emeği olmuş, onu bilmeyen, tanımayan yoktur. Tahsin Taha o güzel, akıcı sesiyle Kürt müziğinin tarihi içinde kendi yerini almıştır. İster istemez 7’den 70’e Kürt bireylerinin kulağında sesi yer edinmiştir. Tahsin Taha’yı anarken, onun Kürt müziğine, dünya müziğine kattıklarını ortaya koymak gerekiyor.
Onun eserleri hala da söyleniliyor. Onun yarattığı eserler torunluk eserler, yani bugün dinlenilir, yarın yine dinlenilir. Belki farklı tarzlarda, stillerde dinlenilir ama Tahsin Taha’nın şarkıları her zaman dinlenilir. Kürt müziğine damgasını vurmuş biridir.
BÜLENT TURAN:
Ben ilk kez Tahsin Taha’yı Bağdat Radyosundan dinledim ve şimdiye kadar onun ezgileriyle tanıdım, sevdim. O Kürt kültürü ve sanatı için çok önemli bir örnektir. Kürt müziğini modernleştirmede de o öncüdür.
Biz Kürt müziği üzerine konuştuğumuzda ilk aklımıza Tahsin Taha ve onun gibiler aklımıza geliyorlar. Çünkü o Kürt müziği üzerine büyük bir etki bırakmış. Bugün de hala bir çok sanatçı onun izinden gidiyor. Bende onun takipçilerindenim. Benim hayatımda Tahsin Taha’nın önemli bir yeri var. Beni çok etkilemiştir.
YEQİN H. (Mahabad Müzik Topluluğu):
Tahsin Taha yenilgiye uğramış sanat tarihimize derman olmuş biridir. O önemli bir fenomendir, onun eserleri, mirası gözler önündedir. O sadece bir müzisyen değil, aynı zamanda bir sanatçıdır da… Onun eserleri bir disiplin sahibidirler ve güzel bir müzikalitenin kokusunu veriyorlar. 20. yüzyılın acımasız şartları içinde üretici, çalışkan biriydi. Bununla yetinmemiş bilimle bir mantık ortaya koymuş, sanat bölümünde mezun öğrenciler yetiştirmiş ve bu değişik roller üstlenmiş. Benim anlayabildiğim kadarıyla şunu söyleyebilirim; Bize modern bir miras bırakmış. Ama maalesef yeni nesil bu mirası hala iyi anlayabilmiş değil.
BRADER MUSİKİ:
1992 yılında rahmetliyi İsveç’te tanıdım. Sonra Hollanda’da görüştük. Dostluğumuz hep devam etti. “Darvano” albümümdeki ‘Darvaniyo’ parçasını o bana verdi. O büyük öğretmen, alçak gönüllüydü. Çok kibar biri, isminden daha büyük biriydi. Tahsin Taha kendi başına bir ekoldu. O’nun isteği üzerine ünlü Kürt kemancısı Dilşad Seid gidip keman çalmayı öğrendi. Tahsi Taha’nın sesi hiçbir zaman eskimez, insan ne kadar dinlerse o kadar sever.
Kürt dengbejlik geleneğinin ünlü ustalarından Karabet ê Xaço (Garabet Haçadruyan) da, tüm ailesini 1915 soykırımında yitirmiş bir Ermeni yetimidir, bir soykırım mağdurudur. 1902 yılında Xerzan’da doğan Karapetê Xaço, Sultan II. Abdulhamid, Ermeni, Yezidi ve Asurlara yönelik katliam fermanını uygulamaya koyduğunda yedi yaşındadır. Köy yakmalar, toplu katliamlar ve tecridin günlük yaşamın bir parçası olduğu o günler için Xaço, “Hamidiye askerlerine her yerde ölüm melekleri de eşlik ediyordu.
Ana evladına sahip çıkamıyordu. Hepimiz kıyamet gününün geldiğini düşünüyorduk.” diyor. 5 kişilik ailesini kaybettiği 1915 yılının 1 Mayıs gününü ise şöyle anlatıyor..
musicwebtown.com
“Önce köpeklerin sesini, sonra da kapı sesini duyduk. Tahta kapımıza çok sert vuruyorlardı. Kapıyı açmak için ben gittim. Silahlı üç adam dışarıda duruyorlardı. Kürtçe konuşuyorlardı. Herkesi, köyün aşağısındaki dere kenarına götürdüler. Oraya başka Ermenileri de getirmişler. Hiç vakit kaybetmeden önce erkekleri, sonra kadınları öldürdüler. Sonunda bir parça insaf vicdanlarına girdi ki, bizi bıraktılar. ’Sakın kimse evine geri dönmesin!’ diyerek de çocukları uyardılar.”
Karabetê Xaço ve kardeşleri bir süre Kürt köylerinde dilencilik yaparak karınlarını doyurdular. Hiç kimseye de Ermeni olduklarını söylemediler. Kürtçe bilmeleri onların kendilerini gizlemelerine yardımcı olmuştu. Karabet ê Xaço ve kardeşleri birlikte köy köy dolaşıp, tutunacak bir dal ararken farkına varmadan ilk stranlarını da öğrenmeye, yollarda söylemeye başladı. Kız kardeşi on iki yaşındayken, bir köylüyle evlenince o da o köyde çobanlık yapmaya başladı (Filitê Quto’nun köyü) ve birçok dengbêj, masalcı, güzel sesli dervişle karşılaştı.
Uzun kış gecelerinde, köy meclislerinde dengbêjlerin şevberklerine katıldı. Zamanla onun sesinin güzelliği fark edilince, o da köy meclislerinde stran söylemeye başladı. Ve kısa zamanda Xerzan köylerinde genç dengbêjin şöhreti yayıldı. Bir süre sonra, onu da bölgede düğünlere çağırdılar: “dengbêjliğe başladığım zaman artık gizli gizli ağlamayı bıraktım. Aç kaldığımda, birisi bana haksızlık yaptığı zaman, hatta erkek kardeşim on yaşında hastalıktan ölünce sadece stran söyledim“ diyor Xaço.
Sürgün ve katliamlar coğrafyasının kaderi Karapetin yakısını orada da bırakmadı. Şeyh Said isyanını ardından, sürgün ve katliama uğratılan Kürt aşiretleri ile birlikte Güneye göçetmek zorunda kaldı. Tekrar geriye dönmeleri için izin çıktığında ise nüfus kağıdı olmadığı için Qamışlı’da kalmak zorunda kaldı. O zamanlar Suriye Fransızların elindeydi. Yapılacak iş de olmadığı için de genç Karapet Fransız ordusuna katıldı ve tam 15 ay, 3 ay Kamuşlo, Derozor, Haseki gibi yerlerde Fransız ordusuna hizmet etti. Kendi anlatımına göre Komutanların hizmetçiliğini yapıyor, Onlara kahve yapıyor, ayakkabılarını siliyor, elbiselerini yıkayıp ütülüyor, böylece evinin geçimini sağlıyordu.
2. Dünya savaşı sona erdiğinde barış yapılır ve Fransızlar ülkelerine dönerken, orduda hizmet verenlere, Fransa’ya birlikte dönme hakkı tanıdıklarını açıkladılar. Fransa’ya gelmek istemeyenler de Suriye’de kalabilir veya istedikleri yere gidebilirler dediler. Qarapetê Xaço ise “ülkesine yani Hayasdan’a gitmek istediğini” söyler. Xaço böylece, 15 yıl hizmetlerinin karşılığı olarak Fransız delegasyonunun aracılığıyla eşiyle birlikte Sovyet Ermenistan’a gönderilmiş olur. Kendi anlatımına göre Binbir zorlukla 1946’da Ermenistan’a ulaşabilir.
1950 yılında Erivan Radyosunun Kürtçe bölümüne katılır. Fakat Qarapet’i orada ilginç bir sürpriz beklemektedir. Radyo yöneticileri söylediği klamların ağalar, beyler ve allah üzerine söylendiği için, Sovyet sisteminde bunun yasak olduğunu söylemektedirler. “Ağaların, beylerin üzerine değilse peki ne üzerine klam söyleyeceğim, kızlar üzerine mi?” diye sorar Xaço, “hem bizdeki ağalık, toprağın zenginliğin üzerine değil, yiğitliğin, cengaverliğin üzerinedir” der. O zaman hareketli ezgiler, oyun havaları oku derler. Qarapet buna da şaşırır: “Erkek adam nasıl oyun havası söyler?” Derken ara yol bulunur, Qarapet ne biliyorsa, nasıl istiyorsa onu söyler, Radyo da sansürden ne kopardıysa onu yayınlar…
50 yıldır da onun sesi bu radyodan, daha sonra kasetlerinden tüm dünyadaki Kürtlerin yüreğine seslendi.
Qarapetê Xaço, Ermeni ve Kürt uluslarının birbiriyle kesişen, çatışan yazgılarının bir sembolu, ortak duyarlılıklarının bir sesiydi. 5 çocuk, 15 torun sahibi bu asırlık çınar göçtüğünde arkasında binlerce kılama sığmayan bir hoş seda, büyük bir kültürel miras bıraktı bizlere.
Kürt ve Ermeni halklarının bu ortak değerinin Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.
——————————————————————————–
ESERLERİ:
Göz yaşları altında toprağa verilen Karapetê Xaço, ardından binlerce kilam ve çok sayıda Kürtçe kaset bıraktı.
1-Eyşana Elî
2-Zembîlfiroş
3-Genc Xelîl
4-Xumxumê
5-Hesenîko
6-Lê dihol e
7-Bişêriyo
8-Lê lê Edûlê
9-Xezal
10-Filîtê Qutu
11-Silêmanê Mistî
12-De Xalo
13-Mîrzikê Zaza
14-Lawikê Metînî(dayîkê)
15-Evdalê Zeynê
16-Hey babikê
17-Nûrê
18-Ay lo Mîro
19-Mîro wayê
20-Derwêşê Evdî
21-Yane yane
22-Lo dilo
23-Diyarbekir
24-Lê Canê
25-Saliho û Nûrê
Recep MARAŞLI’nın “Kürt ve Ermeni duyarlılığının ortak sesi” başlıklı yazısından derlenmiştir.
Uzun bir süredir teknik sebeplerden dolayı dinlenilmeyen şarkıları yeniden yükledik Mikail Aslan’ın son albümü ‘Zernkut’a iki ezgisini seslendirdiği Rençber Aziz, 1955 yılında Bingöl Merkez’e bağlı Wusfan (Akpınar) köyünde dünyaya gelir. 1956 yılında 1 yaşında hastalık sebebiyle gözlerini kaybeder. Ancak fiziksel engeller ve yaşam şartlarının zorlularına rağmen müziğe olan ilgisinden vazgeçmez. Bununla da yetinmeyip toplumsal olaylara karşı tavır alır, halktan yana taraf tutar. Sosyalist dünya görüşünü benimser. Besteleri ve müziği ile toplumu aydınlatmaya çalışır.
Doğal olarak bir süre sonra müziği yasaklanır, sözleri/söylemleri ve müziği engellenmeye çalışılarak hapse atılır. Bunun üzerine ülkeden ayrılmak zorunda kalan Rencber Aziz’in toplum içinde etkisi içten içe büyür. 32 yaşında şüpheli bir ölümle aramızdan ayrılan sanatçının kendi vasiyeti üzerine mezartaşına “Ey yolcu dur! 32 sene aydınlığın yüzünü görmedim. Aydınlığın değerini bil” yazısını yazdırtarak son mesajını verdirir.
Hayat hikayesine kaldığımız yerden devam edersek; Rencber Aziz Gözlerini kaybedince aynı yıl içerisinde ailesi ile birlikte Wusfan’dan Bingöl Dereikasaran Mahallesine taşınarak burada yaşamaya başlar. Çocukluk yıllarını ağabeyi ve kardeşlerinin yardımlarıyla geçirir.
Rivayetlere göre; müziğe olan ilgisini çevre köylerdeki akrabalarını ziyarete gittiğinde köydeki ağaçların en üst dallarına çıkıp, kasideler ve Bingöl’de yaşanmış acı olaylar üzerine kendisinin derlediği ağıtları söyerek, daha sonra 12-13 yaşlarında gözleri görmediği halde tenekeden basit bir plak iğnesi yaparak ortaya koyar.
1968 yılında ailesinin yönlendirmesi ve topluma faydalı bir birey olma düşüncesi ile medrese eğitimine başlar ve kısa bir sürede Hafız’ül Kuran olur. 1971 Bingöl depreminde yüzünü hiç görmediği annesini kaybeder. Bir yıl sonra da İstanbul Çemberlitaş Mevlithan Mektebine gider. Aynı yıllarda Köylüler cemiyetiyle tanışır. Köylülere ait özürlüler okuluna giderek -1825 Yılında Fransız Luis Braille tarafından bulunan- temelde altı noktadan meydana gelen Körler Alfabesi (Braille) ile okuma – yazma öğrenir. Daktilo yazmaya başlar. İçinde gem vuramadağı duyguları onu müziğe yönlendirir. Üstün meziyetleri ile kısa bir sürede bağlama çalmasını öğrenir. Altı nokta körler cemiyetindeki müzisyenlerle birlikte turnelere katılır.
Aziz türküleri, dönemin ilericileri çalışmalarıyla, Kenan Evren’in cunta anayasına halkın hayır yönünde oy vermesini sağladı. Türkiye’de darbe anayasasını kabul etmeyen tek şehir olarak Bingöl, bütün bedelleriyle beraber tarihe onurlu bir iz bıraktı.
İstanbul’un çeşitli yerlerinde halka açık mekanlarda programlara katılarak müzik eğitimini ilerletir. Toplumsal sorunlara karşı oldukça hassas olan Aziz 1977 yılında kendi bestelerini yaparak topluma müzikle mesajlar vermeye başlar. Fakat söylemleri ve müziği bir takım güçler tarafından engellenmeye çalışılır ve siyasi propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanarak hapse atılır. Yedi ay cezaevinde kaldıktan sonra 1978 yılının ilk ayında tahliye edilerek Bingöl’e döner. Bingöl’de bir kaç ay kaldıktan sonra dönemin siyasi yoğunluğu ve Aziz’in devam eden mahkemesi onu başka göçe zorlamıştır. Böylece Aziz’in hayatında, yine o topraklarda kapanacak yeni bir sayfa açılır. Almanya artık Rençber’dir 1978 tarihinde Almanya’ya gider ve siyasi iltica talebinde bulunarak Almanya’da vatandaşlık hakkı elde eder.
Almanya yıllarında da toplumsal sorunları dile getiren müzikal çalışmalarda bulunan Aziz; Zazaca, Kurmancca ve Türkçe eserlerden oluşan “Hasreta Azadi/ Özgürlük Özlemi” isimli ilk albümünü çıkarır. Ayrıca Aziz, kendi imkanlarıyla sayısız amatör kayıt yapar. Eserleri yasak kabul edilip engellendiği için çalışmaları teyplerde amatör şartlarda el altından kopyalanarak çoğaltılır. Eserlerinde, toplumdaki sosyal-siyasal sorunları irdelemiş, Aşk, hasret, yurtseverlik gibi pek çok konuyu anlatmış toplumcu-gerçekçi bir halk aydını olan Aziz 1988 tarihinde Almanya’nın Hannover kentinde yüksek bir binadan sebebi bulun(a)mayan şüpheli bir şekilde düşüp yaşama veda eder. Siyasi tavrından ötürü cinayete kurban gittiği en güçlü kanıdır. Aziz’in ölümünün arkasındaki sır perdesi hala aralanamamıştır. Arkasında kalıcı müzik eserleri bırakan Rençber Aziz, 1988 tarihinde Bingöl’ün Wusfan ( Aşağı Akpınar) köyünün Eskiköy mezrasında aile kabristanına defin edilir.
1931 yılında Bingöl’de doğan Mehmed Kaygalak gündelik yaşamında Zazaki konuşmasına karşın, Kurmanci lehçesiyle stranlar söylüyor. 1998 Aralık ayında oğlu Metin, arkadaşı Tuncay Akdoğan’ın (Grup Yorum, Grup Kızılırmak ve Serüvenciler’in kurularından) yardımıyla, onu Harbiye’de bir kayıt stüdyosuna sokarak, ilk defa profesyonel ortamda bir kayıt gerçekleştirmeye ikna ettiler. Kürtçe söylediği gibi Türkçe Alevi deyişleri de söyleyen Mehmed Kaygalak, kendisine “neden Zazakî değil de Kurmancî söylüyorsunuz” diye sorduğumuzda, “Kurmancînin bir aşk dili” olduğunu söyleyerek cevaplıyor bizi.
Bugün 77 yaşında, hâlâ Kürtçe şarkılar, Türkçe deyişler söylemeye devam ediyor… O, hâlâ oğlunun aracılığıyla, 2004 yılında kaybettiğimiz merhum Tuncay Akdoğan’a selam göndermeye devam ediyor.
Mihemed Arifê Cizrawî 1912 yılında Cizre- Botan ‘da dünyaya gelen Mihemed Arifê Cizrawî Şeyh Sait (Şêx Seîd) ayaklanmasından sonra ayaklanmayı destekleyen eski Şuray-ı devlet reislerinden Kürt Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul’da tutuklanarak yargılanmak üzere aynı zamanda Diyarbakır’a getirilir. Yargılanma sonucunda Cizrawi zindana atılırken Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı idam edilirler. (27 Mayıs 1925). İran’a geçmeye hazırlanan ayaklanma önderleri Boğlan’da (Solhan) sıkıştırır. Şeyh Şerif ve yanındaki bazı aşiret reisleri Palu’da yakalanırken, Şeyh Said’de Varto yakınlarında yakın bir akrabasının ihbarı üzerine Carpuh Köprüsü’nde tutuklanır. [Civrawi'yi aşağıdan dinleyebilirsiniz]
Diyarbakır’daki Şark İstiklal Mahkemesi kısa süren bir yargılamadan sonra Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verilir (28 Haziran). Cezalar, başta Şeyh Said olmak üzere, ertesi gün infaz edilir. Cezasını çekip zindandan çıktıktan sonra iki çocuk babası olan Mihemd Arifê Cizrawî 1939 yılında Radyo için ilk Kürt kadın sanatcı Meryem Xan’la stranlar söyler. 1986 yıllında 74 yaşında yaşama veda eder.
Geleneksel Kürt müziğinin en önemli kadın ses sanatcıların biri…
1938 yılında Diyarbakır’da başlayan Ayşe (Eyşe) Şan’ın zorluklarla dolu yaşamı, 18 Aralık 1996 tarihinde İzmir’de, kanser hastalığına yakalanmasıyla son buldu. Bir dönem Kürtçe müziğinin efsanevi kadın seslerinden biri olan Ayşe Şan’ın sesinden şarkılar, Kom Müzik tarafından ‘Stranên Bijartî – Seçme Ezgiler’ adıyla albüm olarak 2007 yılında yeniden düzenlendi. Ayşe Şan’ın ezgilerinin derlediği “Stranên Bijartî” albümü, sanatçıyı tekrar sevenleriyle buluşturmakla beraber yeni dinleyiciler kazandıracak bir misyon taşıyor.
Bin-Der tarafından hazırlanan ve Peri Yayınlarından çıkan “Bingöl Dengbêjleri” şimdiye kadar gün yüzüne çıkmayan eski yöre dengbêjleriyle birlikte, genç dengbêjlerinden de örnekler sunuyor. Bölge kültürü ve üzerine kurulduğu sözlü tarihini temel direği olan dengbejlik olduğu göz önüne alınırsa bu anlamda önemli bir eserler olarak kitabı ve DVD’siyle Peri Yayınevi’nden çıkmıştı.
CHREST FOUNDATION’ un desteği ile Bingöl Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Kalkınma Derneği (BİN-DER) tarafından derlenen “Bingöl Dengbêjleri” kitabı ve DVD’si Doğan Karasu, Ahmet Hülaku, Orhan Korkmazcan, Devrim Güleryüz ve Özlem Güngör tarafından hazırlanmış.
Bin-Der Başkanı Doğan Karasu, “Sözlü tarih, masal, hikaye, destan, otantik köy düğünleri, fıkralar, atasözleri, deyimler vb. konuların böylesi bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu” biliyorduk diyerek başlattıkları çalışma için birçok dengbêjle yüz yüze görüşülmüş, ezgileri dinlenilmiş, kameraya kaydedilmiş ve sonunda eser ortaya çıkmış. Kitapta dengbêjlerin hayatı, her dengbêjden bir ya da birkaç klam, klamın sözleri Türkçe ve Kürtçe yer alırken, DVD’de de dengbêjlerin klamları görüntülü sunulmuş.
“Gördüğümüz her dengbêji sade, yalın, samimi, sıcak, güler yüzlü, dolaysız, ruh ve duygu dünyası zengin gördük” diyen Karasu, dengbêjlerin yaşamı, ezgilerine yer verilmeye çalışılmış.
Ahmet Oğuz, Ehmedê Bertî, Siddiqê Bozo, Ayşe Şan, Zozan, Yasemin Boran, Mehmet Çağ, Hacı Mehmet Aran, Ali Dolgun, Ahmet Demirbaş, Hacı Keser Mısır, İbrahim Uçar ve diğerleri gibi 52 dengbêjin yer aldığı kitapta, bir istisna olarak stranbêj olarak bilinen Rênçber Aziz’e de yer verilmiş.
Dewrese Evdi, bundan aşağı yukarı 300 yıl kadar önce Mezopotamya’nın tanık olduğu büyük bir aşk ve yıkımın adı… Bu topraklardan filizlenen büyük duygular ve aşklar kadar katliamların, törelerin ve sosyal trajedilerin destanı Dewrêşê Evdî… Dengbêjlerin yıllar boyunca sınırları aşarak, köy köy, bucak bucak Kürt ve Êzidî coğrafyasını gezerek anlatıp durduğu, yanık gırtlaklar ve ıslak göz çukurlarında demledikleri, dinleyenlerin içinde acılar, tufanlar yaratan Dewrêşê Evdî… İnançların, aşiretlerin ve ulusların, aşkların ve öfkelerin tuzağından geçmiş, efsanelere dönüşmüş, epik anlatımların, masalların diline zenginlik katmış, müziğin ve diğer sanatların çeşmesi olmuş işte bu büyük destan, sözlere yüklü tarihsel bir şölen Dewrêşê Evdî. [D.Evdiyi aşağıdan online dinleyebilirsiniz]