17. ve 18. Yüzyıllarda İtalya’da Opera ve Osmanlı Etkisi – Filiz Ali

1600 yılının 6 Ekim günü Floransa’da Pitti Sarayı’nda Medici ailesi, Fransa tahtına ikinci gelinini göndermek üzere göz kamaştırıcı bir düğün töreni düzenlemişti. Floransa Gran Dükü I. Ferdinando’nun yeğeni, I. Francesco’nun kızı Maria de’Medici, Fransa Kralı IV. Henri ile evleniyordu. Kral düğüne gelmemiş, elçilerini vekâleten yollamıştı.

IV. Henri’nin çok maceralı bir geçmişi vardı. Navarre kralı olan Henri Protestan’dı. Medici ailesinin Fransa’ya gönderdiği ilk gelin olan Catherine de’Medici, Katolikler ve Protestanların arasındaki kavgalarını yatıştırmak için Henri de Navarre ile kızı Marguerite de Valois’yı evlendirmeye karar vermiş ama düğün gecesi Katolikler, düğüne gelen Protestanları kılıçtan geçirmişlerdi. O gece olanlar tarihE St. Bartolomeo katliamı olarak geçmiştir.

Henri de Navarre katliamdan canını zor kurtarmış ve karısı Marguerite (Margot) ile bir süre sürgünde yaşamış, Margot’dan çocuğu olmamış ve sonunda boşanmıştı. Katolik ve Protestan kavgası devam etmekteyken Catherine de Medici’nin bütün erkek evlatları birbiri ardına Fransa tahtına çıkıp, yine birbiri ardına öldükten sonra, taht nihayet Henri’ye kalmıştı. Medici ailesi Fransa üzerindeki etkisini yitirmemek uğruna çok yüklü bir çeyizle birlikte Maria de’Medici’yi, Henri ile evlendirdiler.

Düğün eğlenceleri arasında yepyeni bir gösteri yer aldı. Yunan mitolojisinin en tanınmış öykülerinden biri olan Orfeo ve Eurydice öyküsünün müzikli sahne eseri olarak gösterimiydi bu. Gösterinin librettosunu Floransa’lı soylu şair Rinuccini yazmıştı, müziklerin bir bölümünü Jacopo Peri, bir bölümünü de Guilio Caccini bestelemişti. Dekorları, kostümleri ve dansları, Floransa Camerata’sının üyeleri aralarında iş bölümü yaparak gerçekleştirmişlerdi. Gösteri, yedi bölümden oluşan müzikli sahnelerden ibaretti. Üstelik konu her ne kadar mitolojik ise de bölümlerin en az ikisinde Hıristiyan liturjisine paralel göndermeler vardır.

La camerata fiorentina, yani Floransalı Dostlar, sanat ve edebiyat meraklısı birkaç Floransalı soylunun, Kont Giovanni Bardi di Vernio’nun evinde toplanarak antik Yunan sahne sanatları, edebiyatı, plastik sanatları ve felsefesi üzerine yaptıkları okumalar ve tartışmalar sonucu oluşan bir çeşit “sanat derneği” veya “akademi” idi. 1572 yılı dolaylarında başladı bu toplantılar. Katılanlar arasında ünlü astronom Galile’nin babası Vincenzo Galilei de vardı. Vincenzo Galilei, madrigaller, lavta müzikleri bestecisi ve şarkıcı olarak tanınırdı. Ancak, daha da önemlisi Camerata’nın kuramcısı ve eylemcisiydi.

Antik Yunan müziği araştırmalarını içeren Dialogo della musica antica, et della moderna adlı kitabında Camerata’nın felsefesini oluşturuyordu. Antik Yunan tiyatrosu olgusunu modern zamanlarda yeniden canlandırmak, ya da yeniden yaratmaktı Camerata’nın amacı. Antik Yunan tiyatrosunda kahramanların sözlerinin anlaşılması için melodik bir deklamasyon kullandıklarını, çalgıların bu melodilere, melodileri bastırmayacak biçimde eşlik ettiklerini, koro ve danslarla konunun renklendirildiğini biliyorlardı ve özellikle 16. yüzyılda müzik sanatını egemenliği altına alan polifonik yazının, çok katmanlı çok-sesliliğin gitgide karmaşıklaşmasına bir reaksiyon olarak müziğe yeni bir anlam kazandırmaktı amaçları. Böylece Polifoni’nin karşısına Monodi ile çıkıyorlardı. Opera sözcüğü henüz kullanılmıyordu. Yeni sanata “dramma per musica”, yani müzikli dram dendi.

Bardi, 1592’de Roma’ya çağrılınca toplantılar bir başka Floransalı soylunun, amatör besteci Jacopo Corsi’nin evinde yapılmaya devam etti. Camerata üyeleri arasında şair ve librettist Ottavio Rinuccini, Floransa Dükalık Sarayı’nın tiyatro, güzel sanatlar ve müzik işlerini yürüten besteci Emilio de Cavalieri, Jacopo Peri ve Giulio Caccini bulunuyordu. 1597’de Rinuccini’nin Dafne adlı librettosunu Peri müziklendirdi. Ancak ilk opera olarak bildiğimiz Eurydice’nin bazı bölümlerini Peri, bazılarını da Caccini bestelemişti.

Floransalı “dramma per musica” bestecileri bu stilin öncüleriydi. Ne var ki Floransalı soylu besteciler Antik Yunan tiyatrosunu yeniden canlandırmak amacıyla bambaşka bir biçim yaratmışlar ama bu yeni biçimi geliştirmek başkalarına, özellikle de Cremona’da doğmasına rağmen sonradan Venedikli olan Monteverdi’ye nasibolmuştu.

17. yüzyılın ikinci yarısında Venedik, opera sanatında liderliği Floransa’nın elinden aldı ve önce Monteverdi daha sonra Cavalli Venedik operasını geliştirerek Floransa’nın öncülüğünü elinden aldı.

Operanın doğuşundan yüz yıl sonra 1706’da Floransa Gran Dükü II. Ferdinando de’ Medici gibi sanat ve ilim meraklısı bir soylu sayesinde “dramma per musica” stili yeniden Floransa’ya kısa bir süre için de olsa döndü. Ferdinando, Floransa Bilim Akademisi’ni, meteoroloji rasathanesini kurup Galileo Galilei’yi himaye eden, Palazzo Pitti’de Tıp Akademisi kuran, hükümdardı. Ayrıca, Alessandro Scarlatti’ye operalar sipariş ederek Medici ailesinin sanat patronluğunu yeniden canlandırmıştı. Il Gran Tamerlano operası, Ferdinando’nun ünlü Napoli’li besteci Alessandro Scarlatti’ye ısmarladığı ilk operaydı. Eserin librettosunu Antonio Salvi, Fransız yazar Pradon’un Tamerlan ou la mort de Bajazet adlı oyunundan uyarlayarak yazmıştı. Ferdinando v e Scarlatti arasında gidip gelen uzun yazışmalar sonucu Il Gran Tamerlano operası 1706 yılı yazında Medici’lerin Pratolino’daki yazlık villalarında sahnelendi.

TÜRK KONULU OPERALAR

16. yüzyılda özellikle Kanuni Sultan Süleyman zamanında Avusturya İmparatoru Ferdinand’ın elçisi olarak İstanbul’da bulunan Ogier Ghiselin de Busbecq’in 1581 yılında Antwerp’te yayınlanan Itinera Constantinopolitanum başlıklı Türkiye Mektupları dolayısıyla Avrupalı okur yazarların Osmanlı İmparatorluğu tarihine ilgi duymaları sağlanmıştı.

Busbecq’den önce Sultan Süleyman konusu üzerine anılarını yazan bir başka Avrupalı, Nicola de Moffan adında bir Burgonyalı idi. Türklere esir düşerek İstanbul’da birkaç yıl yaşamış olan Moffan, 1555’te Basle’da yayınlanan Briefve Narration de la grands cruaute et parricide de Soltan Solyman adlı anıları ile Osmanlı saray entrikalarını ve özellikle Kanuni’nin oğlu Mustafa’yı öldürtmesi olayını Avrupalı okurlara nakletmişti. Kısa bir süre sonra 1561’de Gabriel Bounin adlı bir Fransız yazar Moffan’ın anılarından yararlanarak La Soltane adlı bir oyun yazdı. Bu eser Fransızca ilk Türk konulu trajediydi. Aynı konuyu ele alan George Thilloy adında bir başka Fransız yazarın Solyman II, Quatorziesme Empereur des Turcs adlı trajedisi 1608’de sahnelendi ve 1617’de yayınlandı. Aynı yıl Fransız tarihçi Michel Baudier, Inventaire de l’histoire générale des Turcs adlı kitabını yayınladı.

IL SOLIMANO

Buraya kadar Kanuni Sultan Süleyman ve dolayısıyla Osmanlı ile ilgili yayınların Fransa’da yoğunlaştığını gördük. Ancak, 1619 yılında Kont Prospero Bonarelli della Rovere e da Ippolita di Montevecchio adlı soylu bir İtalyan şairin, Il Solimano trajedisini yazıp Toscana Gran Dükü II. Cosimo de Medici’ye ithaf ettiğini ve eserin Floransa’da basıldığı görüyoruz. Bonarelli’nin trajedisi Venedik’te ve Bolonya’da defalarca oynandıktan sonra yine Fransız yazarlarının dikkatini çekti ve Charles Vion Dalibray adındaki yazarın Bonarelli’nin oyunundan uyarladığı Le Soliman adlı oyunu 1637 yılında Paris’te yayınlandı, Marais’de sahnelendi.

Fransız ve İtalyan yazarların Kanuni Sultan Süleyman ile Rosselana diye adlandırdıkları Hürrem Sultan’a ve Şehzade Mustafa’nın öldürülmesine ilişkin trajedilerinin opera konusuna dönüşmesi için bir yüzyıl geçmesi gerekiyordu. Konuyu ilk kez ele alan Johann Adolf Hasse adında bir Alman besteciydi. Hasse, Dresden Saray bestecisiydi ve görevi saray tiyatrosu için operalar bestelemekti. İtalyan stilinde operalar günün modası olduğundan, hem besteci Hasse hem de saray ahalisi Alman olmalarına rağmen operalar İtalyanca yazılıyor ve İtalya’dan angaje edilen İtalyan şarkıcılar tarafından İtalyanca oynanıyordu. Dresden Saray şairi ve librettist Giovanni Ambrogio Migliavacca, Bonarelli’nin trajedisinden epeyce yararlanarak ama kişilerin adlarını ve olayların akışını değiştirerek yazmıştı librettoyu. Solimano operası 1753 yılının Karnaval şenlikleri sırasında Dresden Saray Tiyatrosu’nda sahnelendi ilk kez. Sahne tasarımını yine Dresden Sarayı hizmetinde olan 18. yüzyılın ünlü sahne mimarı Guiseppe Galli Bibiena gerçekleştirmişti.

Migliavacca’nın Solimano veya Il Solimano adlı librettosunu daha sonra çok sayıda besteci yeniden ele aldı. Sırasıyla Michelangelo Valentini, Giovanni Battista Pescetti, Antonio Ferradini, Pasquale Enrichelli, Tommaso Traetta, Baldassare Galuppi, Gregorio Sciroli, Daviz Perez, Johann Gotlieb Naumann gibi bugün unutulmuş besteciler 1756 ile 1782 yıllar arasında birer Solimano operası bestelediler. Bunlar arasında şimdilik sadece Hasse’nin Solimano operası yeniden canlandırıldı, 1999 yılı Şubat ayında Berlin’de Unter den Linden caddesi üzerindeki tarihi Staatsoper’de Réne Jacobs yönetiminde, Concerto Köln orkestrası eşliğinde görkemli bir prodüksiyon ile başarıyla sahnelendi.

IL TAMERLANO

Osmanlıların 4. Padişah’ı Yıldırım Beyazıt’ın Ankara Savaşını kaybedip Timur’a esir düşmesi ve trajik ölümü Batılı yazarların oldum olasıya ilgisini çekmiştir. 16. ve 17. yüzyılda konuyla ilgili tiyatro eserlerinin yazarları, kaynak olarak 1423-1490 tarihleri arasında yaşamış olan Bizanslı tarihçi Laonicus Chalcocondylas ile 1589-1645 tarihleri arasında yaşamış olan Fransız Tarihçi Michel Baudier’nin yazdıklarına başvurmuşlardır. Fransa’da 1648’de yayınlanan Le Grand Tamerlan et Bajazet adlı trajedinin yazarı Jean Magnon her iki kaynaktan da yararlanmış ama kendi düş gücüne de dayanan sahneler yaratmıştır.

Yirmi yıl sonra bir başka Fransız yazar, Jacques Nicolas Pradon, Tamerlan ou la mort de Bajazet adıyla bir trajedi yazdı, bu eser 1675 yılında Paris’te oynandı ve 1676’da da yayınlandı. Pradon eserine kaynakça olarak Chalcocondylas, Jean du Bec-Crespin ve Magnon’un eserlerini gösteriyordu.

İtalyan sahnesinde Il Tamerlano ilk kez 1699’da Bolonya’da Accademia degli Ardenti Tiyatrosunda boy gösterdi. Ancak, bu temsille ilgili program broşüründe ne yazarın ne de bestecinin adı vardı. 1706’da daha önce de söz ettiğimiz Alessandro Scarlatti’nin bestelediği Il Gran Tamerlano Floransa’da Ferdinando de’Medici’nin Pratolino’daki yazlık villasında sahnelendi. Ne yazık ki bu operanın partisyonu kayıp.

Halen partisyonu kaybolmamış en eski Bajazet operasının bestecisi Francesco Gasparini’dir. Corelli’nin öğrencisi olan Gasparini, 18. yüzyıl Venedikli opera bestecilerinin en tanınmışlarından biriydi. İlk önce Tamerlano adıyla bestelediği opera 1710 yılında Venedik’te Teatro Tron di San Cassiano’da sahnelendi. Libretto yazarı Venedikli bir soylu olan Kont Agostino Piovene idi. Gasparini, 1719’da Tamerlano’yu yeniden elden geçirdi ve bu kez adını Bajazet olarak değiştirdi. Gasparini, Bajazet rolünü tenor ses için yeniden düzenledi. Böylece barok opera geleneğinde ilk kez bir operanın kahramanını kastrato ses yerine tenor ses canlandırdı. Bajazet rolü barok operanın ilk tenor başrolü oldu.

Reggio Saray Tiyatrosu’ndaki temsilde zamanın en tanınmış tenoru Francesco Borosini, Bajazet rolünde büyük başarı kazandı. Tamerlano’yu ise yine dönemin gözde kastratolarından Antonio Bernacchi, Trabzon prensesi Irene’yi de Dresden Saray operası solisti ve Johann Adolf Hasse’nin karısı Faustino Bordoni canlandırıyordu.

Yıldırım Beyazıt ve Timur konusunu işleyen bu librettoyu bazen Bajazet, bazen Tamerlano adıyla 18. yüzyıl boyunca 1710 ile 1799 yılları arasında ele alan pek çok besteci arasında Leonardo Leo, Giovanni Antonio Giarj, Nicola Porpora, George Friedrich Haendel, Antonio Vivaldi, Giuseppe Clemente Bonomi, Giovanni Colombi, Andrea Bernasconi, Gioacchino Cocchi, Nicolo Jomelli, Giuseppe Scolari, Giuseppe Scarlatti, Ferdinando Giuseppe Bertoni, Pietro Guglielmi, Antonio Sacchini, Gaetano Andreozzi, Gaetano Marinelli, Josef Myslivecek sayılabilir.

Bu operaların içinde en tanınmış olanı tabii ki Haendel’in Tamerlano operasıydı. İlk kez 1724 yılında Londra’da Haymarket’te sahnelenen Tamerlano, 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar unutulmuş, ancak barok operaya yeniden uyanan ilgi sonucu gün ışığına tekrar çıkarılmıştı. 1736 yılının karnaval mevsiminde ilk kez Verona’da sahnelenen bir başka Il Tamerlano’nun bestecisi ise Antonio Vivaldi idi. Ancak Il Tamerlano’nun partisyonu da Vivaldi’nin pek çok operası gibi 18. yüzyılın sonlarında kayboldu.

18. yüzyıl İtalya’sında Osmanlı tarihi ile ilgili Solimano ve Bajazet operalarından başka üç “ciddi” opera daha bestelenmişti. Bunlardan biri olan L’Ibrahim Sultano, Adriano Morelli’nin aynı addaki trajedisi üzerine Carlo Francesco Pollarolo tarafından bestelenmiş ve ilk kez Venedik’te 1692 yılında Teatro Grimano di San Giovanni’de sahnelenmişti.

Guiseppe Giordani’nin bestelediği Osmane ise ilk kez 1784’te yine Venedik’te Teatro di San Benedetto’da sahnelenmiş, ertesi yıl 1785’de Bergamo’da tekrarlanmıştı. Konu ile ilk kez ilgilenen Fransız oyun yazarı Tristan l’Hermite, 1622’de öldürülen Osmanlı Padişah’ı Genç Osman’ın trajedisini 1648’de kaleme almıştı. Operanın librettosunu ise Romalı rahip Gaetano Sertor, Tristan l’Hermite’in trajedisini temel alarak yazmıştı.

Son olarak Antonio Vivaldi’nin Scanderbeg adlı operasına kısaca değinebiliriz. 1404-1468 yılları arasında yaşamış olan bir Arnavut kahramandır İskender Bey. Batılılar ona Scanderbeg derler. Sultan I. Murat, Epir ve Arnavutluk Kralı Yanis Castriota ile bir anlaşma yapmış, onun topraklarında egemenliğini sürdürmesine karşılık, o günün geleneğine göre oğullarını rehin alarak Edirne Sarayına getirmişti. Dört oğlanın en küçüğü çok zeki ve yetenekliydi. Sultan II. Murat onu kendi oğullarından ayırmadı ve onlarla birlikte eğitti, iyi bir savaşçı olarak yetişen Yorgo Castriot’a Makedonyalı kumandan Büyük İskender’den ilham alarak İskender adını verdi ve onu hem sancak beyi yaptı hem de savaşlarda yanına aldı. Ne var ki bu savaşlardan birinde İskender Bey Murat’a ihanet ederek Hunyadi Janos’un yanına geçti. Ardından da Arnavutluk’un bağımsızlığı için önce Sultan Murat’la sonra da Fatih Sultan Mehmet’le 25 yıl süren bir gerilla savaşına girişti. Osmanlı gibi bir güce kafa tutması onu batılıların gözünde büyük bir kahramana dönüştürdü.

Vivaldi’nin Scanderbeg operası 1718 yılında Floransa’da Via della Pergola Tiyatrosu’nda Toscana Gran Dükü Gian Gastone de Medici’nin himayelerinde oynandı. Librettoyu Alessandro Scarlatti’nin Il Tamerlano operasının da libretto yazarı olan Antonio Salvi yazmıştı. Ne yazık ki bu opera da Vivaldi’nin pek çok operası gibi kayıp.

17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı tarihinin kanlı ve trajik olaylarına ilgi duyarak tiyatro ve opera eserleri yaratan Avrupalılar 18, yüzyılın sonlarına doğru ve 19. yüzyılda trajedilerden vazgeçerek komediye yöneldiler. Türklere bakış zaman içinde değiştiğinden Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma operası başta olmak üzere İtalya’da, Almanya’da, Fransa’da ve İngiltere’de Türkleri ve haremi konu alan pek çok komik opera bestelendi. Komik operalar konumuzun dışında kaldığından bu yazıda ele alınmadılar.

Açık Radyo 29 Mart 2004
Kaynakça

* Alderson, A.D. – The Structure of Ottoman Dynasty (Oxford, 1956)
* Cantemir, D. – The History of the Growth and Decay of the Othman Empire (Londra, 1734)
* Loewenberg, A. – Annals of Opera 1597-1940 (Cenevre, Societas Bibliographica, 1943. rev. 1955)
* Lybyer, T. R. – The Ottoman Empire in the Time of Suleiman (Cambridge, Harvard University Press, 1913)
* McClure, T. R. – A Reconstruction of Theatrical and Musical Practice in the Production of Italian Opera in the Eighteenth-Century (Doktora tezi, Ohio State University, 1956)
* Meyer, E. R. – -“Turquerie and Eighteenth-Century Music”, Eighteenth-Century Stıdies VII/4 (Summer 1974) s. 474-488.
* Moran, B. – Türklerle ilgili İngilizce yayınlar Bibliografyası, 15. yüzyıldan 18. yüzyıla Kadar (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, No. 1050. İstanbul Matbaası, 1964)
* Rouilliard, C. D. – The Turk in French History, Thought, and Literature, 1520-1660 (Ancienne Librairie Furne, Boivin & Cie, Editeurs, 1938)
* Sadie, S. – ed. The New Grove Dictionary of Music and Musicians (Londra, Mcmillan, 1980)
* Sartori, C. – I libretti italiani a stampa dalle origini al 1800, 7 cilt. (ed. Bertola & Locatelli, 1990-1994)

Yorum yapın

Daha fazla Kültür Sanat, Öteki Tarih
Ali Şeriati’ye göre 20 maddede dinlerin ortak özellikleri

İlkel dinlerin hepsinden -fetişizm, animizm (ruhlara tapma), totemizm, mânâ’ya itikat,...

Kapat