jump to navigation

Savaşın Nedenleri Üzerine – Erich Fromm | Savaşa doğuştan insan yıkıcılığının neden olduğu tezi saçmadır Eylül 1, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Genel Kültür - General Culture , add a comment

“Doğuştan savaş eğilimi hakkındaki tezi, yalnızca tarihsel kayıtlar değil, aynı zamanda ve çok önemli olarak, ilkel savaş tarihi de çürütmektedir. Daha önce, ilkel halklar arasındaki saldırganlık bağlamında ortaya koyduğumuz gibi, bu halklar —özellikle de avcılar ve yiyecek toplayıcılar— en az savaşsever insanlardır ve bunların kavgalarının ayırıcı özelliği, yıkıcılıktan ve kana susamışlıktan göreceli olarak yoksun olmalarıdır. Bundan da öteye, uygarlığın gelişmesiyle birlikte, savaşların sıklığının ve kan dökücülüğünün arttığını gördük. Savaşa doğuştan yıkıcılık tepileri neden olsaydı, bunun tersinin doğru olması gerekirdi. “

Toplam okunma (10106) Bugün(3) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Savaş Üzerine Albert Einstein ve Sigmund Freud Mektuplaşması Eylül 1, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Güncel Hayat - Current Life , add a comment
1932 yılında Albert Einstein* diğer aydın ve bilimadamlarının da desteğiyle savaşa karşı uluslararası bir hareket başlatmı ve bu amaçla ilk olarak Sigmund Freud`a bir mektup göndererek onun fikrini almıştı. Genel olarak toparlarsak, Albert Einstein insanlığı savaş tehdidinden uzaklastıracak bir yol olup olmadığı, yönetici sınıfların nasıl olupta kitleleri canlarını yitirme pahasına ölüme sürükleyebildiği ve bu yıkıcı etkileri denetlemenin nasıl mümkün olabileceğini öğrenme amaçlı gönderdiği mektup ve Freud ‘un yazdığı cevabının kısa özetini aşağıdan okuyabilirsiniz

Toplam okunma (10650) Bugün(12) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Hırant’ı nasıl Fırat’la buluşturduk – Mehmet Ulusoy Ağustos 31, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Güncel Hayat - Current Life , add a comment

İstanbul’a yüzlerce şaheser mimarlık örnekleri kazandıran Kirkor Balyan ve kardeşleri, 1847 yılında Selimiye Kışlası’nı inşa ederken, bir gün bu kışla Ermenilerin de içinde olduğu insanlara işkence amacıyla kullanılacağını bilseydi, acaba yine bu yapıyı inşa eder miydi? Ya da 1854 yılında modern hemşireciliğin anası sayılan Florance Nathingale bu yapı içerisinde yaralı askerleri tedaviye gelip, insanlara sağlık sunarken, bu yapının bir gün insanlara zindan olacağını hiç düşündü mü? Sanmıyorum…

Toplam okunma (6548) Bugün(6) Son okunma tarihi (03 September 2010)

12 bölümden oluşan BBC Siyasi Düşünce Tarihi’ni Cafrande.org’ta sesli dinleyin Ağustos 28, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture , add a comment

Yönetim, siyaset anlayışları tarih boyu büyük bir çeşitlilik ve değişim gösterdi. Günümüz dünyasında herkes için geçerli tek bir siyasi model bulunmuyor. Çoğunluk, ulus devlet sınırları içinde yaşıyor ancak bu sınırlar içinde hüküm süren otoriteye karşı tutumlar farklı.
“Bu otorite tanınmalı mi, tanınacaksa nasıl ve nereye kadar? Bireyin çıkarı mı yoksa toplumun çıkarı mı önce gelmeli?”
Bunlar, çağdaş siyasi yaşamın parçası olan sorular.
BBC için Charles Haviland’ın hazırladığı ve Türkçe’ye Hüsnü Kural’ın uyarladığı Siyasi Düşünce Tarihi adlı dizi tarih boyu bu tartışmalarda en etkili, en belirleyici olmuş siyasi düşünürleri ve görüşleri ele alıyor.

Toplam okunma (9857) Bugün(3) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Çağdaş burjuva sanatında bunalım ve estetik teorisi – Stanka Simeonova Ağustos 27, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Kültür Sanat - Cultural Arts , add a comment

Sanatçının toplumsal insanın tipik yaşantılarını, ülkülerini ve etik yada estetik yönlerini yansıtmayı reddetmesi, yaratıcı eylemden yüz çevirmesi, sanatın insandan uzaklaşması demektir. Eşyalaştırma ve kişisizleştirme sonunda insan kendi adını bile kaybediyor. Yazarlar ona artık ‘’ Falan,Filan, X ‘’ demeye başlıyorlar. İnsansızlaştırma her şeyden önce sanatın içerik yönünü yıkar. Giderek, sanat ‘’ insan bilgisi’’ olmaktan çıkar. Sanatçının insan karşısındaki yani toplum karşısındaki sorumluluğu ya küçümsenir, yada büsbütün yok edilir. Nitekim, fütüristler ‘”insan şimdi bizde hiçbir ilgi uyandırmıyor’” dediler. Böylece, attılar onu edebiyattan. Salvador Dali: ‘’ Ben insanları alıklaştırmayı seviyorum’’ diyor hiç sıkılmadan. Rob Griye, insana da eşya gibi, öteki eşyalar arasında yer veriyor. Konserve kutularının ressamı Endy Warhol ise: ‘makineler insanlar kadar çok sorunla uğramıyor. Onun için ben de makine olmayı isterdim.” diyor.

Toplam okunma (7722) Bugün(1) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Kişilik ve Toplumsal Süreç – Erich Fromm Ağustos 26, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Genel Kültür - General Culture , add a comment

Bir toplumsal grubun psikolojik tepkilerini incelerken, grup üyelerinin, yani tek tek bireylerin kişilik yapısını ele alıyoruz; ancak, bu kişileri birbirinden ayıran kendilerine özgü özellikler değil, kişilik yapılarında, grubun çoğu üyeleriyle ortak olan özellikleri bizi ilgilendiriyor. Bu kişiliğe, toplumsal kişilik diyebiliriz. Toplumsal kişilik, doğası gereği, bireysel kişilik kadar özgül değildir. Bireysel kişiliği tanımlarken, kendilerine özgü bir oluşumla şu ya da bu bireyin kişilik yapısını biçimlendiren özelliklerin tümünü ele alıyoruz. Toplumsal kişilikse, yalnızca belli özellikleri, bir grubun ortak temel deneyimleri ile ortak yaşam biçiminin sonucu olarak o grup üyelerinin çoğunda gelişen kişilik yapısının temel çekirdeğini içerir.

Toplam okunma (190) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Kölelikten ücretli işçiliğe | Feodalizmden Kapitalizme – Mick Brooks Ağustos 24, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Öteki Tarih , add a comment

Marx’ın söylediği gibi “bir kapitalist daima birçoklarının başını yer”. Kapitalizm sadece küçük üretimi yok etmekle kalmaz, sürekli olarak en güçsüz kardeşlerini iflâs ettirir ve gemiyi kurtarmak için onları mülksüzlerin saflarına atar.
Bu iki yanlı bir süreçtir; insanlığın potansiyel çıkarı için muazzam bir üretici kaynak biriktirmesi açısından nesnel ekonomik içeriğiyle ilericidir, ama öte yandan kapitalizm altında, bir avuç zenginin elinde muazzam bir güç yoğunlaşmaktadır.

Marx, feodalizmin çözülme ve kapitalizmin ortaya çıkma sürecini “ilkel birikim” olarak adlandırır. Bu süreç, bir taraftan toprak yerine para halinde servet biriktirme süreciyken, diğer taraftan mülksüz bir proletaryanın yaratılması sürecidir. Bu, üreticilerin kendi geçimlerini sağlayabildikleri araçlardan ayrılmasıdır.

Toplam okunma (112) Bugün(5) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Referandumu boykot etmek en anlamlı ve ahlaki tavırdır Ağustos 23, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture , add a comment


Anayasa referandumunu ‘boykot’ etme kararı alan aydın ve kurum temsilcileri, hiç kimseye hitap etmeyen bir anayasa taslağına karşı en anlamlı ve ahlaki tavır olduğunu dile getirdi. PSAKD Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Kemal Bülbül, yapılmaya çalışılanın Türkiye siyasi organizasyonuna yeni bir şekil verme arayışı olduğunu kaydederek bu oyuna gelmeyeceklerini belirtti. KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek ise Türkiye’de kanunların çok kolay yapılmadığını hatırlatarak ‘Bu anayasa oylamasında ‘evet’ demek demokratik özgürlükçü bir anayasa isteminizi ertelemek anlamına gelir’ dedi.

Toplam okunma (127) Bugün(2) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Sovyetler Birliği Hakkında -En Çok Söylenen- Yalanlar ve Gerçekler – Mario Sousa* Ağustos 23, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Öteki Tarih , add a comment

stalin1) Hitler’den Hearst’e, Conquest’ten Soljenitsin’e
Stalin döneminde, milyonlarca insanın hapsedildiği, Sovyetler Birliği’nin çalışma kamplarında infaz edildiği ya da açlıktan öldüğü söyleniyor. Günümüzde, Sovyetler Birliği çalışma kamplarının kurbanları, gulag kurbanları hakkında korkunç hikâyeler duymayan var mıdır?
Stalin döneminde açlıktan ölen milyonlarca insan ya da idam edilen milyonlarca politik muhalif hikâyelerinden haberdar olmayan var mıdır? Kapitalist dünyada, bu hikâyeler kitaplar, gazeteler, radyo, televizyon ve filmlerde temcit pilavı gibi karıştırılıp karıştırılıp sunulur. Son elli yılda, sosyalizmin kaç milyon kurban verdiği hakkında sözde hesaplar ölçüsüzce şişirilmiştir. Fakat, bu hikayeler ve sayılar neyin nesidir, nereden çıkmaktadır? Tüm bunların arkasında ne var?

Toplam okunma (116) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Varoluşçuluk Ve Ölüm | Ölüm Anksiyetesi ve Psikopatolojik Gelişimi Ağustos 10, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Genel Kültür - General Culture , add a comment

Ölüm, insanın bildiği ve bildiği için de başa çıkmak için sürekli savunma mekanizmaları geliştirdiği en büyük hayal kırıklıklarından biridir.
Yalom da ölüm anksiyetelerini ve onunla başa çıkmak için yaratılmış savunma mekanizmalarını incelemiştir. Ölümle başa çıkmanın öncelikli yöntemlerinden biri “kültür” kavramının oluşturulmasıdır. Heidegger’in metinlerinde sürekli dile getirdiği ve “yaşamın saçmalığının” unutulmasının önemli silahlarından biri olarak görülür kültür. Kültür kavramı ve ölüm karşısındaki anlamı “kalıcılığın fabrikası olarak kültür” bölümünde daha ayrıntılı bir şekilde anlatılacaktır. Bu bölüm, daha çok bireysel olarak ölümle başa çıkma yöntemlerini ve oluşturulan savunma mekanizmalarını konu alır.

Toplam okunma (15942) Bugün(1) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 sonraki >