Koçgiri kökenli olan Cemil Koçgün 1980 Almanya’da doğdu. Aileden varolan saz çalma geleneği, sanatçıyı da etkilemiş, küçük yaşlarda başlayan saz ilgisi yaşıyla beraber anlam kazanarak büyüdü. Bağlamayla olan tanışıklığı ve eğitimi sürecindeki birikimini, sanatçı Mikail Aslan’dan aldığı müzik teorisi dersleri ile pekiştirdi. 2001 yılından itibaren “Mikail Aslan Ensemble” de yer aldı. Sanatçının “Kılite Kou” adlı albümüne de sazıyla eşlik etti. Daha sonra Ahmet Aslan’ın “Va u Waxt” isimli çalışmasında, Koçgirili Alişer Efendiye ait olan “Birlik Zamanıdır” adlı şiiri besteleyip okudu.
ilk albümü olan ”Aşk-ı Pervaz” genç sanatçının sanatsal duyarlılığını toplumsal alana çeviren bu anlamda sanatsal birikimini paylaşıma açan bir misyona sahip.
Mikail Aslan: “Cemil çok genç olmasına ve Avrupa’da doğup büyümesine rağmen, bağlamaya olan hakimiyeti ile bizleri şaşırtıyor. Binlerce yıllık otantik halk müziğimizin mirası, onun parmaklarında pamuk yumuşaklığında bir sihire dönüşüyor.” diyor
Üç yıllık bir çalışmanın ürünü olan albüm, yolculuklar ve kökler üzerinden düş dünyamıza akan mütevazı ve mahçup bir ırmak gibi. Aşk-ı pervaz, sislerle kaplı bir mekanda, küçük bir ışık hüzmesine doğru yol alırken aşkı keşfedip, dirilen pervaz` ın hikayesi. Yani Şem u Pervane, aşkını ve inancını ateşte sınayanların baladı. Kendi kökü üzerinde yeşeren her bitki misali, kökleri üzerinde boyveren bu genç fakat kamil ruh hali, dinleyicilerin yüreğinde hoş bir yankı uyandırıyor.
Sanatçının 2. Albümü “Heya – Kızılbaş Halk Türküleri”nden “Heyder” (Heya albümünün tamamını dinlemek için tıklayınız)
Farklı yaşamlardan izler, renkler ve sesler sadece cafrande.org’ta Almanya’da doğan, yaşayan Cemil Koçgün, Tunceli’nin dağ köylerindeki Dede’lerin derlediği mistik türküleri söylüyor. Zazaca, Kırmançe, Türkçe bu ezgiler Kürt Alevilerin, yani Kızılbaşların dinsel müziği. Albümüne arınmak anlamında “Heya” adını vermiş. Genç müzisyen Cemil Koçgün’ün ikinci solo albümü “Heya”, Türkçe ve Kürtçe halk şarkılarından oluşuyor. Oldukça sade düzenlemelerden oluşan albümde Aynur, Firik Dede, Mikail Aslan, Lale Koçgün, Veysali Şahin vokalleriyle albüme konuk oluyorlar. “Songs From Qizilbaş 1” altbaşlığıyla yayınlanan albüm, Koçgün’ün Kızılbaş halk şarkıları serisinin de başlangıcı…
Cemil Koçgün – Tembur (Heyder), Cemil Koçgün – Owa Munzuri, Cemil Koçgün – Aşk Harmanı, Cemil Koçgün – Xan Eyledik, Cemil Koçgün – Nur Deryası, Cemil Koçgün – Sürgün Zamanı, Cemil Koçgün – Ne Keremdir, Cemil Koçgün – Şems
Cemil Koçgün – Insono Necar (İlk albümünden)
Kristal berraklığında kaydedilen cura, bağlama, gitar, duduk ve insan sesini, etkileyici bir sadelikle kullanıyor. Albüm için Cemil Koçgün: “Heya gönlü açık herkese hitap ediyor. Kızılbaş kültürüne önyargıyla yaklaşanların da dinleyip kendilerinin karar vermesini arzu ediyorum” diyor.
Koçgün, Sivaslı bir cam fabrikası ustasının üç çocuğundan en büyüğü. 27 yaşında. 12 yaşında, babasının bağlamasını çalarak müziğe başlamış. Yeteneği sayesinde, ders almadan birçok enstrümanı kendi çabasıyla öğrenmiş. “Elime aldığım çalgıyı uğraşıp mutlaka çalarım. Bağlama, gitar, duduk, vurmalı çalgılar… Hepsini öncelikle kendi çabamla öğrendim. Sonra Mikail Aslan’dan bağlama, gitar, solfej dersleri aldım.”
Bir yandan liseyi bitirip, Mainz Üniversitesi’nde inşaat meslek yüksek okulunda okurken türkülere merakı yoğunlaşmış, dördüncü sınıftan okulu terk edip tamamen müziğe adamış kendini. Aleviler, Kürtler, İranlılar, Almanların bulunduğu gruplarda çalmış. 2004’te gönlündeki türküleri seslendirdiği Aşk-ı Pervaz’ı (Aşkla İlk Kanat Çırpış) Almanya’da kendi imkanlarıyla kaydetmiş. Üç aylık çabayla hazırladığı bu albümden şaşırtıcı sonuçlar aldığını söylüyor:
“Kanada’dan elektronik postayla mesajlar aldım. 2 bin adet basılan albümdeki müzik oraya kadar ulaşmış. Şaşırdım doğrusu.”
2005’te derleme çalışmalarına yönelmiş. Tunceli, Elazığ, Sıvas’ı kapsayacak bir projenin ilk adımı olarak Tunceli köylerinde aşıklar, dedeler, pirlerle görüşmüş, görüntü ve ses kayıtları yapmış. Geçen yıl 100 yaşında hayattan ayrılan, Kızılbaş kültürünün önemli ozanlarından Firik Dede’yle son görüşenlerden biri Koçgün. Koçgün’ün Hakan Akay’la yaptığı kayıtlar, 2005’te belgesele dönüştürüldü, “Dersim Halk Aşıkları / Sarraf” adıyla Almanya ve Türkiye’de VCD olarak yayımlandı.
KIZILBAŞ
Abdülbaki Gölpınarlı, “100 Soruda Tasavvuf” adlı kitabı ve İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı bölümlerde, Şii mezhebinin batıni kolundakilere Kızılbaş adını 15. yy’da Sünnilerin taktığını belirtiyor. Kızıl giysi ya da başlığın din adamlarınca kullanılışının Zerdüştlüğe kadar uzandığını, 11.yy’daki metinlerde batınilikle özdeşleştirildiğini ekliyor. Yemen’den Ortadoğu’ya yayılan kırmızı başlık Safeviler döneminde Erdebil sufilerinden Sayh Cunayd, Sayh Haydar tarafından Anadolu’ya getirilmiş. Batıni inançlara sahip toplulukların Safeviler’e, Şah İsmail’e bağlılıkları tarih boyunca Osmanlı’ya sorun olmuş. Bu nedenle Pir Sultan Abdal dahil birçok sufi öldürülmüş. “Sünniler Safeviler’e bağlananlara kızılbaş adını taktıktan sonra aleyhlerinde kötü isnadlar uyduruldu, bu ad daima tezyif maksadıyla kullanıldı. Tavşan yemezler, mum söndürenler adları takıldı” diye sürdürüyor. İsteyen herkesin girebileceği bir tarikat olan Bektaşiliğin aksine, kızılbaşlık bir mezhep. Soy bağıyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Kızılbaşlık sonradan kabul edilemiyor. Temel kuralları 16.yy’da Seyyid Abdülbaki’nin yazdığı 25 sayfalık Manakib’de özetleniyor.
Sünnilerin Kürt kökenli Alevileri rencide etmeye yönelik taktıkları ad olan “Kızılbaş” ismini Cemil Koçgün albüm başlığında özellikle kullanmış. Koçgün. “Doğayla iç içe bir yaşam biçimi bu. Ne yazık ki dünyanın dört bir yanında farklı dinlerden bireyler tanımadan, incelemeden birbirinin inancını aşağılıyor. Bu albüm Kızılbaş kültürünü tanıtmayı amaçlıyor” diyor
İnanç ve kültür çeşitliliği açısından, yaşayan müze görünümündeki Anadolu’nun az bilinen ögelerinden biri Kızılbaş kültürü. Tunceli’den Sivas’a, Tokat’tan Çanakkale’ye uzanan geniş bir coğrafyada izleri görülse de kısıtlı bir topluluk içinde kalmış. Nedeni, tarih boyunca farklı olmanın bedelini çok ağır ödemesi. Günümüzde de tıpkı Yezidiler, Süryaniler gibi “ne mozaiği ulan” hoyratlıklarının, sünni fanatiklerin baskıcı “yüzde 99” böbürlenmelerinin baskısı altında kabuğuna çekilmiş, yok olmaya yüz tutmuş. Kürt Alevi mistik müziğinin ustaları dünyadan birer birer göçüp giderken, ezgilerin çok azı kayda alınabilmiş. “Yaklaşık yedi yıldır bu ezgileri derlemeye çalışıyorum, elimdeki türkü sayısı 30’a ulaşamadı daha” diyor Mainz kentinden telefonla konuştuğumuz Koçgün. “Yakın tarihte Dersim’in Yaşlıları gibi önemli derleme albümler yayımlandı. Ancak yine de repertuvar çok sınırlı, çünkü bu ustadan çırağa, ağızdan ağıza geçen bir gelenek.”