Bu Kategorideki Konular

17
Eyl

Lev Tolstoyİnsanlar cahil doğar, aptal değil
Tolstoy(1828-1910) şiddeti çağrıştıran bir terim olduğu için kendine açıkça anarşist demediyse de, devlet ve mülkiyete karşı İsa’nın öğretileri temelinde anarşist bir eleştiri geliştirdi. Böylelikle anarşist hareket içinde etkin bir barışçı geleneğin gelişimine yardımcı oldu. Hükümet sahtekarlığının, yurtsever ahlâk dışılığının ve militarizm tehlikesinin en güçlü eleştirmenlerinden birisi oldu.
Tolstoy eğitime ise hem teorik eserleriyle, hem öğretmenlik çalışmalarıyla hem de yazdığı okul kitaplarıyla hizmet etmiştir. Halkı yaşadığı sefaletten kurtarmak için, köylülerin çocuklarına yönelik İ. Poliana köyünde Jasnaja Poljana adında bir okul kurdu. Açtığı okulda çocuklara ne öğreteceğini bilmediği için onları bütünüyle serbest bıraktı. Devamı »

Toplam okunma (7670) Bugün(7670) Son okunma tarihi (17 September 2014)

, ,

16
Eyl

Cemal Süreya♦ Hoşgörünün en somut simgesidir. Bağışlayıcıdır. İnsanları iyi olan yanlarıyla sever. ‘Hayır!’ demeyi bilmediği için başına gelmeyen kalmaz. En yakın çevresinin içinde dağ başları kadar yalnızdır.
♦ Bütün başarılarını Ankara’da kazanır, İstanbul’da harcar.
♦ 26 yılda 29 ev değiştirir, adres olarak PTT’den kiraladığı posta kutularını kullanır.
♦ Bir ara Cemal Süreya ile birlikte yaşayan Tomris Uyar, 1964’te Ülkü Tamer’le, 1967’de Turgut Uyar’la evlenir. Aynı dönemin üç şairine eş ya da sevgili olmuş Tomris Uyar hakkında hiç konuşmaz. İçlenmek zenaatında ne kadar usta olduğu bilinir. Hüznün kuşlarını canıyla besler.
♦ Bir oğlu bir kızı vardır. Oğlu Memo Emrah’tan çok çeker. Ölümüne yakın oğlundan dayak yer. Kızının nikâhında bulunamaz. Çünkü, haberli değildir.
 Parasız günlerinden birinde kızı Ayçe’ye şiir karalamalarını vererek ‘Bunları sakla, ileride para eder.’ der. Kızı, şiirlerinin ne kadar saçma olduğunu söyler. Devamı »

Toplam okunma (8096) Bugün(159) Son okunma tarihi (17 September 2014)

, , , , ,

15
Eyl

Murathan MunganVaktiyle Yuşa adında bir Yahudi hükümdar var idi. Zamanının çoğunu Tevrat’a vermiş olan Yuşa, Tevrat’ın bir yerinde, Musa2nın son yalvaç olmadığını okudu. Son zaman Tanrı elçisinin üstün niteliklerini, iyi huyunu, kutsal adaletini okudu.
Bunun üzerine aldı hükümdarı bir düşünce. Gerçi son yalvacın risaletine daha çok zaman vardı. Ama bu düşüncenin “hükümdarlığını” zayıf düşüreceğinden korktu. Onun kavmi, kendi bilgilerini dünyanın tek ve mutlak bilgisi sanıyor; kendi doğrularını dünyanın tek ve mutlak doğrusu diye biliyordu. Buna sonsuza dek inanmaya ve iman etmeye hazırladılar. Bu gerçeğin açıklanması ise karışıklık çıkaracaktı. İnsanlarla inançları arasına tarihin uzaklığı girecekti. İnsanoğlu, kendinden sonraki kuşakların inançlarının ve yaşama biçimlerinin değişebileceğine inanmak istemez. Kıskanır. Eğer ölümsüzlük olsaydı kıskanmazdı. Tevrat’ın sayfalarında saklı kalan bu gerçek gün ışığına çıksaydı, kavminin insanları değişimi, dönüşümü öğreneceklerdi. Devamı »

Toplam okunma (14958) Bugün(59) Son okunma tarihi (17 September 2014)

, , , ,

14
Eyl

Frida KahloDiego Rivera’ma..
Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego’m. Eskiyor bütün bedenler. Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden. Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var. Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego… Devamı »

Toplam okunma (11165) Bugün(95) Son okunma tarihi (17 September 2014)

, , , , ,

13
Eyl

Ruhumla birlikte büyük denize yüzmeye gittik. Ve kıyıya vardığımızda gözden uzak ve sakin bir plaj aradık.

Fakat yürürken gri bir kayanın üstünde oturmuş ve bir torbadan fiske fiske tuz alıp denize atan bir adam gördük.

“Bu kötümser bir insan,” dedi ruhum, “Bu plajdan gidelim. Burada denize giremeyiz.”

Bir koya varana kadar yürüdük. Orada beyaz bir kayanın üstünde dikilmiş, elindeki süslü bir kutudan şeker alıp denize fırlatan bir adam gördük. Devamı »

Toplam okunma (19971) Bugün(26) Son okunma tarihi (17 September 2014)

, , , ,

12
Eyl

Italo CalvinoOlay, bir gün, bir köşe başında, gelip giden kalabalığın ortasında oldu.
Durdum, gözlerimi kırpıştırdım, hiçbir şey anlamıyordum. Hiçbir şey hakkında hiçbir şey. İnsanların, nesneler hangi nedenle böyleydiler, anlamıyordum, herkes son derece anlamsız ve absürttü. Gülmeye başladım.
Bana garip gelen şey, neden bunu daha önce anlamadığım oldu. O zamana kadar herkesi olduğu gibi kabule de gelmiştim; trafik ışıkları, arabalar, posterler, üniformalar, anıtlar, dünyadan tamamen kopmuş şeyler; hepsini sanki bir gereklilik sonucu ortaya çıkmışlar, bir neden-sonuç zincirinin halkasıymışlar gibi benimsemiştim.
Sonra gülmem dudaklarımda dondu, yüzüm kızardı, utandım. Ellerimi kollarımı sallayarak kalabalığa “Durun! Bir dakika!” diye bağırdım, “Bir yanlışlık var. Her şeyde bir terslik var. Dünyanın en saçma işlerini yapıyoruz. Nereye varır bu isin sonu?” Devamı »

Toplam okunma (8946) Bugün(32) Son okunma tarihi (17 September 2014)

, , , , , ,

12
Eyl

Lütfen dev diskoteklerin giriş kapılarıyla ve bayii toplantılarıyla karıştırmayınız!
Sergi açılışlarından, defilelerden, ünlü şirketlerin yıldönümlerinden ve Çırağan’daki düğünlerin bir kısmından bahsediyorum. Dikkatle okuyunuz! Uzman falan olduğumdan değil, gözlemim iyi, o açıdan.
Elbette burada gerçek anlamıyla bir sosyetiklikten bahsediyoruz.
Yoksa geçen gün, bizim evde çalışan Ayşe Hanım anlatıyor: “Yook, yok, Gülse Hanım, bu kapıcının karısı turşu bile yapmaz, sosyetik o!” diye. Bu tür bir sosyetiklik değil yani.
Benim de bir davetten ötekine, sosyal bir kelebek edasıyla gezdiğim falan yok tabii de, gazeteci dediğin gözlem yapar. Bu sebeple şu anda oturmuş benim yazımı okuyorsunuz, yoksa ben sizinkini okurdum, değil mi efendim? Zaten bu partilerden birkaçına gitmek, hepsine gitmek demektir.
Uzattım, ucu kaçıyor… Devamı »

Toplam okunma (7603) Bugün(17) Son okunma tarihi (17 September 2014)

, , ,

Arşivler