Asıl adı Mihemed Salih Şêxmus olan Mihemed Şêxo 1948 yılında Suriye’deki Kamişlo’nun Gırbanın köyünde yaşama gözlerini açtı. Ekonomik nedenlerinde dolayı babası çalışmak için Başka bir köye (Xecoke) göçerek, toprak sahiplerine gündelik işçi olarak çalışıp yaşamını sürdürdü. Şêxo’nun toplam 11 kız ve erkek kardeşi vardır. O hepsinden büyük olduğu için babasına işlerinde yardımcı oldu. Bu yüzden ancak 1959 yılında okula gidebildi.
1965 yılında Kamişlo’da ortaokula başladı. Kamişlo’da birçok sanatçı tanıdı ve onların etkisinde kaldı. Bunlardan birisi Aramê Tigran’dır. İşte o yıllardan Kürt otantik müziği onun hayallerini süslemeye başladı. Fakat yine ekonomik şartlar onun yakasına yapıştı. Ortaokulun 3. senesinde okulunu terk etmek zorunda kaldı. Ancak bu yıllarda arkadaşlarının sazlarıyla saz çalmayı öğrendi. Bu arada tekrar köyüne döndü ve babasına pamuk toplama, çift sürme ve diğer işlerde yardımcı oldu. Saz çalmak ve stran söylemek yaşadığı toplumda günah olarak görülüyordu. Buna rağmen M. Şêxo ısrarla bu tabuları yıkmaya çalıştı. 1969 yılında bir Bısk (saz) alarak çalıp söylemeye başladı.
1970 yılında Lübnan’a gitti. Lübnan’a gitmesinin başlıca sebebi orada, Suriye’ye oranla müzikte özgür bir ortamın var olmasıydı. Şêxo, Beyrut’ta Müzik Merkez Birliği’nde iki senelik müzik eğitiminden sonra 1972 yılında sanatçı diplomasını aldı. Aynı yıl Lübnan’da “Serkeftin” adında bir müzik grubu kurdu. Bu grup Ramazan Omerî, Mehmud Ezîz, Peruîn ve diğer bir kaç genç sanatçılarından oluşuyordu. Kısa zamanda bu grup Lübnan halkı ve sanatçılarının beğenisini kazandı. En profesyonel Lübnan gruplarından teklifler aldı, fakat o bu teklifleri kabul etmedi. Bu arada kendi köyüne ( Xecokê) geri döndü. Kısa bir süre içerisinde Irak’a geçti. Bağdat’ta yayın yapan Bağdat radyosunun Kürtçe bölümünde onların isteği ve çağrısı üzerine şarkılarını sundu.
Aynı yıl tekrar Suriye’ye döndü. İlk kaseti olan Ay Gewrê’yi çıkardı. Bu arada Suriye yönetimi onu rahat bırakmadı. Nezaret ve zindan onun ikinci evi oldu, fakat Şêxo inancında ısrar etti. Sanatından vazgeçmedi, aksine sanatını geliştirdi. Halka taşırdı. Kürt halkının acısını, özlemini, kederini stranında somutlaştırdı. Suriye Kürtleri’nin sevgilisi konumuna yükseldi. Baskılar artınca tekrar Irak’a gitme zorunluluğunu duydu. Bağdat radyosunun Kürtçe bölümünde şarkıları yayınlanmaya başladı. Artık Güney halkı da onu tanımaya ve sevmeye başladı. Peşmerge güçlerine katıldı. Irak güçleri peşmerge güçlerini bozguna uğratınca, Şêxo’da peşmergelerle İran’a geçti. İran’ın tüm baskılarına, SAWAK’ın tüm tepkilerine rağmen Şêxo, inancından hiç bir şey yitirmedi. Yeni kasetler çıkardı.
Bir stranında “Ey felek/ Bextême hoye/ Em bê dost û bê kesin” dediği için İran yönetimi onu çağırır ve ona, “neden kimsesiziz diyorsun, işte biz kucak açtık ya” der. Şexo onlara, “Eğer bizim kimsemiz olsaydı şimdi size muhtaç olmazdık.” diye yanıt verir.
Mihemed Şêxo, bu senelerde İran’ın Günbetkavus ilçesinde müzik dersi veriyordu. Bunun üzerine Tahran radyosu stranlarını radyoda çalmayı teklif etti ve bunun karşılığında kendisine ev, araba para gibi maddi araçların olduğu rahat bir yaşam vaadinde bulundu. Şexo, “Peki tüm bunlara karşılık benden istediğiniz nedir?” diye sordu. Onlar “Sadece stranlarındaki tüm Kürdistan sözlerini gülistan olarak değiştireceğiz.” dediler. Şexo, “Ben bu söz için bunca zorluğa katlanıyorum, sürgün hayatı yaşıyorum ve siz benden bunu söylememi istiyorsunuz.” der ve onları reddeder.
Bu arada islam rejimine muhalefetten asılacağı için İran’dan Suriye’ye geri döndü. 11 yıllık sürgün hayatı sonrasında gerçekleşen bu dönüşle halk onu omuzlarında taşıdı. Egemen güçlerin buna tahammülü yoktu. Zindana kapatarak onu susturmayı düşünüyorlardı. Fakat o ölümsüz eserlerinden çoğunu zindanda yazdı. Çünkü o halktı, halkın yaşamının bir parçasıydı. Onun özlemi, sevinciydi. Bu yüzden ne o susturuldu, ne halkın sevgisi azaldı. Toplam 14 kaset yaptı. Ani bir hastalıkla üç gün içerisinde 1966 yılında aramızdan ayrıldı.
Onun cenazesinde iki saat içerisinde 70 bin kadar kitle toplandı ve o gün Kamişlo bir daha onun sesiyle uyandı ve tüm Suriye’de yankı yaptı. 70 bin kişinin gözyaşları arasında sesi yükseliyordu.
Gava ez mirim geli zindiya
Min neveşêrin wek we hemîyan
Gora min çêkin li bin sîha çiyan
Kêlên min çekin ji dur keziyan
Hemî adaran hûn min şiyarkin
Da bikime şênî bo me hemiyan
Şexo’nun sanatı estetik açıdan yalın, imgeler bakımından zengindir ve bu zenginlik sanatsal anlatım onun müziğini eskiteceği yerde diriltiyor.
Mihemed Arifê Cizrawî 1912 yılında Cizre- Botan ‘da dünyaya gelen Mihemed Arifê Cizrawî Şeyh Sait (Şêx Seîd) ayaklanmasından sonra ayaklanmayı destekleyen eski Şuray-ı devlet reislerinden Kürt Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul’da tutuklanarak yargılanmak üzere aynı zamanda Diyarbakır’a getirilir. Yargılanma sonucunda Cizrawi zindana atılırken Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı idam edilirler. (27 Mayıs 1925). İran’a geçmeye hazırlanan ayaklanma önderleri Boğlan’da (Solhan) sıkıştırır. Şeyh Şerif ve yanındaki bazı aşiret reisleri Palu’da yakalanırken, Şeyh Said’de Varto yakınlarında yakın bir akrabasının ihbarı üzerine Carpuh Köprüsü’nde tutuklanır. [Civrawi'yi aşağıdan dinleyebilirsiniz]
Diyarbakır’daki Şark İstiklal Mahkemesi kısa süren bir yargılamadan sonra Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verilir (28 Haziran). Cezalar, başta Şeyh Said olmak üzere, ertesi gün infaz edilir. Cezasını çekip zindandan çıktıktan sonra iki çocuk babası olan Mihemd Arifê Cizrawî 1939 yılında Radyo için ilk Kürt kadın sanatcı Meryem Xan’la stranlar söyler. 1986 yıllında 74 yaşında yaşama veda eder.
Cemil Koçgün ve Hakan Aday’ın ortak projesi olan ‘Dersim Halk Aşıkları/Sarraf’ adlı arşiv çalışması 2005 yılında Etno Müzik tarafından yayınlandı. Çalışma, özellikle Fırık Dede, Zeynel Dede ve Sılo Qıc gibi halk ozanlarını gelecek nesillere taşımakla ve onların eserlerini arşivelemekle beraber, Dersim kültüründe önemli bir yeri olan Halk Aşıkları geleceğe taşımakta. Dersim Halk Aşıkları albümü; 2007 yılında 106 yaşında aramızda ayrılan Firik Bava / Seyfi Firik Dede, Silo Qıc, Zeynel Dede, Derviş İsmail, Hozatlı Ahmet Dede Şavaklı Ayşe ve Mithat Dede seslerdirdiği birer deyişten oluşuyor.
Dewrese Evdi, bundan aşağı yukarı 300 yıl kadar önce Mezopotamya’nın tanık olduğu büyük bir aşk ve yıkımın adı… Bu topraklardan filizlenen büyük duygular ve aşklar kadar katliamların, törelerin ve sosyal trajedilerin destanı Dewrêşê Evdî… Dengbêjlerin yıllar boyunca sınırları aşarak, köy köy, bucak bucak Kürt ve Êzidî coğrafyasını gezerek anlatıp durduğu, yanık gırtlaklar ve ıslak göz çukurlarında demledikleri, dinleyenlerin içinde acılar, tufanlar yaratan Dewrêşê Evdî… İnançların, aşiretlerin ve ulusların, aşkların ve öfkelerin tuzağından geçmiş, efsanelere dönüşmüş, epik anlatımların, masalların diline zenginlik katmış, müziğin ve diğer sanatların çeşmesi olmuş işte bu büyük destan, sözlere yüklü tarihsel bir şölen Dewrêşê Evdî. [D.Evdiyi aşağıdan online dinleyebilirsiniz]
Dengbej olarak Şakiro, klasik klam ve stranların geçmiş ve geleceği için derin bir zenginliğe sahip önemli köşe taşlarından biridir. O sadece halk arasında değil bibirini rakip olarak gören dengbejler içerisinde de sevilip saygıya değer görülmüştür. Misal ünlü dengbêjlerinden -aynı zamanda Koma Şîrvan’ın da kurucusu olan- Kazo, ‘Şahê Dengbêjan’ (Dengbêjlerin Şahı) olarak adlandırdığı Şakiro ile yaptığı bir mülakatta: “Yeryüzünde bugüne kadar gelmiş geçmiş dengbêjlerimiz içinde Şakiro ilk sırada yer almazsa, mutlaka ikinci sırada kendisine yer bulur… Bir öğün beraber kaldık ama bu yarım günlük süre zarfında büyük bir ‘awaz’ ile beraber olduğumun farkına vardım. Sıcak kanlı ve hoşsohbet birisi idi. ‘Dîwanbir’ (Geniş oturumları yöneten kişi) olduğundan, bulunduğu bütün topluluk ve divanları idare edip yönetirdi…!” diyerek sevgisini gösteriyor.
Öte taraftan Dengbêj Zahiro ise Şakiro için: “Şakir, dünya tatlısı biriydi. Gözümdü o benim. Diwanxane ve civatların adamı, Sercivat ve Serbêjeydi. Birçok dengbêj gölgesinde kaldığı için onu kıskanırdı. Oysa dostlarını severdi. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Hepimizden daha iyi ve daha dengbêjdi…” diyor
Şakiro sadece Türkiye Kürtleri arasında tanınan bir dengbêj değil, Kürtçe konuşanların olduğu her yerde ‘delalê ber dilan’/Gönüllerin Sultanı sıfatına laik görülmüştü. Mesela İran Kürtleri arasında Şakiro bir efsane olmakla birlikte, yaşamı onlar için farklı kılan önemli bir etkendi. Urmiye’den tutun, Senendec, Mehabad ve Kirmanşah’a kadar, özellikle kırsal kesimlerde insanlar birkaç ‘Soran’ Goran”bêj ile beraber Şakiro ile yatar Şakiro ile kalkardı. Aslen Urmiyeli olan Gazeteci İkram Balekanî, Şakiro’nun İran Kürtleri arasında ne anlama geldiğini şu sözlerle dile getiriyor:
“Her Kürdün evinde mutlaka Şakiro’nun kaseti vardır. Ben bile onun kasetleri ile büyüdüm. O doğudakiler için Kewê Ribat/ Rabat Kekliğiydi. Her ne kadar ünlü dengbêj ‘Xalê Birê’ Urmiyeli idiyse de, Şakiro kadar sevilip sayılmıyordu. Kısaca o, sevdalı gençlerin derdine derman; yaşlılar içinse bir efsaneydi…”
Her ne kadar dengbêjler birbirlerini sevmez ve sürekli birbirlerini karalayan profiller çizse de, doğrusu bu sav Şakiro’ya karşı olan sözlerde geçerliliğini yitiriyor. Buna çarpıcı bir örneği de Garzan’ın güçlü sesi Dengbêj Salihê Qubînê’den verelim:
“Ölümünden sonra klamlar öksüz kaldı. Ondan sonra onun klasında izini takip edecek dengbêjlerin çıkacağına inanmıyorum. klamlarını iki ‘hawîn”‘ (hahî hahîîî) üzerinden söylerdi. Bu tarzda klam söyleyen çok az dengbêj var…”
1996 yılında kılam ve stranlarını geride bırakarak aramızdan ayrılıp gitmeden önce kendisiyle görüşmek isteyen gazeteci Rahmi Batur’un mülakat teklifini reddetmiş, sorularını cevapsız bırakmıştı. Bunun sebebini ise:
“Kürtler, dengbêjlerine sahip çıkmıyor. Bir Veysel (Aşık Veysel) vardı. Ona sahip çıkıldı. Ama bir Reso’muz vardı, hepimizin ustası… Aç öldü..!” diyerek tepkisini dile getirmişti. (K: Salih Kevirbiri)
Şakiro,büyük dengbêj Evdalê Zeynêve Reşo’dan sonra gelen, güzel bir sese sahip olmasından dolayı, halk tarafından ‘Kewê Rıbat’ (Rabat Kekliği) adıyla anıldı. Ünlü bir klasik kürt müziği sanatçısı Şakiro (Şakir Deniz) Kürtçe’nin konuşulduğu bütün bölgelerde tanınmış, büyük dengbêj Reso’nun ‘şagirt’ (öğrenci) olup eğittim almıştır.
Her ne kadar halk arasında Erzurum Karayazılı olarak bilinse de, o aslen Ağrı Patnoslu’dur ve ‘Şakirê Mezin’ ya da babasından dolayı ‘Şakirê Bedîh’ olarak da tanınıyor. (Belki gereksiz bir bilgi ama -meraklısı için- Şarkıcı Özcan Deniz’in amcası olduğunu belirtelim) Bilindiği gibi Dengbêj’ ya da başka bir söyleyişle ‘Goranibêj’lerin Kürt halkı üzerindeki etkisi oldukça büyüktür. Artık bugün yüzlerce aydın ve dil bilimcisi tarafından da dile getirildiği gibi Kürt kültür, edebiyat ve dili dengbêj’lerin sayesinde ayakta kalmış ve yok olmaktan kurtulmuştur. Bu söz avcıları, Mezopotamyanın resmi olmayan halk tarihini, acılarını, aşklarını ve savaşlarını ezberlerinde tutan, bir çeşit canlı tarih ve kültür elçileridir.
Halk Arasında sevilen diğer dengbejler
Evdalê Zeynikê, Karapetê Xaço, Şeroyê Biro, Egîdê Cimo, Feyzoyê Rizo, Reşidê Baso, Egidê Tecîr, Neçoye Cemal, Mecidê Sileman, Susika Simo, Zadina Şekir, Belgia Qadir, Hesen Zîrek, Kawîs Ağa, Tehsîn Teha, Eyaz Zaxoyî, Salih Amedî, Tayar Tofîq, Erdewan Zaxoyî, Ahmad Shamal, Ali Mardan, Şakiro, M.Arif Cizrawî, Mirado, Meryemxan, Eyşe Şan, Reso, Salihê Qubînê, Mahmud Kızıl, Hesen Cizrawî, Cemîlê Horo, Fadilê Kufrawî, Abo, Abdulkadir Kızılkaya, Salihê Şirnexî, Seydayê behra, Hevranê Ereb, Remezanê Ereb, Necmedîno, Nezîro, Mahmudê Hesê, İzzedîno, Hıdıro ve Husênê Omerî, Reşîdo, Ekremo, Şikriyê Fafî, Rifhetê Darî, Kerem ê Kor, Reşid ê Baso, Mehmûd Baran ve Keremo
Aslika Qadir, Ermenistan’ın, Elegez bölgesinin Axdara köyünde 1945 yılında doğdu. ilkokul eğitimini burada bittirdikten sonra ailesiyle birlikte Erivan’a göç eden Qadir, Ermeni Dili ile Fars Dili ve Edebiyatını okur, Üniversiteyi bitirip Erivan’da ders vermeye başlar. 20-22 yıl ders hocalığının son 6 yılını Ermenistan Kültür Eğitim Bakanlığında uzman olarak çalıştı.
Erivan Radyosundan tüm Kürtlerin evine misafir olan bir sanatçı. “Welatê me Gulîstan e” parçasıyla ünlenen Qadir, Kürtlerin bilinen ve sevilen kadın sanatçılarından biri. Sovyetlerin yıkılmasından sonra güçlenen ırkçı eğilim dolayısıyla Ermenistan’ı terk ederek Avrupa’ya yerleşti.
musicwebtown.com
Egide Cimo Keşfetti
Irakta başlayan Kürt hareketlenmeleri Ermenistan Kürtlerini de etkilemiş. Aslida Qadir haberleri almak, gelişmeleri takip etmek için Erivan Radyosuna ile gittiği üniversite arasında mekik dokur. Bir gün bir ezgi mırıldar radyoda ve Egîdê Cimo sesini duyar. Duyar duymaz, “Sesin çok güzel ve bizden saklıyorsun. Gel okuman için sana ezgi vereceğim” der. Onun için artık müzikal yaşama adım atma başlamıştır.
İlkin Ermeni şair Sayat Nova’nın “Kemençe” ve “Hetanî hebin” (Var olana dek) adlı iki parçasını okur, ardından gün gelir yine Egîdê Cimo “Tam sana göre” dediği “Welatê me Gulîstan e” parçasını verir. Verir vermesine ama Ermenistan Türkiye’yle ilişkisini bozmamak için “Gulîstan” gibi kelimelerin geçtiği parçaların radyoda çalınmasına izin vermez. Parçayı Erivan Radyosunda okuması için izin gerekir ve bir gün o umut ışığı yanar: Bir gün Ermeni ve Kürt ezgilerini derlemek için Moskova’dan bir müzisyen grubu gelir. Egîdê Cimo grubunu toplar, Aslîka Qadir’i de çağırır; “Aslik hazır ol” der. Ermenistan’ın büyük opera salonuna giderler, ilkin Ermeni müzisyenlerin ezgilerini okuyup gitmeleri isterler ve orada “Welatê me Gulîstan e” parçasını okur, kayıtlar Rusya’ya gider. İki ay sonra kayıtlar Merkezden (Moskova) ‘olur’ alıp radyoya döndüğünde artık kimse bir şey diyemez. “Welatê me Gulîstan e” Güney’den gelmiş ama isimsiz bir parça. Asilka Qadir’in sesinden Erivan Radyosundan yankılanan, “bir marş gibi’’ yayıldı ve ünlendi Kürtler arasında.
Kendisi hiç ezgi sözü yazmamış, sadece yorumlamış Erivan Radyosunda. Radyo Qadir gibi birçok Kürt kadın sanatçıya kapılarını açar. Sûsika Simo, Zadîna Şekir, Kûbara Xido, Belga Qado bunlardan bir kaçı. Onlar sesleri, renkleriyle süslerken Kürt illerinden Radyo programının başlaması için zaman iple çekilir.
Sovyetler Yıkılır, Fatura Kürtlere Çıkar
Yıl 1992. Sovyetler yıkılır, Ermenistan’daki Kürtler zorluklarla karşı karşıya kalır. Aralarına nifak tohumları ekilir, merkezi hükümetten onlara verilen destek çekilir, halk perişan olur. Böyle bir dönemde Aslîka Qadir de ülkeyi terk eder; Avrupa’ya yerleşir. Gerisini kendisinden dinliyoruz: “Sovyet döneminde biz Kürtler örgütlüydük, Ermeniler bize bir şey diyemiyorlardı. Sovyet döneminde etnik gruplara karşı iyiydiler. Sovyetler dağıldıktan sonra çoluk çocuk iktidara geldi, bilginleri geri çekildiler. Biz Kürtlerin arasına nifak koydular. İlkin Müslüman Kürtleri kovdular, sonra sıra yezidi Kürtlere geldi. Adamlarımızdan Seide İbo’yu öldürdüler, birçok kişiyi öldürdüler. Ermenistan hükümeti bunu biliyor. Ben ile Ermenistan Başbakanı olan Levon Ter Petrosyan 5 yıl aynı sınıfta okuduk. Ben Ermeni dilini, o Arap dilini okuyordu. O Başbakan olduğunda ‘Biz büyük başarı kazandık. 75 yılda yapamadığımızı şimdi yaptık. Diğer halkları içimizden silip süpürdük’ dedi. O, kendi halkını diğer halklara karşı kışkırtıyordu.”
Kuruyan Dengbejlik Çeşmesi
Sovyetler döneminde sayısız dengbêj çıkar, ama Sovyetlerin yıkılışından sonra dengbêjler çeşmesi kurur, yeni nesil yetişmez. Nedenini soruyoruz, “İlginç bir soru” diyor ve devam ediyor; “Eskiden olduğu kadar şimdi imkanlar yok. Eskiden bir buçuk saat bize ayırıyorlardı radyo da, Ermeniler bize yardım ediyordu. Şimdi hepsi milliyetçi olmuş, Kürtlere yardım etmiyorlar. Şimdi sadece yarım saat zaman ayırıyorlar. Yarım saatlik yayında ne yapabilirsin ki? İkincisi ise onların grupları artık bize yardım etmek istemiyorlar. Önce onların en ünlü müzisyenleri gelip bizim parçaları seslendiriyorlardı. Şimdi söylesen bile hiç gelmezler. Finans yönünden de Kürtler iyi değil. Perişanlar. Çoğu oradan kaçtı. Yarısı Kirasnadar’a, yarısı Avrupa’ya, kaçtı, azı kaldı orda. Şimdi ilgilenecek kimse kalmadı.”
AYŞE ŞAN’LAR DEVRİMCİYDİ
“Eskiden Ayşe Şan vardı, Meryemxan, klasik müzik yapan çok kişi vardı, Mihmemed diyeyim Mihemed Şêxo vardı, Erivan Radyosunun sanatçıları, Şêroyê Biro, zurnacı Xelîlê Evdile, Egîdê Cimo var, bunlar nasıl çıktılar? Çünkü onlar kendi müziklerinden uzaklaşmadılar” diyor Qadir. Müziğin modernleştirilmesinin doğru olduğunu dile getiren Qadir,“Senin müziğinde ulusal kök, ulusal tat olmalı. Şimdi bazıları Türkçe, Arapçayı müziklerine katıyorlar, ben bunu hiç kabul etmem” şeklinde konuşuyor.
Bir yandan Qadir’in, radyodan sesleri yankılanır, kulakların pası silinir ama diğer yandan toplum onları kabul etmez. ‘Bakın filan kesin kızı kaçmış’ gibi birçok şey söyler. Aslîka Qadir bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Ayşe Şan, Meryemxan, Sûsîka Sûsika Simo onlar devrimciydiler. Çünkü onlar toplumun önündeydiler. Ayşe Şan, Meryemxan için hiç kolay değildi, toplum onları kabul etmiyordu, çünkü onlar çok öndeydiler. Biz onları unutmuyoruz, onları ezgilerini hala söylüyoruz. Ama şimdi ezgilere bak. Bir kere dinliyoruz, ikincisinde artık dinlemiyoruz.”
Aslîka Qadir hunermernda kurd e.
Aslîka Qadir sala 1945an li gundê navça Axbaranê yê Elegezê (piştra ev gund ket nava sînorên navçên Elegezê, Aragasê û Aragasotinê) ji dayka xwe bûye. Piştî temamkirina dibistana gundê xwe ew salên 1963-1968an di fakûlteta Rojhilatzaniyê da ya Zanîngeha Yêrêvanê da perwerdebûna xwe bi cî tîne û gava perwerde, xwendina bilind distîne dibistaneke Yêrêvanê da dibe mamosta ziman û edebiyeta Ermenî û li vir digihîje posteke bilind û bi rûmet ya serwera beşa perwerdê. Piştî çend salan Aslîka qadir Wezareta Ermenistanê ya Ronkayê (perwerdê) da dibe mêdodîst (pispora karê mamostatiyê).
Çawa piştî hilweşana Yekîtiya Sovyêtiyê li Ermenistanê nijadperestan serî hildan û xwestin bi şikênandina ronakbîrên Kurd, ku yekîtiya miletê Kurd diparastin, dutîretiyê bixin nava olka Kurdên Ermenistanê ser bingeha cihêtiya olê Aslîka Qadir wek mêrekî çarquçikî piştgiriya hogirên xwe-ronakbîran kir û rê neda, ku kitêbên fêran wek yê bi navê “Zimanê êzdîkî” bên weşandinê. Aslîka Qadir mecbûr ma dawiya salên 90î ji Ermenistanê derkeve û li welatekî Ewropayê bi cî bibe.
- 25 Eylül 1941′de Amedîye şehrinde dünyaya gelen sanatçı, ilk müzik eğitimini babası Taha Mihemed’ten aldı. Mihemed Arif Cizrewî gibi Kürt sanatçılarının etkisinde kalan çocukluğu müzik uğraşı ve derlemelerle geçti. Öğretmen olan babasının görevinden dolayı çocukluğu ilk gençliği bir çok şehirlerinde geçen Taha, liseyi Musul’da bitirdi.
17 yaşındayken Bağdat Radyosu’nun elemelerinde başarılı oldu ve 1958′de Bağdat Radyosu’nun Kürtçe bölümünde seslendirdiği bestesi kendisine ait “Eşkere Nakim” adlı stran’la profesyonel sanat yaşamına adım attı.
1960 yılında Maxmal Sanat Enstitüsü’nün tiyatro bölümünde müzik öğretmeni olarak çalışmaya başlayan Taha, 11 Eylül 1961 tarihinde görevinden ayrılarak Bağdat’tan Zaxo’ya gitti ve Baas rejimine karşı savaşmak amacıyla Molla Mustafa Barzanî önderliğindeki peşmerge saflarına katıldı. 1963 yılında 12 arkadaşıyla birlikte esir alınarak cezaevine konundu. İki yıldan fazla hapis kaldı ve ağır işkencelerden geçirildi. Hapisteyken bestelediği stranlar ile adından çokca sözettiren ve halkın sevgisini kazanan Tahsin Taha, uzun bir dönem dillerden düşmeyen “Detin Bahar” adlı stranla özgürlüğe olan özlemeni dile getirdi. Hapisten çıktıktan sonra bir süre Amedîye’ye yerleşti ve burada müzik dersleri verdi.
1970 yılında Bağdat’a tekrar giden sanatçı, 1974′te evlendi. Dört çocuk sahibi olan sanatçı 90′lı yıllara kadar yoğun bir şekilde müzikle ilgilendi ve öğrenciler yetiştirdi. 13 Mart 1994′te arkadaşı sanatçı Fuad Ehmed ile birlikte Hollanda’ya konser için gitti. Burada aniden rahatsızlaşan Tahsin Taha kanser teşhisi konduktan kısa bir süre sonra 28 Mayıs 1995′te hayata veda etti.
Tahsin Taha, Eyşe Şan, Seîd Gabarî, Gulbihar, Salim Helebî, Erdewan Zaxoyî, Elbirt Nayîl ve daha bir çok Kürt sanatçıyla birlikte hareket eder, birlikte söyler, ismi yayılır, artık her yerde bilinen, sevilen sanatçıdır. Stranlarında yurtseverliği, aşkı, sevgiyi anlatır. 1975 yılında Mele Mustafa Barzani hareketi yenildiğinde “Ey Felek” parçasını yazarak duygularını anlatır.
Ölümüne kadar Gula Min Werîya, Bi Tinê, Çav Belek, Amêdîkê Bilind e, Bûka Behdîna, Rabe Cotyar, Dilêrên Welatî, Dîlberê, Evindar im, Bêrîvanê, Xalxalokê, Şekir Barî, Erê an ne, Pismamo, Cîranê, Eman eman, Aso, Rewşena malê, Xwîna dilan, Derdo, Were Canê, Yarî Dilo, Wele şî nakim, Min bidinê gibi onlarca parçayı seslendiren Taha, toplam 8 albüm çıkardı. Bunlardan ikisi “Rabe Cotyar” ve “Aso” ismiyle Türkiye’de Kom Müzik “Arşiv” serisinde yayımlandı.
ÎBRAHİM ROJHİLAT:
Tahsin Taha’nın hem sanatsal kişiliği, hem Kürt olması bizim için çok önemli, çok değerli bir şahsiyet. Ben Tahsin Taha’nın çok eski şarkılarını dinlediğimde Kürt müziğinin otantik yapısını, gerçekliğini, sanatsal yapısını, toplumsal özelliklerini görebiliyorum. O çok güzel icra etmiş müziği. Yaşamış coğrafyadan kaynaklı onda özellikle Arap kültürünün biraz yansımasını görebiliyoruz. Elinde olmadan kullandığı müzikal alt yapı, belki başkası yapmış o altyapıyı ama etki var. Ancak benim için yorumu esastır. Tahsin Taha’nın yorumuna baktığında gerçekten Kürdi bir yorum var. Onun ürettiği besteler, ezgiler, duyguları ve hisleri onun yorumuna eklediğinde insan onun o güzel özelliklerini çok rahatlıkla görebilir.
Ben Zaxo’ya da gittim, Zaxo’da çok bilinen, tanına ve sevilen bir müzisyen. Onun gittiği evlere de gittim, Zaxo’nun coğrafik özellikleri onun kişiliğine de yansımış. Onun dışında şunu diyebilirim: O Kürt müzisyenleri içinde çok mütevazı kişiliğe sahip, bunu sahne duruşunda, söylediği şarkılarda, mimiklerinde görebiliriz. Çok mütevazı, duygusal ve gerçekten çok içten bir kişiliğe sahip.
Ondaki gırtlak yapısı bir çok sanatçıda olmayan bir gırtlak. Tahsin Taha’yı Tahsin Taha yapan gırtlak özelliğidir. Günümüze çok doğru, eskimeyen eserler bıraktı. Bunlar içinde “Bêrîvanê” parçası çok özel ve yurtsever özellikleri içinde barındıran şarkıdır. O Kürt kültürüne, edebiyatına çok şey kazandıran bir şahsiyettir.
ALİ GEÇİMLİ (Agirê Jiyan):
Müziğe başlayan her Kürt için Tahsin Taha ilk başta örnek alınabilecek bir sanatçıydı. Çünkü hemen hepimiz Tahsin Taha’nın şarkılarıyla büyüdük. Genç yaşımıza rağmen eskiden hep dinlerdik. Tahsin Taha’nın Kürtlerin dört parçasına da katkısı olmuştur. Tahsin Taha’nın parçaları okunup söylenmiş, ondan dolayı müziğe büyük emeği olmuş, onu bilmeyen, tanımayan yoktur. Tahsin Taha o güzel, akıcı sesiyle Kürt müziğinin tarihi içinde kendi yerini almıştır. İster istemez 7’den 70’e Kürt bireylerinin kulağında sesi yer edinmiştir. Tahsin Taha’yı anarken, onun Kürt müziğine, dünya müziğine kattıklarını ortaya koymak gerekiyor.
Onun eserleri hala da söyleniliyor. Onun yarattığı eserler torunluk eserler, yani bugün dinlenilir, yarın yine dinlenilir. Belki farklı tarzlarda, stillerde dinlenilir ama Tahsin Taha’nın şarkıları her zaman dinlenilir. Kürt müziğine damgasını vurmuş biridir.
BÜLENT TURAN:
Ben ilk kez Tahsin Taha’yı Bağdat Radyosundan dinledim ve şimdiye kadar onun ezgileriyle tanıdım, sevdim. O Kürt kültürü ve sanatı için çok önemli bir örnektir. Kürt müziğini modernleştirmede de o öncüdür.
Biz Kürt müziği üzerine konuştuğumuzda ilk aklımıza Tahsin Taha ve onun gibiler aklımıza geliyorlar. Çünkü o Kürt müziği üzerine büyük bir etki bırakmış. Bugün de hala bir çok sanatçı onun izinden gidiyor. Bende onun takipçilerindenim. Benim hayatımda Tahsin Taha’nın önemli bir yeri var. Beni çok etkilemiştir.
YEQİN H. (Mahabad Müzik Topluluğu):
Tahsin Taha yenilgiye uğramış sanat tarihimize derman olmuş biridir. O önemli bir fenomendir, onun eserleri, mirası gözler önündedir. O sadece bir müzisyen değil, aynı zamanda bir sanatçıdır da… Onun eserleri bir disiplin sahibidirler ve güzel bir müzikalitenin kokusunu veriyorlar. 20. yüzyılın acımasız şartları içinde üretici, çalışkan biriydi. Bununla yetinmemiş bilimle bir mantık ortaya koymuş, sanat bölümünde mezun öğrenciler yetiştirmiş ve bu değişik roller üstlenmiş. Benim anlayabildiğim kadarıyla şunu söyleyebilirim; Bize modern bir miras bırakmış. Ama maalesef yeni nesil bu mirası hala iyi anlayabilmiş değil.
BRADER MUSİKİ:
1992 yılında rahmetliyi İsveç’te tanıdım. Sonra Hollanda’da görüştük. Dostluğumuz hep devam etti. “Darvano” albümümdeki ‘Darvaniyo’ parçasını o bana verdi. O büyük öğretmen, alçak gönüllüydü. Çok kibar biri, isminden daha büyük biriydi. Tahsin Taha kendi başına bir ekoldu. O’nun isteği üzerine ünlü Kürt kemancısı Dilşad Seid gidip keman çalmayı öğrendi. Tahsi Taha’nın sesi hiçbir zaman eskimez, insan ne kadar dinlerse o kadar sever.
1888 yılında doğan Şeroye Biro 1915 Ermeni Tehcir’i (qirkirina êrmeniyan) ile yezidi bir kürt olarak Tiflise göç etmek zorunda kaldı. Bir çok ünlü dengbêj gibi Şero’da Erivan radyosu’nda stranlarını en dokunaklı en iç acıtan şekliyle okumuş, Kürt kültüründe önemli bir tarihsel taşıyıcılık misyonu gören dengbêjler içinde aşk ve sevgiyi en fazla işleyen dengbêj olarak öne çıkmaktadır.
Usta-çırak ilişkisine dayanan dengbêjlik mefhumu içinde çağdan çağa nesilden nesile aktarılan staranlar içinde çiya bilind e, dilo gibi günümuzde bir çok bölgede farklı varyantlarla seslendirilen eserler ortaya çıkarmış bir dengbêjdir.1970′te 82 yaşında aramızdan ayrılan sanatçı, yaşamının büyük bir bölümünü memleket hasretiyle özlem ve ızdırap içinde Tiflis’in bir köyünde ırgat olarak geçirdi.
Aynı zamanda iyi bir davul ustası olan Şeroyê Biro Erivan radyosu’nda Seîdê Şamedîn, Karapetê Xaço, Reşîdê Baso, Memê Kurdo, Efoyê Esed, Egîdê Têcir, Memoyê silo, Şibliyê Çaçan, Xana Zazê, Asa Evdile, Egîdê Cimo, Aramê Dîkran ve Silêmanê Mecîd gibi usta dengbêj ve mey ustalarıyla beraber şarkı seslendirdi. Xozan daxê, Ha bi leylê, Desmala min, Gelî bi dar e lê meyrê meyremê kılamları onunla adeta ruh buldu Fakat en sevilen şarkısı ise Hekîmo oldu.
Kürt dengbejlik geleneğinin ünlü ustalarından Karabet ê Xaço (Garabet Haçadruyan) da, tüm ailesini 1915 soykırımında yitirmiş bir Ermeni yetimidir, bir soykırım mağdurudur. 1902 yılında Xerzan’da doğan Karapetê Xaço, Sultan II. Abdulhamid, Ermeni, Yezidi ve Asurlara yönelik katliam fermanını uygulamaya koyduğunda yedi yaşındadır. Köy yakmalar, toplu katliamlar ve tecridin günlük yaşamın bir parçası olduğu o günler için Xaço, “Hamidiye askerlerine her yerde ölüm melekleri de eşlik ediyordu.
Ana evladına sahip çıkamıyordu. Hepimiz kıyamet gününün geldiğini düşünüyorduk.” diyor. 5 kişilik ailesini kaybettiği 1915 yılının 1 Mayıs gününü ise şöyle anlatıyor..
musicwebtown.com
“Önce köpeklerin sesini, sonra da kapı sesini duyduk. Tahta kapımıza çok sert vuruyorlardı. Kapıyı açmak için ben gittim. Silahlı üç adam dışarıda duruyorlardı. Kürtçe konuşuyorlardı. Herkesi, köyün aşağısındaki dere kenarına götürdüler. Oraya başka Ermenileri de getirmişler. Hiç vakit kaybetmeden önce erkekleri, sonra kadınları öldürdüler. Sonunda bir parça insaf vicdanlarına girdi ki, bizi bıraktılar. ’Sakın kimse evine geri dönmesin!’ diyerek de çocukları uyardılar.”
Karabetê Xaço ve kardeşleri bir süre Kürt köylerinde dilencilik yaparak karınlarını doyurdular. Hiç kimseye de Ermeni olduklarını söylemediler. Kürtçe bilmeleri onların kendilerini gizlemelerine yardımcı olmuştu. Karabet ê Xaço ve kardeşleri birlikte köy köy dolaşıp, tutunacak bir dal ararken farkına varmadan ilk stranlarını da öğrenmeye, yollarda söylemeye başladı. Kız kardeşi on iki yaşındayken, bir köylüyle evlenince o da o köyde çobanlık yapmaya başladı (Filitê Quto’nun köyü) ve birçok dengbêj, masalcı, güzel sesli dervişle karşılaştı.
Uzun kış gecelerinde, köy meclislerinde dengbêjlerin şevberklerine katıldı. Zamanla onun sesinin güzelliği fark edilince, o da köy meclislerinde stran söylemeye başladı. Ve kısa zamanda Xerzan köylerinde genç dengbêjin şöhreti yayıldı. Bir süre sonra, onu da bölgede düğünlere çağırdılar: “dengbêjliğe başladığım zaman artık gizli gizli ağlamayı bıraktım. Aç kaldığımda, birisi bana haksızlık yaptığı zaman, hatta erkek kardeşim on yaşında hastalıktan ölünce sadece stran söyledim“ diyor Xaço.
Sürgün ve katliamlar coğrafyasının kaderi Karapetin yakısını orada da bırakmadı. Şeyh Said isyanını ardından, sürgün ve katliama uğratılan Kürt aşiretleri ile birlikte Güneye göçetmek zorunda kaldı. Tekrar geriye dönmeleri için izin çıktığında ise nüfus kağıdı olmadığı için Qamışlı’da kalmak zorunda kaldı. O zamanlar Suriye Fransızların elindeydi. Yapılacak iş de olmadığı için de genç Karapet Fransız ordusuna katıldı ve tam 15 ay, 3 ay Kamuşlo, Derozor, Haseki gibi yerlerde Fransız ordusuna hizmet etti. Kendi anlatımına göre Komutanların hizmetçiliğini yapıyor, Onlara kahve yapıyor, ayakkabılarını siliyor, elbiselerini yıkayıp ütülüyor, böylece evinin geçimini sağlıyordu.
2. Dünya savaşı sona erdiğinde barış yapılır ve Fransızlar ülkelerine dönerken, orduda hizmet verenlere, Fransa’ya birlikte dönme hakkı tanıdıklarını açıkladılar. Fransa’ya gelmek istemeyenler de Suriye’de kalabilir veya istedikleri yere gidebilirler dediler. Qarapetê Xaço ise “ülkesine yani Hayasdan’a gitmek istediğini” söyler. Xaço böylece, 15 yıl hizmetlerinin karşılığı olarak Fransız delegasyonunun aracılığıyla eşiyle birlikte Sovyet Ermenistan’a gönderilmiş olur. Kendi anlatımına göre Binbir zorlukla 1946’da Ermenistan’a ulaşabilir.
1950 yılında Erivan Radyosunun Kürtçe bölümüne katılır. Fakat Qarapet’i orada ilginç bir sürpriz beklemektedir. Radyo yöneticileri söylediği klamların ağalar, beyler ve allah üzerine söylendiği için, Sovyet sisteminde bunun yasak olduğunu söylemektedirler. “Ağaların, beylerin üzerine değilse peki ne üzerine klam söyleyeceğim, kızlar üzerine mi?” diye sorar Xaço, “hem bizdeki ağalık, toprağın zenginliğin üzerine değil, yiğitliğin, cengaverliğin üzerinedir” der. O zaman hareketli ezgiler, oyun havaları oku derler. Qarapet buna da şaşırır: “Erkek adam nasıl oyun havası söyler?” Derken ara yol bulunur, Qarapet ne biliyorsa, nasıl istiyorsa onu söyler, Radyo da sansürden ne kopardıysa onu yayınlar…
50 yıldır da onun sesi bu radyodan, daha sonra kasetlerinden tüm dünyadaki Kürtlerin yüreğine seslendi.
Qarapetê Xaço, Ermeni ve Kürt uluslarının birbiriyle kesişen, çatışan yazgılarının bir sembolu, ortak duyarlılıklarının bir sesiydi. 5 çocuk, 15 torun sahibi bu asırlık çınar göçtüğünde arkasında binlerce kılama sığmayan bir hoş seda, büyük bir kültürel miras bıraktı bizlere.
Kürt ve Ermeni halklarının bu ortak değerinin Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.
——————————————————————————–
ESERLERİ:
Göz yaşları altında toprağa verilen Karapetê Xaço, ardından binlerce kilam ve çok sayıda Kürtçe kaset bıraktı.
1-Eyşana Elî
2-Zembîlfiroş
3-Genc Xelîl
4-Xumxumê
5-Hesenîko
6-Lê dihol e
7-Bişêriyo
8-Lê lê Edûlê
9-Xezal
10-Filîtê Qutu
11-Silêmanê Mistî
12-De Xalo
13-Mîrzikê Zaza
14-Lawikê Metînî(dayîkê)
15-Evdalê Zeynê
16-Hey babikê
17-Nûrê
18-Ay lo Mîro
19-Mîro wayê
20-Derwêşê Evdî
21-Yane yane
22-Lo dilo
23-Diyarbekir
24-Lê Canê
25-Saliho û Nûrê
Recep MARAŞLI’nın “Kürt ve Ermeni duyarlılığının ortak sesi” başlıklı yazısından derlenmiştir.