Makedon* akustik etnik müzik grubu Baklava, yaylı ve vurmalı çalgılarla Balkanlar’ın eşsiz şarkılarını söylüyor. Grubun solisti Elena Hristova, Türkiye’de Baba Zula ile yaptığı çalışmalarla da biliniyor. 2005 yılında kurulan Baklava’nın yayınlanmış “Baklava” ve “Kalemar” adıyla iki albümü bulunuyor. “Etno caz” esintileri taşıyan Baklava, enstrüman olarak tambura, bendir ve kaval kullanıyor.
Bugüne kadar pek çok müzik projesinde yer alan ve Kanada’da yaşayan şarkıcı Brenna Maccrimmon’un, yine Balkanlar, Trakya ve Anadolu esintileriyle dolu albümü “Kulak Misafiri” Kalan Müzik tarafından yayınlandı. Maccrimmon’un çeşitli meclislerde “kulak misafiri” olduğu eserleri yorumladığı albüm Kanada ve Amerika’da kaydedildi. Kendine özgü, dinamik düzenlemelere sahip albümde Maccrimmon vokaliyle şarkılara hayat veriyor…
Brenna MacCrimmon Kanadalı bir folk müzik sanatçısıdır. Toronto, Ontario doğumludur. 1980′lerin sonundan beri Balkan Müziği çalışmakta, öğretmekte ve söylemektedir. İyi Türkçe konuşan ve şarkı söyleyen MacCrimmon, uluslararası anlamda bir Türk halk müziği şarkıcısı olarak kabul edilmektedir.
Türkiye Müziği’ne olan ilgisi gençliğinde Burlington, Ontario’daki bir kütüphaneyi ziyaret etmesi ile başladı. Bu deneyimi kendisi “Türkçe albümlere rastladım ve aniden duygusal bir bağ oluştu” şeklinde tanımlıyor. 1880′lerin başlarında Toronto Üniversitesi’nde etnik müzikoloji dersleri alırken yerel müzisyenlerle tanıştı ve bağlama öğrenmeye başladı. Daha sonra bir Türk müzik grubunda çalmaya ve şarkı söylemeye başladı.
Fatih Akın’ın yönettiği İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek (Crossing the Bridge) adlı filmde anonim bir eser olan ‘Penceresi Yola Karşı’ ve ‘Ben Bir Martı Olsam’ adlı türküyü seslendirdi.
Rumeli Müziği olarak bilinen Türk-Balkan ezgilerine ilgi duydu. Türk müziği teorisi üzerine çalışmalar yaptı ve unutulmaya yüz tutan halk müziği arşivlerini araştırdı. Türkiye ve Yunanistan’a pek çok ziyarette bulundu. Yunanistan başta olmak üzere, Trakya-Balkan bölgesini, köy köy, şehir şehir gezmiş, müziği kadar kültürünü, insanını da benimsemiştir.
90′lı yılların başında Kanada’da Balkan müzikleri üzerine tez hazırlarken İstanbul’a gelmiş ve kalmaya karar vermiştir. Türkiye’de bulunduğu beş yıl içerisinde Türk kültürü ve halk müziği ile yoğun bir şekilde iç içe yaşayan sanatçı pek çok özel gösteri ve festivalde sahne aldı.
Soprano ses tonuna sahip MacCrimmon, Selim Sesler’le kurdukları Karşılama adlı grup ve aynı isimli albümde türküler söylemiş, bu albüm ile 1998 senesinde June Ödülü’nü kazanmıştır. Ayrıca Baba Zula ve Mad Professor ile birlikte Psyche-belly Dance Music ve Duble Oryantal albümlerinde yer aldı.
İstanbul ve Kanada’da müzik eğitimini tamamlamıştır. Kanada’da yaşantısını sürdürmekle beraber halen Türkiye’ye gidip gelmekte ve hem ülkesinde hem de İstanbul’da farklı sanatçılarla sahne almaktadır. Yakın zamanda Beth Cohen, Paul Brown, Polly Ferber ave Haig Manoukian ile birlikte Orkestar Keyif adlı bir grup kurmuştur.
Kulak Misafiri’nde yer alan eserler
Evlerine Varagele Usandım Söz & Müzik: Traditional Turkish From Bulgaria
Kar Yapar Alçaklare Söz & Müzik: Traditional Turkish Rumeli
Dolama Dolamayı Söz & Müzik: Traditional Turkish
Oj Ti Mome Ohrigance Söz & Müzik: Koco Petrov & Ivan Terziev (Makedonya)
Yıldız Dağı İşte De Geldim Yanına Söz & Müzik: Traditional Turkish From Skopje (Üsküp)
Şemsiyemin Ucu Kare Söz & Müzik: Ahmet Sezgin
Getme Gel Söz: Traditional Azeri Müzik: Sayeed Rustemov
Kamran Olsam Söz & Müzik: Sevaş Çağman (Çoşkun)
Sabah Sabah Seyredelim Yalıyı Söz & Müzik: Traditional Turkish From Edirne
Kuşların Geçiş Taksimi Mussels In The Bay Söz & Müzik: Brenna MacCrimmon
Son Geçiş
Bugünden sonraki yaşamınızda yer edecek bazı sesler sadece cafrande.org’ta
2001 yılında bir Bulgar World Muzik grubu olarak kurulan Irfan, adını ruhani, mistik bilgi, bilme, anlama, kavrama gücü anlamından alıyor. Zamanın ötesinde şiirsel bir vokal ile genelikle mistik müzik öğleri taşıyan eserlere imza atıyor. Bulgaristan halk müziği geleneğinden beslenen grubun ortaya koyduğu çalışmalarda Balkan, Kafkas, Orta Doğu ve Kuzey Afrika müziğinden açık izler taşıyor, Bizans ve Ortaçağ Avrupa müzik mirasına ise manevi bir bağlılık görülüyor.
Alternatif dinleme linki
Grup vokalleri: Denitza Seraphimova ve Petya Urumova
Irfan – Seraphim Albümdeki Parçalar: 01. Simurgh 02. Invocatio 03. Hagia Sophia 04. Vernal Garden 05. Fei 06. Los Ojos de la Mora 07. Star of the Winds 08. Onvocatio II 09. Return To Outremer
İrfan çeşitli geleneksel ve ortaçağ müzik estrümanları, ud, saz, geniş kullanım için bilinen, viyola da gamba, tamburaya, kaval, duduk, ney, darbouka, daf, bodhran, zarb, riq, santoor vurmalı çalgılar gibi geniş bir alet yelpazesi kullanıyor.
2004 grubun adını taşıyan ilk albümü “Irfan” 2007 yılında “Seraphim” adlı bu albümü, 2009 yılında ise film müzikleri üzerinde çalışma yaptı.
Cafrande.org ile farklı renklere ve seslere yolculuğumuz devam ediyor. Çeşitli ülke ve halklardan seçtiğimiz müziklere bu hafta Kosovayı da katarak Balkan müziği arşivimize bir halka daha ekleyerek sürdürüyoruz.
Kosova hakkında kısa bilgiler: 10.912 km alana, 2 milyonun üzerinde nüfusa sahiptir. Kuzeybatısında Karadağ, kuzey ve doğusunda Sırbistan, güneyinde Makedonya ve güneybatısında Arnavutluk bulunmaktadır. En büyük yerleşim merkezi başkent Priştine’dir. İklimi karasal iklimdir. Kışları soğuk ve kar yağışlıdır, yazları ise sıcak ve kurak.
Kosova’nın topraklarının büyük bir kısmı dağlık arazidir. Makedonya sınırı boyunca Şar Dağları uzanmaktadır. Burada kış turizimi faaliyetleri yapılmaktadır. Brezovica en önemli kış turizmi kentlerinden birisidir. Kosova dağları çok yüksek ve dik yamaçlara sahiptir. 2656 m ile Djeravica zirvesi ülkenin en yüksek doruğudur. Drenica,Carraleva gibi kentleri bu bölgelerdeki yüksek yamaçlara kurulmuş yerleşim birimleridir. Kosovanın güneybatısında Arnavutluk Alpleri uzanmaktadır. Kuzeyinde ise Kopanik Dağları bulunmaktadır.
Dil Yapısı: Arnavutluk ve Makedonya Cumhuriyetiyle komşu olan Kosova’nın resmi dilleri Arnavutça ve Sırpçadır . (Kosova’da %90 Arnavut, %5 ise Sırplar yaşamaktadır). İki resmi dil olmasının sebebi Kosova Sırplarına, Birleşmiş Milletler tarafından özel azınlık hakları verilmesidir. 1989 yılına SSCB’nin yıkılışına kadar resmi dil olarak kabul edilen Türkçe, bu gün Kosova’nın belirli bölgelerinde konuşulmaktadır. Gilan şehri ile birlikte Kosova’nın dört şehrinde Türkçe resmi dil ilan edilmiştir.
Romanlar veya halk arasındaki tabirle Çingeneler Hindistan’ın Pencap-Sind nehir havzası boyunca Pakistan ve Afganistan’ın da içinde bulunduğu bölgelerden 1050 civarında İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmış Hint-Avrupa kökenli halkın adıdır. Roman halkının vatanlarını neden terketmek zorunda kaldıkları bugün bile yanıtsız kalmakla beraber günümüz tarihçileri içerisinde yaygın olarak kabul edilen teori; Mahmut Gazi’nin Sindh ve Penjap’ı işgali sırasında 500.000 Hintliyi esir aldığı bilinmekte olup, Hindistan’ı fetheden Müslümanların, Romanları köle olarak alıp ülkelerine götürülmesi olduğudur.
Günümüzde Romanlar dünyanın dört bir yanına dağılmış olarak yaşarlar. Büyük bölümü Avrupa’nın güney kesiminde toplanmıştır. 19. yy.ın sonlarına doğru Kuzey Amerika’ya da göç etmişlerdir. Ancak büyük bölümü yaşadıkları ülkede değişik adlarla anılsada gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur.
KARIŞIK / ETNİK / ÜLKE MÜZİKLERİ – GELENEKSEL ÇİNGENE MÜZİĞİ
Türü: Ülke Müzikleri Yapımcı: Ares Stüdyo/Konser: Stüdyo
Parça Listesi, Amari Szi Amari – Hungary, Tcai Shukaire – Bulgaria, Poljuscka Polye – Russia, Sutka, Zurna Oro – Macedonia, Bambi Saidi – Egypt, Konfetki Baranoçki – Russia, Ederlezy – Yugoslavia, Amsafar – Romal – Rajasthan, Cristo – Spain, Usti, Usti – Macedonia, BEsena Rovena – Albania. Saeto – Spain, Dvye Gitara – Russia, Keçka Çau Reş e Merke Avdal
Dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biri olan Romanlar Türkiye’de yoğun olarak Trakya’da, Çanakkale, Edirne, Düzce, Tekirdağ ve İstanbul yaşar.
Sanıldığı gibi romanları diğer insanlardan ten rengi, ırksal özellikler ya da dil ayırmaz. Esmer romanlar kadar beyaz tenli ya da sarışın Romanlar da vardır. Farklı ırklara mensup, farklı diller konuşan Roman grupları da vardır. Ama tüm Romanların ortak özelliği atalarının binlerce yıl boyunca göçebe zanaatçılıkla geçinmiş olmalarıdır. Bugün birey olarak bir Roman hangi mesleği yapıyor olursa olsun, insanlığın ilk zamanlarında atalarının göçebe zanaatçı olması onun da Roman toplumuna ait olduğunu gösterir.
Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa Romanlar’ın çok azı günümüzde göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Roman olmayanlarla evlenen Romanlar da vardır. Bazı ülkelerde de yerleşik yaşama zorlanmış, soykırıma uğramışlardır.
Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Romanlar’ın kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte bugün dünyada 3-4 milyon dolayında, Türkiye’de ise 750.000 dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir.
Nisan 1971′de, Romanlar’ın sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmış olup bu kongreye atfen, 1990′dan itibaren 8 nisan Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmaktadır
Dilleri
Romani Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran kolundan olup Sanskritçeyle benzerlikler göstermektedir. Romanlar kendilerine Rom derler. Rom, Çingenece’de (Romani dili) erkek ya da koca anlamına gelir. Bu dilin, eski ve artık ölü bir Hint dili olan Sanskritçeden (diğer Hint dilleri gibi) türediğinden sanılmaktadır. Bununla birlikte sözcük dağarcığında Yunanca, Türkçe ve Farsça sözcükler de vardır. Anayurtlarının Hindistan olduğu sanılmakla birlikte, Romanlarîn kökeni hâlâ tartışma konusudur. Tarihleri ile ilgili kayıt yoktur. Çoğu, yaşadıkları ülkenin dilini konuşur. Romanca ile yaşadıkları yörede konuşulan dilin karışımı bir lehçe konuşanlar da vardır. Örneğin, Fransa’dakilerin bir bölümü ve Almanya’daki Romanlar Romani ve Almanca karışımı bir dil konuşurlar. İngiltere ve Fransa’dakilerin başka bir bölümünün ise İspanyolca ile karışık bir lehçesi vardır. Bundan dolayı Roman Dili konuşulduğu yerlere göre farklılıklar gösterir. yerleşik bölgelerde dili o yöreye göre meğil vermiştir
Eleni Karaindrou (Ελένη Καραΐνδρου) Yunanistan’da Teichio adında bir köyde dünyaya geldi. Atina’da büyüdü. Hellenikon odion’da piyano ve teori eğitimi aldı. 1969-74 yılları arasında Paris’de etnomüzikoloji eğitimi alan sanatçı, Yunanistan’a dönüşünde Ora Kültür Merkezi’nde geleneksel enstrümanlar laboratuvar’ını kurdu. o günden itibaren de Yunanistan’ın müzikal kaynaklarının toplanması konusunda en önde gelen figürlerden biri olmuştur.
musicwebtown.com Canan’na…Eleni Karaindrou – The Weeding Meadow (OST)
Karaindrou’nun müzikal geçmişi sinema ve tiyatro ile iç içe geçmiştir. Bugüne kadar 18 film, 13 tiyatro oyunu ve 10 televizyon dizisi için müzikler bestelemiştir. Çoğunlukla Yunan yönetmenlerle çalışmış olsa da, Chris Marker, Jules Dassin ve Margarethe Von Trotta gibi isimler için de eserler vermiştir. 1982 yılından beri de dünyanın en önemli yunanistanın en iyi yönetmeni olan Theo Angelopoulos ile çalışmaktadır.
Filmi izlerken saklı sesler gizli bir keder ile nasılda dolaşıyor insanın kanında. Nasılda bir bıcak gibi deşiyor insanın içini. O muhazzam görseliğe eşlik eden ses ve sözler. Nasılda iyi anlatıyor kısa bir müzik up uzun bir ömrü. ve dakikalar ağır ağır ilerliyor çelişkilerle dolu yaşamın içinden. Öyle ki; filmin sonunda sanki iki farklı tarafta şavaşan iki kardeş değil de biz ölüyoruz seyrettiğimiz yerden…
Theo Angelopoulos üçlemesinin ilk filmi olan Ağlayan Çayır’da, (The Weeping Meadow) 1919-1949 arasında yaşanan bir hayat hikayesini anlatılıyor. Eleni, Odessa’da doğmuş fakat savaş döneminde hem annesi hem de babası ölmüştür. Alexis’in ailesi tarafından evlat edinilir ve aile Odessa’dan göç eder. Ağlayan Çayır, yeni bir kasabaya yerleşen aileyle beraber büyümeye başlayan çocukların, özellikle de Eleni’nin hikayesedir. Bu bir Yunan trajedisi diyen Angelopoulos, Eleni’yi (Troyalı Helen) bir simge olarak kullanmış. Bir kadının çocukluğundan başlayıp gençliğini, aşık oluşunu, sahip olduğu herşeyi kaybedip yeniden yalnız kalışını anlatıyor.Angelopoulos bu filmle, 2004 yılında Avrupa Film Akademisi Ödülleri’nden Eleştirmenler Özel Ödülü’nü kazandı. Üçlemenin ikinci filmi, 1953′te Stalin’in öldüğü gün Özbekistan’da başlayan bir yol hikayesi olacak.
Yunanistan’ın sinema ve müzik eleştirmenleri, Karaindrou’nun bestelerinin geleneksel film müziği kalıplarını aştığı konusunda hemfikirdirler. Onun müziği bir filme eşlik etmenin ötesinde, o filmin gerekli öğelerinden biridir. yazar Nikos Triantafillides; “yüzlerce metrelik tüm bu film şeritlerinde, Eleni’nin müziği ekranda görülmeyen kanı temsil ediyor. onun müziğinin sebatkar varlığı… lirizmin altında derinlerde kalan tinsel bir şeyleri ortaya çıkarıyor…” diyerek sanatçıya duyduğu hayranlığı dile getirmektedir.
Karaindrou’nun müziği “yaralayarak ve özgürleştirerek”, sinematik aksiyon ile birlikte izleyicinin yeni vizyonlar kazanmasına yardımcı olur. Onun müziği “film müziği” diye tanımlanamazsa da, sanki doğal olarak sinematiktir: duygusal bir atmosfer yaratırken, izleyici/dinleyiciye ince, sessiz ve derinden imalarda bulunur.
Dağların arasında izole edilmiş bir köyde doğan sanatçı, çocukluğunun seslerini halla belleğinde taşımaktadır: “rüzgarın uğultusu, tahta çatıdaki yağmurun sesi, akan sular. şarkılar söyleyen genç kızlar ve karın sessizliği. bazen ise, köy meydanında festivallerde çalınan flüt ve klarnetlerin dağlarda yaptıkları yankılar…”
“biz sırtüstü uzanmış, yıldızları sayarken, gece boyunca bir yandan mısır soyan bir yandan da yüksek perde sesleri ile çok güzel polyphonic şarkılar söyleyen köylü kadınları hatırlıyorum. kilise’de bizans melodileri ile ilahiler söyleyen adamları da çok iyi hatırlıyorum.” kilise deneyimlerinin yarattığı izlenimlerinin etkilerini “happy homecoming, comrade”(mutlu dönüş, yoldaş) adlı filmde gözlememek mümkündür: müzik bourdon veya drone bass ile icra edilmektedir.
Ailesi atina’ya taşınan Karaindrou, ilk kez gördüğü bu büyük kentte, arabaları, radyoyu ve filmleri keşfeder. Kaderin küçük bir cilvesi orlara yeni evi, bir açık hava sinemasının hemen yanındadır ve yatak odasından filmleri izleyebilmektedir. Sinema ve piyano (bir diğer yeni keşfi) arasında 8 yaşında olan Eleni hayatının tutkusunu bulmuştur.
Piyanonun başına ilk defa oturduğundan itibaren melodiler uydurmaya başlar. 1953-1967 yılları arasında on dört senesini Hellenikon Odion (atina konservatuarı) piyano ve teori eğitimiyle geçirmesine rağmen kendini “içgüdüsel besteci” olarak tanımlayan Karaindrou aslında kendi kendini yetiştirmiş bir müzisyendir.
1967 yılında, cunta yönetimi Karaindrou’yu Yunanistan’ı terk etmeye zorlar. Ufak çocuğunu da yanına alan sanatçının Paris’te geçireceği sürgün yılları Fransız hükümeti’nin verdiği bursla, hayatını derinden etkileyecek etnomüzikoloji eğitimi alarak geçecektir. “çocuğukluğumun müzikal dünyası hakkında daha fazlasını öğrendikçe, yavaş yavaş bilinçlendiğimi hissediyordum.” müziğin kökenlerine yaptığı yolculuk orkestra yönetimi ile birlikte ilerlemektedir.
Öğrencilik döneminde yazdığı bazı şarkılar, azımsanamayacak başarılar elde ettiyse de; Karaindrou müzikal çalışmalarından sapmayacaktır. Yazdığı şarkılar dünya çapında dolaşmaya başlasa da, o etnomüzikoloji çalışmalarına daha da derinlemesine dalmıştır.
Karaindrou’nun Paris yılları, kentte caz müziğinin en popüler olduğu bir döneme rast gelir. ilgi merkezi uzun bir süre klasik müzik olan, çalışmalarını tüm dünyanın folk müziği üzerinde sürdüren sanatçı, yavaş yavaş diğer müzikal formları da keşfetmektedir.
Atina’ya döndüğünde ora kültür merkezi’nde geleneksel enstrümanlar laboratuvar’ını kurar. third radio programme’ın etnomüzikoloji departmanında da çalışmalarını sürdürür. “1976 da ecm’yi keşfettim. sadece hislerime güvenerek, tüm ön yargılardan bağımsız bestelemeye başladım.” bu dönemde sinema ve tiyatro için eserler vermeye başlar.
Christofis’in 1979 yapımı “wandering,avarelik” filmi kendisi için bir dönüm noktası olur. konuya ve kamera hareketlerine tamamen içgüdüsel yaklaşan sanatçı, yaptıklarının film için tamamlayıcı bir öğe olup olamadığını başta kestiremez. yapım tamamlandığında, kendisi için en doğru bir mecrayı bulduğunu anlar: “bu benim için yeni bir başlangıçtı. “wandering” o günden beri içinde dolaştığım bir dünyanın kapılarını bana araladı. beraber çalıştığım yönetmenler bana sonsuz bir özgürlük verdiler ve onların imgeleri bana en derin duygularımı dışavurma olanağı vermiştir.”
Karaindrou bundan sonra kameraları “lirik” olan chistoforo chiristofis, lefteris xanthopoulos ve theo angelopoulos gibi yönetmenler ile çalışacaktır. “benim kamera hareketi ile olan ilişkim, senaryo ile olan ilişkimden daha önemli. elbette müzik, hikayenin altını çizmeli. ancak filmin anlamı her zaman senaryo ile anlaşılamaz. İmge ve müzik birleşip kelimeler ile kolayca anlatılamayacak olanı açıklarlar. Bazen senaryoya bakarsınız ve size hiçbir şey açıklamaz. harold pinter’ın dediği gibi gerçek anlam, kelimelerin ardındadır. elbette senaryo, mekan, aktör, montaj gibi öğelerden de etkilenip filme yardımcı olacak bir müzik yapmaya çalışıyorum. içerideki ritmi arıyorum, elbette etkileniyorum, nasıl olduğunu dile getiremem ama, angelopoulos un sekans çekimlerindeki iç hareketten etkileniyorum…ve sonra, montaj aşamasında, karelerin grenleri ve parlaklığı bana orkestrasyon ve renk için gerekli malzemeyi sağlıyor…”
1982 selanik film festivalinde jüri heyetinin başkanı olan Theo Angelopoulos Karaindrou’ya “rosa” filmi için en iyi film müzikleri ödülünü verir ve birlikte çalışmayı teklif eder. Bu işbirliği hemen meyveler vermeye başlar.
“genelde, daha ortada bir senaryo yokken, sadece ana konseptler belirginken çalışmaya başlarız. Angelopoulos çok hissedip az konuşan bir adam, bu yüzden onun çalışmasının köküne inebilmek ve ne istediğini tam olarak anlamak benim için önemli. bazen senaryo ortaya çıktığı zaman ben çoktan ana temayı bestelemişimdir.” Angelopoulos’un başyapıtı “Sonsuzluk ve bir gün” de sanatçı sinematografi ve müziğin uyumunun zirvesine ulaşır.
Bir yunan müzik eleştirmeni “Karaindrou bize düşleme şansı veriyor.” diyor, “ama düşlerin bize yeni sorumluluklar getirdiğinin de bilincinde olmalıyız. Angelopoulos, Chiristofis ve Xanthopoulos’un imgelerini hayal gücüyle kışkırtırken, bize modern yunan dünyasının ruhunu anlamamıza yardımcı oluyor…”
Bugünden sonraki yaşamınızda yer edecek bazı renkler ve sesler cafrande.org’ta Anadolu’nun yok olmaya yüz tutmuş etnik müziklerini toparlayarak geniş bir arşiv oluşturan Kalan Müzik, bu kez 1930′lu yıllarda Pontusluların kendi sesinden kaydedilen şarkılarından oluşan önemli bir albüme imza atıyor. Yaptığı arşiv çalışmaları nedeniyle Hollanda’dan “Prince Claus” gibi önemli bir ödülü almaya hak kazanan Kalan Müzik, arşivlerine eklediği ve Melpo Merlie Müzik Folklor Arşivi Dostları’nın hazırladığı “Pontus Şarkıları/ Songs of Pontus” adlı bu albümle beraber özel bir kitapcık veriliyor.
Karadeniz’den Yunanistan’a giden Pontusluların şarkılarının yer aldığı bu albüm daha öncede Yunanistan’da çıktı. Albümde 1930′lu yıllarda yapılan araştırmalarda kayda alınan Doğu Karadeniz’e ait 62 şarkı yer alıyor. Yıllar öncesinden kaydedilen ve günyüzüne çıkan bu şarkıların sözleri her ne kadar anlaşılmasada, müzikler ve sesler kulağa yabancı gelmiyor. Müzikseverler bu albümle, yıllar önce bu topraklarda beraber yaşadığı ve zorunlu sürgüne gönderilen, Pontus halkının kendi yöresel enstrümanlarından söylediği şarkılara kulak verecek. 1930′lı yıllarda Melpo Merlie ve araştırma ekibi Karadeniz bölgesine giderek, burada 104 şarkı kaydederler. Kaydettikleri şarkılardan 82′si Doğu Karadeniz Bölgesi’ne, 24′ü Kafkasya’ya, 32′si Trabzon ve çevresine, 26′sı da Gümüşhane bölgesine ait. Geriye kalan 22 parça ise Batı Karadeniz Bölgesi’nden derlenmiş. Gün ışığına çıkan şarkılar Yapılan bu çalışmada, Yunan halk müziği literatürünün alışagelmiş şarkılarının dışında, ilk defa gün ışığına çıkan şarkılar da yer alıyor. Geleneksel Yunan müziğinde rastlanılan güfte çeşitleri dışında albümde, özellikle ‘İamviko’ denilen 15 heceli güfteler ağırlıkta olup, Yunan adaları ve ana kara bölgeleriyle benzerlik gösteriyor.
Yöreninin müzik aletlerinden davul, zurna, kaval ve üç telli kullanan pontuslar, küçük telli kemençe kullanıyorlar. Pontus kemençesi tamamıyla kendine özgü çalma tekniği ile kendini gösteriyor. CD ile birlikte çıkan özel kitapta, Melpo Merlie ve Dimitris Laukopoulos’un öncülüğünde yapılan kayıtlar sırasında müzisyen ve şarkıcıların kendi anlatımlarından derlenmiş biyografileriyer alıyor. Albümde sesleriyle yer alan isimlerin hemen hemen hepsi Karadeniz’de doğmuş, sürgün hayatı yaşamış; bazıları ise şu anda hayattalar. Kitapta, Pontus halk danslarının yanında, CD’de bulunan şarkılarla ilgili kısa bilgiler ve Pontus danslarına ilişkin resimlerde bulunuyor.
CD-1
01- Kirk Kirmizi Elma – Lazikon (Enstrümantal) (2:54) 02- Evin Çok Küçük (1:09) 03- Uyudugum Yerde Ana (3:06) 04- Ölürsem Ana (3:07) 05- Güvercin Uçarken (1:42) 06- Senin Için Kiz (1:48 ) 07- Yeni Yil Sarkisi (1:10) 08- Annecigim (0:50) 09- Kilisede Ayin Yapilir (2:36) 10- Lemona (1:32) 11- Günes Anasina Gidiyor (2:02) 12- Zeytin Gözlüm (3:26) 13- Timisman (3:29) 14- Sanki Küçük Çocuksun (3:26) 15- Ugurlama (3:28 ) 16- Agit (3:24) 17- Sera Dansi (2:36) 18- Size Kimi Gördügümü Anlatayim (3:09) 19- Kiz Çagir Beni (3:30) 20- Bu Gece Bir Rüya Gördüm (3:39) 21- Santa Dansi (3:26) 22- Yalniz Yanni Ve Kurtadam (3:15) 23- Kil Köprüsü (3:20) 24- Ben Kizimi Toprak Onu… (3:17) 25- Bir Yildiz Dogdu (1:41) 26- Enstrümantal (1:52) 27- Aleksios’un Hikayesi (1:24) 28- Yusuf’un Hikayesi (1:05) 29- Yemen’in Öyküsü (3:01)
CD-2
01- Bir Zamanlar Santa’da 02- Bir Gün Hareket Ettim 03- Haber Verip al beni Kızım 04- Nişanlanana Ne Mutlu 05- Kraliyet Yollarında 06- İsa doğuyor 07- Aziz Vasil Geliyor 08- Aşk Olsun 09- Güneşin Kalesi 10- On iki Yaşında Deliknalı olsam 11- Kurban Olayım Sana MEryem ana 12- Çimende Oturuyorum 13- Bugün Pazar 14- Türk Muhacir Türküsü 15- Ağıt 16- Beni Hasatalık bitirecek 17- Maçka Uzun Havası 18- Ne olup bitiyor 19- Tonya Havası 20- Kars Havası 21- Zamanın az Olsun 22- Harman Dalı 23- Kromni’nin Aya Teodorisi’nde 24- Gel Uykum 25- Akritas Tarla Sürerken 26- Kocanın Ruhu İçin 27- Ana Uzak Tepede 28- On İki Yaşında Delikanlı olsam 29- Kıl Köprüsü 30- Enstrumental 31- Uzun 32- Ev Kadını Teyze 33- Enstrumental
Katkıda Bulunanlar Mastering: Yannis Hristodoulatos Prodüktör: Markos F. Dragumis Prodüktör: Thanasis Moraitis Yayına Hazırlayan: Thanasis Moraitis Yayına Hazırlayan: Markos F. Dragumis Metin Yazarı: Markos F. Dragumis Metin Yazarı: Dimitris Loukopoulos Metin Yazarı: Hristos Samouilidis Türkçe Çeviri: Anna Kondu Türkçe Çeviri: Vula Berber Koordinasyon: Stelyo Berber Restorasyon: Yannis Hristodoulatos Müzikolojik Analiz: Markos F. Dragumis Şarkı: İoannis Haralambidis Şarkı: Ksanthippi İosiffidou Şarkı: Athina Korsavidou Şarkı: Vasilis Papantoniou Şarkı: Nikos Tiftikidis Şarkı: Vasilis Yfantidis Şarkı: Nikos Halivoopoulos Prodüksiyon: Melpo Merlie Müzik Folklor Arşivi Dostları Mastering: Athens Mastering Grafik Tasarım: Arternatif Baskı: FRS Matbaacılık Telif Hakları: Müzik Folklor Arşivi Fotoğraf Arşivi: Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Restorasyon: Athens Mastering
Enstrumanlar Karadeniz Kemençe: İoannis Haralambidis Karadeniz Kemençe: Nikos alivoopoulos Karadeniz Kemençe: Nikos Tiftikidis Karadeniz Kemençe: İoannis Orfanidis Karadeniz Kemençe: Theodoros Mistakopoulos Tulum: Georgios Halkidis Tulum: Georgios Paraskeuopoulos Kaval: Georgios Panayotidis Kaval: Eustathios Mihailidis
Avusturya’ya göç etmiş Karedenizli bir ailenin kızı olan Fatima Spar, Balkan, Türk ve Gypsy müziğini özgün besteleriyle birleştiren new orleans swing, punk ve jazzla harmanlıyor. 2006 yılında Avusturyali, Ukraynali, Makedon ve Sirp üyelerden oluşan Freedom Fries adlı grub ile birlikte “Zirzop” adlı ilk albümünü, 2008 yılında “Trust” adlı ikinci albümü çıkardı. Şarkılarının yarısına yakını Türkçe seslendiren Fatima Spar, Türkiye de pek tanınmadığı halde yurdışında yabancılara Türkçe jazz yapan ender sanatçılardan biridir.
Fatima Spar & the Freedom Fries – groove balkanique au Womex 2008
MusicWebTown.com
Albüm Adı : Fatima Spar & The Freedom Fries – Zirzop Tür : World/ Balkan/ Caz Çıkış Tarihi : 15.05.2008 Yapımcı Firma : Geco Tonwaren
Albümdeki Şarkılar : 01 Zirzop 5:11 02 Kızılcıklar oldu mu? 5:03 03 Bosa Noga 4:24 04 Egyptian Ella 4:02 05 At home 0:21 06 Istanbul… 4:20 07 Kibirli Ceviz 4:54 08 Candy Shop 4:02 09 Standstill 5:12 10 Andrej’s Night 4:33 11 Joseph Joseph 4:25 12 W 3:49
Akordeondaki ustalığının yanı sıra yaptığı etnik müzik çalışmalarıyla Anadolu kültürünün müzik arşivine büyük katkıda bulunan Muammer Ketencoğlu öncülüğünde Brenna McCrimmon, Sumru Ağıryürüyen ve Cevdet Erek’in emeğiyle ortaya çıkmış başarılı bir albüm.
Muammer: Az gittim, uz gittim, geçtiğim yerlerden türküler topladım. Bir gün öyle bir yere geldim ki, kokusu başka bir yere bırakmadı beni. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladık. Başta yabancıydık birbirimize, sonra dostlarım oldu her biri. Dağlarla özdeş Balkan yurdundan türlü çiçekler derledik ve bunları türlü yerlere taşıdık. O büyüleyici kokuları başkaları da duysun diye… Dört kişi yola koyulduk. Az gittik, uz gittik… Muammer KETENCOĞLU (Akordeon, vokal) Brenna MCCRIMMON (Vokal) Sumru AĞIRYÜRÜYEN (Vokal, mandolin) Cevdet EREK (Vurmalilar)Brenna: Kuşkusuz müzik evrensel bir dil. Ama su yalnızca bir başlangıç. Evinizde rahat rahat otururken, müzik sizi alıp nerelere götürmez ki. Gönülden gönüle gezinir. Onunla başkalarını neşesini, kederini tanırız, başkaları da bizimkini. Bize eskileri, tarihi anlatır; kah herkesin kabul ettiği, kah üzerinde tartıştığı basit gerçekleri, zor gerçeklikleri dillendirir. Bizimle gülün, bizimle ağlayın, bizimle söyleyin, bizimle dans edin… Ayde mori!
Brenna, Balkan müziğiyle 1994’te tanıştı ve yaşadığı Toronto’da Makedon ve Türk folklor gruplarıyla çalıp söyledi. Türkiye’de kaldığı sürede, hem Muammer, Sumru ve Cevdet’le söyledi, hem de Selim Sesler’le birlikte Karşılama adlı grubu kurdu. En son projesi eski İstanbul müziği çalıp söyleyen Amerikalı müzisyenlerden oluşan bir grup olan Orkestra Keyif…
Muammer, çocukken politik bilinçlenmesi dahil pek çok şeyi Balkan radyolarını dinleyerek öğrendi, müziklerindense büyülendi. Çeşitli koşuşmalar sonrasında yine kürkçü dükkanı, akordeonuna döndü. Önce Sumru’yla, sonra ötekilerle buluştu.
Sumru: Dilini bilmediğin şarkıları dinlemek, üstelik bir de utanmadan onları çalıp söylemek… Tıpkı başka dünyalara yolculuk etmek gibi…
Sumru, Latincesi Sterna Hirundo; çatal kuyruklu bir deniz kırlangıcı. Bacakları kısa olduğundan hızlı yürüyemez. Kutup sumrusu her yıl üşenmeden kalkıp bir kutuptan öbürüne göç eder; yolda dünyanın sesini nefesini dinler.
Cev: Muammer abi, bir ara birlikte çalmıştık, hatırladın mı? Cev, 1991’den itibaren Nekropsi’de davul çaldı; 1997’de kendi rızasıyla kaçırılarak gruptaki vurmalıları teslim aldı.
Balkan ve Anadolu halk şarkılarını Türkçe ve Yunanca seslendiren Bosphorus Topluluğu’nun Heybeli’den Son Vapur (2005), Anadolu Feneri -Türk ve Rum Aşk Türküleri (1997) ve Balkan Düşleri (1998) adlı yayınlanmış üç albümü var. Topluluk, alevi deyişlerinden, zeybeğe, Yunan halk müziğinden Türk sanat müziğine uzanan geniş bir yelpazeye sahip.
Bosphorus Topluluğu – Balkan Düşleri Albümdeki Parçalar: 01. Monahoyios O Kostantis (Biricik Oğul Konstanti) 02.Ezim Ezim Eziliyor Yüreğim 03.Anathema Ton Aitio (Günahı Boynuna) 04. Ela Gözlüm Pirim Geldi 05. Thakrizo Ne Parapono (Dökülür Acıyla Göz Yaşlarım) 06 . Misevo Ex Aitias Sou (Senin Yüzünden Kaçtım Yaban Ellere) 07. Zeybek 08.Ta Matoklada Sou (Ah O Kirpiklerin!) 09.Dün Gece Yar Hanesinde 10.San Pas Sta Xena (Yaban Ellere Gidersen) 11. Petrathaki-Petrathaki (Taş Üstüne Taş Koyup) 12.Bad-ı Saba 13. Madem Ki Ben Bir İnsanım 14. Anne (Mana)