jump to navigation

Ve İnsan Otomobili Yarattı | Yürüyen Bant – İlya Ehrenburg Ağustos 28, 2010

Posted by cafrande.org in : Güncel Hayat - Current Life, Kitap Kitaplık - Book Library , add a comment

Pierre Chardain montaj hattında çalışır. Arka suspansiyon yayını monte eder. Elinde yay kelepçesi vardır. Şasi hareket eder. Pierre Chardain’in bir dakika on iki saniyesi vardır. Kelepçeyi sıkıştırır. Gerektiği gibi çalışır. Ne de olsa üç çocuğu vardır. Saatte dört frank yetmiş beş santim ücret alır. Fazlasını ister. Yeni bir yatak almak istemektedir çünkü. Aydınlık bir apartman dairesinde oturmayı bile düşlemektedir. Oturduğu yerin pencereleri yüksek duvarlarla çevrili küçük bir avluya bakar. Dört yaşına gelen küçük kızı bir türlü yürümeye başlamamıştır. Çok şeyler düşler o. Kelepçeleri daha hızlı bağlamaya çabalar. On saniye, ya da yirmi saniye kazansa, kardır.

Toplam okunma (9057) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır | Aşk Üstüne – Michael De MONTAIGNE Ağustos 18, 2010

Posted by cafrande.org in : Edebiyat - Literature, Kitap Kitaplık - Book Library , 1 comment so far

Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, gibi geliyor bana. Venüs’ün bize verdiği şey sonunda bir boşalma hazzı değil mi? Tıpkı doğanın başka taraflarımızın boşalmasına kattığı haz gibi. Bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık yüzünden kötülük haline geliyor. Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o acayip gıdıklama, Zenon’u, Kratippos’u düşürdüğü o delice, budalaca, saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor?

Toplam okunma (1188) Bugün(2) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar – Arthur Schopenhauer Ağustos 14, 2010

Posted by cafrande.org in : Kitap Kitaplık - Book Library , 1 comment so far

En değersiz gurur, milli gururdur. Bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. Çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyarbilirki başka türlü? Dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. Ama dünyada gurur duyabilecek hiç bir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar. Şükür ki yüz tane ahmak bir araya gelse bir tane akıllı adam etmez.
- Dikensiz gül yoktur ama gülsüz pek çok diken vardır.
- Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır.

Toplam okunma (28300) Bugün(4) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Tarihte Zorun Rolü – Friedrich Engels | Bismarck’ın Kan ve Zulüm Politikası Üzerine Bir Çalışma Temmuz 31, 2010

Posted by cafrande.org in : Felsefe - Psikoloji - Philosophy, Kitap Kitaplık - Book Library , add a comment

“Demek ki, tabanca kılıcı yener ve, zorun yalın bir irade işi olmadığını, ama kullanılması için çok gerçek önkoşullar, özellikle en yetkin olanların o kadar yetkin olmayanları altettiği aletler istediğini; ayrıca bu aletlerin üretilmesi gerektiğini, bunun da en yetkin zor araçları, kabaca söylemek gerekirse en yetkin silahlar üreticisinin, o kadar yetkin olmayanların üreticisini yendiği anlamına geldiğini, ve kısacası zorun utkusunun silah üretimine, ve silah üretiminin de genel olarak üretime, yani … “iktisadi güç”e, “iktisadi durum”a, zorun emrinde bulunan maddi araçlara dayandığını, en çocuksu belitler amatörü bile kuşkusuz düşünecektir.

Toplam okunma (14572) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Slavoj Zizek: Küresel kapitalist sistem kıyamet gibi bir sıfır noktasına yaklaşıyor Temmuz 13, 2010

Posted by cafrande.org in : Güncel Hayat - Current Life, Kitap Kitaplık - Book Library , add a comment

Akademik çevrelerde karmaşık felsefi, politik ve psikanalitik kavramlarıyla  gönüllerde taht kurmuş Dünyanın en ünlü Marksistlerinden biri olan Slovenyalı düşünür  Slavoj Zizek  son kitabı Living in the End Times, İngiltere’de yayımlandı. “Bitiş Zamanlarında Yaşamak” adıyla çıkan bu kitap, kapitalizmin kıyamet habercisi gibi dursa da, aslında kapitalizmin içinde bulunduğu ölümcül krizi ele alıyor. Kitap üzerine;  Zizek BBC’nin kapitalizmin sonunun geldiğini mi düşünüyor?,  Yerine ne öneriyor? gibi sorulara cevap aradığı  söyleşi aşağıdan izleyebilirsiniz.

Toplam okunma (8077) Bugün(2) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Özgürlük vaat eden liberalizmin bireyi insanlıktan çıkarıp böceğe dönüştürmesinin kısa öyküsü Temmuz 12, 2010

Posted by cafrande.org in : Edebiyat - Literature, Kitap Kitaplık - Book Library , add a comment

Pazarlamacı Gregor Samsa’nın devcileyin, bir böceğe dönüşümü, Değişim öyküsünün henüz ilk cümlesinde gerçekleşir. Daha yerinde bir söyleyişle, ilgili cümleden önce olup biter bu dönüşüm. Antik bir tragedyadaki gibi, öyküde olayın yalnızca son perdesinin sergilendiği görülür. Klasik dramaturginin temel öğesinin, yani kahraman tarafından işlenen suçun ne olduğu sorusunun ve bu soruya verilecek yanıtın öykünün akışı içinde yavaş yavaş oluşturulması, Değişim’de kendinden emin bir tutumla bir yana bırakılır. Okuyucu, cinayeti işleyen kişiyi kıskıvrak yakalanmış karşısında gören, ama işlediği suç ve peşine düşülmesinin haklı nedenleri konusunda tam bir kuşku içinde bulunan bir dedektifin rahatsızlığını yaşar.

Toplam okunma (7463) Bugün(0) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Konfüçyüs: “Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız” Temmuz 11, 2010

Posted by cafrande.org in : Genel Kültür - General Culture, Kitap Kitaplık - Book Library , add a comment

Bir gün öğrencilerinin tam karşısına geçen Konfüçyüs, elinde tutuğu vazoyu tüm öğrencilerin görebileceği şekilde havada kaldırdı. Diğer elinde duran elmayı ise öğrencilerin meraklı bakışları arasında vazonun içine bıraktı. Daha sonra vazoyu yere koydu ve öğrencilerine; ” Bu elmayı vazodan çıkarmayı başaran kişi elmayı yiyebilir” dedi. Çocuklardan elmayı çıkarıp, yemek isteyen biri hemen atılıp elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı çıkarmak için uğraşıp durdu. Ancak bir türlü vazonun daracık azğından elini ve elmayı aynı anda çıkarmayı başaramıyordu.

Toplam okunma (18043) Bugün(1) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Oğuz Atay: Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım Temmuz 9, 2010

Posted by cafrande.org in : Edebiyat - Literature, Kitap Kitaplık - Book Library , add a comment

Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım derdi resim yapmayı sevdiğim halde denizin mavisini bilmezdim yaprağın yeşilinin her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim seni tanıdıktan sonra o güne kadar tabiat resmi yapmayı sevmediğim halde bir ağaç bir yaprak küçük bir ot bile çizmiş olmadığım halde ve daha çok kitaplardan kopyalar yapmakla yetindiğim halde ve insan resimlerini fotoğraflardan kareyle büyütmeyi kolayıma geldiği için tercih ettiğim halde seni tanıdıktan sonra gözleri yeni açılmış bir küçük hayvan gibi çevreyi şaşkın ve hayran bakışlarla insanı ve insan olmayanı ayırmadan incelemeye başladım

Toplam okunma (9085) Bugün(3) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Rüyalarımda bile dilimi kaybetmeyeceğim | Di xewnan de jî ez ê zimanê xwe winda nekim Temmuz 9, 2010

Posted by cafrande.org in : Güncel Hayat - Current Life, Kitap Kitaplık - Book Library , 1 comment so far
Bazen ülkemde kelimelerin eksikliğini hissederim Lı welatê xwe carna hest dıkım ku gotın tunene
Hissederim ne zamanki çiçekçi kadın
Konuşmaz benimle benim dilimden
Kaybolur mavi hercaimenekşelerle dolu bir çayır,

Çi cara ku gulfiroşek
Napeyive bi min re bi zimanê min
Winda dibe mêrgek bi binefşên xwe yên hercayî
Ne zamanki kaportacıda
Benim dilimden konuşulmaz
İçimde bir şeyler paslanır,

Çi gava li tamîrxaneyekê
Napeyive kes bi zimanê min
Di dilê min de tiştek zengarî dibe

Toplam okunma (7439) Bugün(1) Son okunma tarihi (02 September 2010)

Dostoyevski’nin ilk romanı İnsancıklar: “Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır” Temmuz 3, 2010

Posted by cafrande.org in : Edebiyat - Literature, Kitap Kitaplık - Book Library , add a comment

Dostoyevski’nin 24 yaşındayken yazdığı ve ilk romanı olan “İnsancıklar” (1845), onun yazın yaşamına çok başarılı bir giriş yapmasını sağladı. Aynı zamanda İlk Rus toplumsal romanı sayılan İnsancıklar’ın ana teması diğer Dostoyevski romanlarında olduğu gibi “acıma” dır. Eserin ortaya çıkışı ilginçtir: Yazar eseri bitirir bitirmez bir arkadaşına okutur, o da eserden o kadar etkilenir ki romanı hemen gecenin bir yarısı döneminin önemli şairlerinden Nikolay Nekrasov’a götütür. Romanı “başyapıt” olarak tanımlayan Nikolay Nekrasov, ertesi gün romanın el yazmalarını yakın arkadaşı ve döneminin saygın eleştirmenlerinden Belinski’ye götürür. Belinski de romanı kısa sürede okur ve roman hakkında şunları yazar:

Toplam okunma (8148) Bugün(2) Son okunma tarihi (03 September 2010)

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 sonraki >